Atatürkçülük ilkeleri, Devletçilik

Atatürkçülük ilkeleri, Devletçilik

Atatürkçülük ilkeleri, Devletçilik

DEVLETÇİLİK

Atatürk devletçiliği, kişisel çalışma ve faaliyeti esas tutar. Bununla birlikte, mümkün olduğu kadar az zaman içinde Dinamik İdeale kavuşmak için, milletin genel ve yüksek çıkarlarının gereğine göre, bütün işlerde özellikle ekonomik alanda, devletin fiilen ilgilenmesini benimser, Devletin fiilen ilgilenmesi, yapma, yaptırma, yönlendirme, teşvik, yardım etme, yapılanları düzenleme ve kontrol etmek anlamlarına gelir. Atatürkçülük’te devletçilik” sosyal, ahlaki ve millidir. ” Bu yönden siyasi nüfuz ve kudrete, egemenliğe sahip olan devlet Dinamik İdeale ulaşmada, egemenliğin sağladığı gücü, sosyal, ahlaki ve milli niteliklerinin yönlendirdiği doğrultuda ve çerçevelediği sınırlar içinde kullanmalıdır.

Devletin kendini daha güçlü yapacak ” içte ve dışta millet işlerini gördüreceği yüksek kabiliyetli vatandaşlara ihtiyacı vardır… Devlet, tüm vatandaşların, herhangi bir sanat ve meslekte, zamanımızdaki ilerlemelerin gerektirdiği derecede başarılı olması ile ilgilenir. Bu nedenlerledir ki vatandaşların öğretimi, eğitimi ve sağlığı ile ilgilenmek zorundadır…”

Atatürkçülük’te “toplum yararına hizmet eden kuruluşların çoğaltılması, devletin, önemle göz önünde tutacağı bir meseledir. Bu sayede kar amacını güden faaliyetler sınırlanmış olur. Bu durum, vatandaşlar arasında ahlaki dayanışmanın gelişmesine yardım eden önemli bir etkendir. ” Ayrıca ” milli gelirin dağılımında, daha mükemmel bir adalet ve emek sarf edenlere daha yüksek refah sağlanması; milli birliğin korunması için şarttır. Bu şartı daima göz önünde tutmak, milli birliğin temsilcisi olan devletin önemli vazifesidir. ” Vatandaşlar arasında bağlılığın güçlenmesi milli birliği de güçlendireceğinden Türkiye’de ” herkes herkes içindir ” anlayışına uygun olarak sosyal ihtiyaçların sağlanmasında devletin yakın ilgisi vardır.

Fikri hayatta olduğu gibi ekonomik hayatta da devletin birinci derecede önemli ve hayati faaliyetleri üzerine alarak başarması gerekir. Atatürk devletçiliğinde devletin baş ve esas vazifesi:

(a) “Memleket içinde, güvenliği, ve adaleti sağlayarak ve devam ettirerek, vatandaşların her çeşit hürriyetini güven altında bulundurmaktır.”

Bu ise, “Kanunu egemen kılmak ve adaleti iyi dağıtmak” yanında “vatandaşın yaşayışını hiçbir nüfuzun etkisinde bırakmayan ve rahatsız edilmeksizin yaşamasını temin eden bir iç siyasetle sağlanır. Bu hususta Cumhuriyet Jandarma ve Emniyet kuvvetlerinin hizmet ve fedakarlığı yüksek takdire layıktır.”

(b) “Dış siyaset ve diğer milletlerle olan ilişkileri iyi idare ederek ve içte her çeşit savunma kuvvetlerini, daima hazır tutarak milletin bağımsızlığını güven altında bulundurmak” ve eğer bu uğurda başka çare kalmazsa, milletin hukukunu silahla korumaktır. Bu husus, milli güvenlik önlemleri ile ve esas olarak milli varlığı ve inkılabı kollayan ve koruyan Türk Silahlı Kuvvetlerinin kıymetini korumakla sağlanır.

Devletin bu temel vazifelerini tam yapması için, fikir ve ekonomi hayatında doğrudan ilgilendiği diğer faaliyetler vardır. Esasen fikir ve ekonomi hayatını devlet hayatından ayırmak mümkün değildir.

(c) ” Bu iki çeşit vazifeden başka devlet… yollar, demiryolları v.s. gibi bayındırlık işleri, milli eğitim işleri, sağlık işleri, sosyal yardım işleri, tarım, ticaret ve sanata ait ekonomik” alanlardaki vazifelerini yerine getirir.

Bu amaçla Dinamik İdeal, ekonomik gücün sürekli olarak daha güçlenmesini öngörmektedir. Atatürkçülük’te memlekette her çeşit üretimin çoğalması için, özel teşebbüsün devletçe zorunlu olduğunu önemle kaydettikten sonra. “Devlet ve özel teşebbüsün birbirine karşı değil, birbirinin tamamlayıcısı” olduğu belirtilir.

(d) Atatürk devletçiliğinde, ekonomik işlerde devlet ile kişinin doğrudan faaliyet göstermesi ve bu faaliyetler üzerinde de devletin düzenleyici rolünde olması, prensip olarak kabul edilir.

Devlet ve kişinin ekonomik faaliyet sahalarının hangi yürütme ve esas güdülerek ayrılabileceğini Atatürk: “bir iş ki büyük ve düzenli bir idareyi gerektirir, özel teşebbüs elinde tekelleşme tehlikesini gösterir veya genel bir ihtiyacı karşılar, o işi devlet üzerine alabilir. MadenIerin, ormanların, kanalların, demiryollarının, deniz taşımacılığı şirketlerinin devlet tarafından idaresi ve para ihraç eden bankaların millileştirilmesi, keza su, gaz, elektrik ve saireye ait işlerin mahalli idareler tarafından yapılması” sözleriyle açıklamıştır.

Topluma hizmet eden kamu kuruluşlarının çoğaltılması, devletin önemle göz önünde tutacağı bir konudur. Bu şekilde tümüyle kar amacına dayanan faaliyetler sınırlanmış olur. Bu hal, vatandaşlar arasında ahlaki dayanışmanın gelişmesine yardım eden önemli bir etkendir.

Özellikle, ” Türkiye Cumhuriyetini idare edenlerin, demokrasi esasından ayrılmamakla beraber Devletçilik prensibine uygun yürümeleri, içinde bulunduğumuz durumlara, şartlara ve zorunluluklara uygun olur. “

Atatürk’e göre uygulanması öngörülen Devletçilik Prensibi; “bütün üretim ve dağıtım vasıtalarını kişilerden alarak, milleti büsbütün başka esaslara göre düzenlemek amacını güden sosyalizm prensibine dayalı Kollektivizm yahut Komünizm gibi özel ve kişisel ekonomik teşebbüs ve faaliyete meydan bırakmayan bir sistem değildir. ” ” Kişisel çalışma ve faaliyeti esas tutmakla beraber mümkün olduğu kadar, az zaman içinde milleti refaha, memleketi bayındırlığa eriştirmek için milletin genel ve yüksek çıkarlarının gerektirdiği işlerle, özellikle ekonomik alanda devleti fiilen ilgili kılmaktır. ” ” Ekonomi işlerinde devletin ilgisi, doğrudan yapıcılık olduğu kadar özel teşebbüsü teşvik ve yapılanları düzenleme ve kontrol da etmektir. “

Sayfayı yazdırın Sayfayı yazdırın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir