İSTİKLAL MARŞI’MIZIN KITALARININ ANLAMI NEDİR

İSTİKLAL MARŞI’MIZIN KITALARININ ANLAMI NEDİR

İSTİKLAL MARŞI’MIZIN KITALARININ ANLAMI NEDİR

İstiklal marşı diğer milletlerden farklı olarak yurdumuzda yaşanan acı olayların, birlik ve beraberlikle kazanılan savaşların, elele vererek kat edilen mesafelerin bir neticesi olarak ortaya çıkan milli ruhun eseridir, yokluktan varlığa, esaretten Cumhuriyete uzanan bir ulusal hayat hikayesidir ve yüce bir kalem tarafından ölümsüzleştirilmesi de marşa ayrı bir mana katar.

İstiklal marşı bir milletin ve devletin bağımsızlık sembolüdür, kutsaldır, bayrak gibi en kıymetli haysiyet ve şerefidir. Bu marş sadece dilde kalacak bir melodiden ibaret değildir ve her kıtasıyla, kelimesiyle anlaşılması gereken bir milli değerdir.

Kıtaların anlamını ayrı ayrı düşünmek çok doğru değildir çünkü tamamı bir bütündür buna rağmen her bir kıtada ayrı şeylere vurgu yapıldığı için kıtalara yönelik açıklama yapmak mümkündür.

Kıtaların açıklaması;

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
O benimdir, o benim milletimindir ancak.

Şair, ilk kıtada Türk ulusuna ve onun ayrılmaz bir parçası olan kahraman Türk ordusuna sesleniyor. Diyor ki korkma, gökyüzünde dalgalanmakta olan bu bayrak, bir daha inmemek üzere göklerdedir. Yurdun tüm kaleleri zapt edilse, tüm ocakları sönse de bu bayrak gökte var olmaya devam edecektir. Bu bayrak varlığın, bağımsızlığın ve var olmanın sembolüdür ki o indiğinde vatanda bir tek nefer kalmamış demektir. Çünkü o milletin yıldızıdır, geleceğidir, güvencesidir, bekasıdır, var olmasıdır, bağımsızlığıdır. Ve o kimsenin değil sadece bu milletin ve O’nun kahraman ordusunun malıdır.

***

Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celal?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal…
Hakkıdır, hakk’a tapan, milletimin istiklal!

İkinci kıtada şair, ay yıldızlı bayrağımıza seslenerek, milletin içinde bulunduğu zor şartlardan dolayı bayrağın kırgın ve küskün olduğunu  mecazi olarak anlatıyor ve  Kahraman Türk milletinin mutlaka olması gereken ve layık olduğu tam bağımsızlığa kavuşacağına olan inancını ifade ediyor, yıllardır sayısız şehit pahasına verilen milli mücadelenin bayrak yani bağımsızlık uğruna verildiğine dikkat çekerek, hürriyet ve istiklalin, tam bağımsızlık ve egemenliğin  bu Türk ve Müslüman milletinin hakkı olduğunu dile getiriyor. Ekleyerek de diyor ki Allah’a inanıp güvenen bu milletin bağımsızlık ve egemenliği en doğal hakkıdır ve bu hak elbette elde edilecektir.

***

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

Üçüncü kıtada ise Türk ulusunun ezelden beri devletsiz kalmadığı, esir yaşamadığı ve esarete düşman olduğu hatırlatılarak, yine bu zor günlerden ve mutlaka çıkılacağına dair inancını tekrar ederek, tarih ve kültürden gelen Türklük ruhuna cihanda hiçbir gücün engel olamayacağına vurgu yapıyor. Devamında ise diyor ki engin denizleri aşmak gerekse de, dağları aşmak, yerle bir etmek gerekse de, hiçbir sınır ve kısıtlama tanımadan, önüne çıkan tüm engelleri yıkarak bu millet mutlaka bağımsızlığına kavuşacak, esaretten kurtulacak ve yeni bir devlet muhakkak kuracaktır.

***

Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
‘Medeniyet!’ dediğin tek dişi kalmış canavar?

Dördüncü kıtada şair, Batı medeniyetlerinin el birliği etmişçesine hep birden saldırdığı ve yok etmek için and içtiği bu güzel vatanı korumak için kalplerdeki vatan aşkının ve Allah sevgisinin yeterli olacağını, bu inanç sayesinde hiçbir gücün bu milleti yok edemeyeceğine olan inancını anlatıyor. Devamında ise Batıyı sözde medeniyet timsali olarak anarken, teknoloji ve bilimi sömürü, zulüm ve yayılmacı politikalarla, ancak haksız ve adaletsiz uygulamalarla suçluyor. Milletin o dönem itibarıyla mahrum olduğu bu medeniyet ve teknolojik güce iman ve aşkla karşı koyacağını ima eden şair, kazananın inanç ve mazlum taraf olacağını işaret ediyor.

***

Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma, sakın.
Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın.
Doğacaktır sana va’dettigi günler hakk’ın…
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

Beşinci kıtada ise sesleniş halkın her bir ferdine ve dolayısıyla orduyadır ki bu saldırı meraklısı, Türklüğe ve İslam’a düşman olan zalimlerin bu cennet yurda ayak basmasına dahi hiçbir kul müsaade etmemeli, ayak basanın ayakları kırılmalıdır. Çünkü onlar haksızdır, alçaktır, namuslu değildir, davalarında haklı değillerdir. Bu karşı duruş mutlaka olmalı, gerekirse bendenler kurşunlara siper edilmelidir. Yani o istilacı düşmanların yurda sokulmaması her alanda bu denli önemlidir. Nihayet şehit olma arzusu ile kurşunlara siper edilen bu kahraman bedenlerin inşallah zaferi muhakkaktır ve yakındır. Çünkü Allah ve vatan uğruna savaşanlar daima kazanmıştır ve kazanacaktır. Çünkü Allah zulümle savaşı emreder ve savaşanlara da yardımını er geç mutlaka gönderir. Bu nedenle kazanan Türk milleti olacaktır demektedir.

***

Bastığın yerleri ‘toprak!’ diyerek geçme, tanı:
Düşün altında binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:
Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.

Altıncı kıtada Ulusa sesleniş devam etmekte ve bu kez vatan bahsi öne çıkarılarak bu mukaddes topraklarda bu zamana değin verilen şehitlerin, dökülen kanların vurgusu yapılarak, o şehitlere bir borç olarak, namus meselesi olarak, vatana hizmet adına kimsenin bu vatandan vazgeçmesine, bu vatanı hainlere teslim etmesine imkân ve hakkı olmadığını anlatılarak, dünyalardan güzel bu vatanın son damla kanımıza kadar müdafa edilmesi gerektiği vurgulanıyor. Kişisel veya toplumsal olarak maddi kazanımlar ne olursa olsun hiçbir şeyin bağımsızlık kadar kıymetli olmadığına işaret edilen bu kıtada, bu bağımsızlık için mücadele etmenin boşuna olmadığı tekrar ediliyor.

***

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şuheda fışkıracak toprağı sıksan, şuheda!
Canı, cananı, bütün varımı alsın da hüda,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.

Dört yanı mukaddes bu cennet vatan uğruna canları feda etmek gerektiğini anlatan şair bu kıtada, vatanın her karış toprağının şehit atalarımızın kanlarıyla sulandığını hatırlatarak, Yüce Allah’a yalvarıyor ve diyor ki “Allah’ım, canımı, cananımı, neyim var neyim yoksa al ama beni bu vatanımdan mahrum bırakma”. Şair bu duasını doğal olarak milletin tüm evlatları adına ve herkes için yapıyor ve mesaj olarak herkese de şunu işaret ediyor ki sahip olunan her şeyden çok daha kıymetlisi bağımsız ve insanca yaşamdır ve bunu temin eden önce bayrak ve müstakil vatandır. Sahip olunan servetler ve kıymetler bağımsızlığın yitirilmesi, vatanın kaybedilmesi durumunda bir hiçtir. Çünkü vatan kaybedilirse millet baba ocağından ve yurdundan mahrum kalmış garipler gibi kimsesiz kalacaktır.

***

Ruhumun senden, ilahi, şudur ancak emeli:
Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli.
Bu ezanlar-ki şahadetleri dinin temeli,
Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.

Şair bu kıtada Yüce Allah’a yalvararak, bunu tüm millet adına dillendirerek, arzu ve dileğinin, bu kutsal topraklara zalimlerin ellerinin değmemesi olduğunu ifade ediyor. Devamında ise mabet kadar kutsal bu topraklara dinen mahrem olmayanların yani dokunma hakkı olmayanların dokunmaması için yalvarıyor, dua ediyor. Allah’a olan inancın en temel göstergelerinden olan ezan seslerinin bu kutsal topraklar üzerinde ebediyen susmaması için Allah’tan yardım dileyen şair, ezanların gür ve hür okunması temennisini tüm millet adına ifade ediyor.

***

O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım,
Her cerihamdan, ilahi, boşanıp kanlı yaşım,
Fışkırır ruh-i mücerred gibi yerden na’şım;
O zaman yükselerek arsa değer belki başım.

Şair bu kıtada ise yine Yüce Allah’a yakararak, şayet duaları kabul olur ve vatan toprakları namahrem ellerinden temizlenir ve korunursa secdelerin coşkuyla ifa edileceğini, imanların artacağını vurguluyor ve bedeni yaralara rağmen kalplerdeki huzur ve mutlulukla vatanın kutsiyetinin de korunacağını ve ölünse de Allah’a verilen söz yerine getirilmiş ve bir mukaddes dava uğruna şehit olunmuş olmanın verdiği sevinçle ruhların göğe yükseleceğini anlatıyor. Özetle, duasının kabulü halinde vatanın selamete çıkması durumunda canlar feda edilse de, mukaddes dava adına verilen bu canların çok daha yüce değerler için feda edilmesi sebebiyle şehitlere yakışır bir eda ile tüm milletin huzur bulacağı ve ahirete de bu inanç ve umutla varacağı anlatılıyor. Bunun aksi ise gizli mana olarak satır aralarında yer alıyor ve bedenler yaşasa da vatan yaşamadıkça selametin asla mümkün olamayacağı anlatılıyor.

***

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal.
Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlal:
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, hakk’a tapan, milletimin istiklal!

Son kıtada ise şair, izah etmeye çalıştığı tüm hususları toparlayarak, yeniden bayrağa sesleniyor ve bunca dökülen şehit kanı nedeniyle bu ulusun çoktandır bağımsızlığı hak ettiğini dile getirerek, ulusa korkmaması ve geleceğe güvenle bakmasını tekrar ediyor, Allah’a tapan, inanan ve haklı olanların elbet kazanacağına olan güvenini yineleyerek, Hürriyetin bu bağımsızlık için savaşanların, bağımsızlığın Allah ve vatan aşkıyla yananların hakkı olduğunu işaret ederek kıtalarını tamamlıyor. Özetle bayrağın hür dalgalanmasının ve milletin bağımsız yaşamasının hak olduğunu vurgulayan şair, tüm ulusa güven ve umut aşılayarak marşını tamamlıyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir