Atatürkçülük ilkeleri, Milliyetçilik

Atatürkçülük ilkeleri, Milliyetçilik

Atatürkçülük ilkeleri, Milliyetçilik

ATATÜRKÇÜLÜK ilkeleri nedir?

MİLLİYETÇİLİK

Milliyetçiliğin ve Türk Milliyetçiliğinin Tanımı

Milletler topluluğu içinde, Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir.

Atatürkçülüğün birlik ve beraberlik yaratma hususundaki ilk temel ilkesi, milliyetçiliktir. Atatürk “Bir milletin, diğer milletlere oranla doğal veya sonradan kazanılmış, özel karakter sahibi olması, diğer milletlerden farklı bir özellik göstermesi genellikle onlardan ayrı olarak onlara paralel gelişmeye çalışması niteliğine milliyetler prensibi denir. Bu prensibe göre her kişi ve her millet kendi hakkında iyi niyet, topraklarına bizzat kayıtsız sahip çıkmayı istemek hakkına ve bu hakkın kullanılmasını önleyen veya sınırlayan engelleri ortadan kaldırmak hak ve hürriyetine sahiptir.

Bu prensip, bize hangi milletlerin hür, hangilerinin hürriyetinden şu veya bu şekilde yoksun olduklarını, yani millet adını taşımaya layık olmadıklarını kolaylıkla gösterir.” diyerek, milliyetçilik kavramını tanımlamıştır.

Türk milleti dil, kültür, ideal birliği ile birbirine bağlı vatandaşların oluşturduğu, doğal, toplumsal, ekonomik ve siyasal bir bütündür. Atatürkçülük esaslarına uyarak Türkiye Cumhuriyetini kollamak ve korumak, Türkiye Cumhuriyetini kuran Türk Milletinin görevidir.

Türk Milleti birdir ve bütündür. Türkiye’de, Ben Türk’üm diyen herkes Türk’tür. “Her Türk hür doğar, hür yaşar.”Türk Milleti, Türkiye Devletinin egemenliğinin kaynağı ve kayıtsız şartsız sahibidir. “Siyasi kuvvet, milli irade ve egemenlik milletin bir bütün halinde ortak kişiliğine aittir; birdir, bölünemez, ayrılamaz ve devredilemez.”

Türk Milleti bütün insanlığa karşı sorumluluklarını bilen, insanlık dünyasının hür, bağımsız, onurlu bir üyesidir. Kişisel ve ortak hürriyete aynı önemi verir. Her ikisini birlikte ele alır. Türkiye Devleti ülkesi; milli kara sınırları, uluslararası hava ve deniz sahaları ile çevrili bir bölgedir. Karası, denizleri ve havasıyla bir bütündür. Ülke üzerinde devlet egemenliği tamdır. Bölünmez ve iştirak kabul etmez.

Türk Milletinin “doğrudan doğruya yaşamın gerektirdikleri ile uğraşması”, milliyetçiliğin esasını meydana getirir. Milliyetçilik “gerçek, ilmi, müsbet anlamı ile milli bir devir yaşamayı” öngörür.

Türk milliyetçiliği her ilerlemenin ve kurtuluşun esası olarak kabul ettiği hürriyeti amaç edinmiştir.

Türk milliyetçiliği, halkçılıkla birlikte yürür, ancak halkçılığın uygulanması için milliyetçi olmak esastır. Bu esasa uygun olarak Türkiye’de “milli devreye yani halk devrinin de başlangıcına” girilmiştir.

Milli devirde milliyetçilik, devletin bütün müesseselerinin iç ve dış bütün faaliyetlerinde göz önünde tuttuğu bir ilkedir. Atatürkçülüğün öngördüğü, Türk Devletinin Dinamik İdeali; Türk Milletinin refahını, zenginliğini, mutluluğunu ve varlığını yükseltmeyi sağlayacak hedefleri kapsamaktadır. İç politika ve dış politika aynı hedefleri ele geçirmeyi amaçlamalı ve bu amaçla bütün faaliyetler milli güce dayalı ve milli gücün arttırılmasına yönelik olmalıdır.

Atatürkçülüğe göre, “Türk milliyetçiliği, ilerleme ve gelişme yolunda ve milletlerarası temas ve ilişkilerde, bütün çağdaş milletlere paralel ve onlarla bir uyum içinde yürümekle beraber, Türk toplumunun özel karakterini ve başlı başına bağımsız kimliğini korumaktır.” Milletler, milletler topluluğunda ayrı ayrı, kendi kendine bir bütün olan organizmalardır.

Türk milliyetçiliğine göre, Türk Milleti ilerleme ve gelişme yolunda ve milletlerarası temas ve ilişkilerde, bütün milletlere paralel yürür. Onlarla uyum sağlar. Bütün milletleri ve insanlığı sever. Bu bakımdan Türk milliyetçiliği medeni insanlık içinde, onun bir unsuru olarak insanlığın yükselmesine ve bütün milletlerin mesut ve zengin olmasına yönelik örnek bir milliyetçiliktir. Türk milliyetçiliği, Türk Milletinin şeref, onur ve çıkarlarına ilişilmesine asla izin vermez. Bu bakımdan milli olmayan ve Türk milliyetçiliğine aykırı akımların ülkeye girmesini ve bu akımların teşkil ettiği yurt dışındaki kuruluşlara katılmayı kabul etmez.

Milli Sınırlar Dışındaki Türkler

Atatürk’ün tanımladığı Türk milliyetçiliği, milli olmayan akımların ülkeye girmesini önlemekle birlikte, dünyada yaşayan bütün Türkleri sever. Onlarla olan doğal ilişkileri kabul eder, kardeş sayar, onların uygar ve zengin olmasını, onların gelişmelerini diler. Ama, kendisine siyasi alan olarak yalnız Türkiye Cumhuriyetinin sınırlarını ve bu sınırlar içinde varlığını sürdürmeyi benimser. Onlarla siyasal bütünleşmeyi öngörmez. Nitekim Atatürk “Türk Milleti Kurtuluş Savaşından beri, hatta bu savaşa atılırken bile mahkum milletlerin hürriyet ve bağımsızlık davalarıyla ilgilenmeyi, o davalara yardım etmeyi benimsemiştir. Böyle olunca kendi soydaşlarının hürriyet ve bağımsızlıklarına ilgisiz davranması elbette uygun görülemez. Fakat milliyet davası şuursuz ve ölçüsüz bir dava şeklinde düşünülmemeli ve savunulmamalıdır. Milliyet davası siyasi bir mücadele konusu olmadan önce şuurlu bir ideal meselesidir. Şuurlu ideal demek, müsbet bilimlere, bilimsel yöntemlere dayandırılmış bir hedef ve amaç demektir. O halde, propagandalarda denenmiş yöntemlere müracaat etmek şarttır. Hareketlerin imkan sınırları ve öncelikleri mutlaka hesaba katılmalıdır. Türkiye dışında kalmış Türkler, önce kültür meseleleriyle ilgilenmelidirler. Nitekim biz Türklük davasını böyle uygun bir ölçüde ele almış bulunuyoruz. Büyük Türk tarihine, Türk dilinin kaynaklarına, zengin lehçelerine, eski Türk eserlerine önem veriyoruz. Baykal ötesindeki Yakut Türklerinin dil ve kültürlerini bile ihmal etmiyoruz.” diyerek Milli sınırlar dışındaki Türklerle olan ilişkilerimizin, ilgimizin esaslarını belirtmektedir.

Milli Sınırlar İçindeki Dil, Duygu ve Kültür Birliği

Türk milliyetçiliği, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde Türk dili ile konuşan, Türk kültürü ile yetişen ve Türklük idealini benimseyen, yani dil, kültür ve amaç birliği ile birbirine bağlı vatandaşlardan oluşan doğal, siyasi, sosyal ve ekonomik bir bütünü, Türk Milleti olarak kabul eder. Bunlar hangi dinden olursa olsun Türk’tür. Bu ilkeye bağlı olan her kişi kendini Türk milletinin üyesi sayar. Böylece Türk vatanının gerçek sahibi olan Türkler, vatanlarının coğrafi zenginliklerinden hem kendileri faydalanır ve hem de bütün insanlığı faydalandırırlar. Bu bakımdan Türk milliyetçiliği, dar ve tekelci değildir.

Atatürk’ün “Türkiye halkı ırki veya dini ve kültürel yönden birleşmiş, bir diğerine karşı karşılıklı hürmet ve fedakarlık hisleriyle dolu ve kaderi, geleceği ve çıkarları ortak olan bir toplumdur.”

“Millet, dil, kültür ve ülkü birliği ile birbirine bağlı vatandaşların oluşturduğu bir siyasi ve sosyal toplumdur.” şeklindeki sözleri ile milli sınırlar içindeki dil, duygu ve kültür birliğinin Türk Milleti için zorunluluğunu açıklamaktadır. Milliyetçilikte milli terbiyeyi esas olan Atatürkçülük ; onun “Dilini, usulünü, vasıtalarını da milli yapmayı” öngörmüş ve bunun için esasları belirlemiştir.

Milli Karakter ve Milli İdeal

Atatürk, Türk milliyetçiliğini tanımlarken özellikle milli karakter ve Milli İdeale önem vermiş, Türk toplumunun özel karakterinin saklı tutulmasını istemiş ve Türk karakterini şöyle belirtmiştir:

“Türk Milletinin karakteri yüksektir. Türk Milleti çalışkandır. Türk Milleti zekidir. Çünkü Türk Milleti milli birlik ve beraberlik içerisinde güçlükleri yenmesini bilmiştir. Ve çünkü, Türk Milletinin yürümekte olduğu gelişme ve medeniyet yolunda, elinde ve kafasında tuttuğu meş’ale, müsbet ilimdir.”

Atatürk, Milli İdeali de şöyle açıklamıştır. ” Yüksek bir insan toplumu olan Türk Milletinin tarihi bir niteliği de, güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir. Bunun içindir ki, milletimizin yüksek karakterini, yorgunluk bilmeyen çalışkanlığını, yaradılıştan sahip olduğu zekasını, ilme bağlılığını, güzel sanatlara sevgisini, milli birlik duygusunu, devamlı olarak ve her türlü vasıta ve tedbirlerle besleyerek geliştirmek, milli idealimizdir. Bu sözleriyle Atatürk, Türk milletine gelecek için bir amaç göstermiş, Türk Milliyetçiliğinin başlıca unsurlarından biri olan bu inanç ve ideali şöyle belirtmiştir.

“Milletimiz, bundan sonraki çalışmalarında da başarılı olabilmek için milli hedefini bütün açıklık ve kesinliği ile bütün vatandaşların nazarında ve vicdanında bütün parlaklığıyla belirlemiş bulunuyor. İsterseniz benim burada hedef dediğim şeyi, siz milletin ideali olarak kabul ediniz. Fakat bu değerlendirmeyi yaparken dikkat ediniz ki, hayali bir anlama kendimizi kaptırmayalım. Milletimizin hedefi, milletimizin ideali, bütün dünyada tam anlamı ile medeni bir sosyal toplum olmaktır. Bilirsiniz ki, dünyada her kavmin varlığı, kıymeti, hürriyet ve bağımsızlık hakkı, sahip olduğu ve yapacağı medeni eserlerle uyumludur.

Medeni eser meydana getirmek kabiliyetinden yoksun olan kavimler, hürriyet ve bağımsızlıklarından ayrı tutulmaya mahkumdurlar. İnsanlık tarihi baştan başa bu dediğimi doğrulamaktadır.”

Milli Birlik ve Beraberlik

Birlik ve beraberlik Türk Milletinin niteliklerinden biridir.Milli birlik ve beraberlik Türk Milletinin bir bütün olması, içinde hiçbir bölücü, ayırıcı unsura yer vermemesi demektir. Milli birlik, en değerli varlığımızdır.

Atatürk, milliyetçiliğin başlıca unsurlarından saydığı birlik ve beraberliğin sağlanmasında Milli Eğitimin önemini belirtmiş ve “Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize, görecekleri öğrenimin sınırı ne olursa olsun, ilk önce ve her şeyden önce Türkiye’nin bağımsızlığına, kendi benliğine, milli geleneklerine düşman olan bütün unsurlarla mücadele etmek gereği öğretilmelidir.

Dünyada, uluslararası duruma göre böyle bir mücadelenin gerektirdiği manevi unsurlara sahip olmayan kişiler ve bu nitelikte kişilerden oluşan toplumlara, hayat ve bağımsızlık yoktur.

Çocuklarımızı aynı eğitim derecesinden geçirerek yetiştireceğiz. Kesinlikle bilmeliyiz ki iki parça halinde yaşayan milletler zayıftır, hastadır. Çocuklarımıza ve gençlerimize vereceğimiz öğrenim sınırı ne olursa olsun onlara esaslı olarak şunları öğreteceğiz; Milletine, Türkiye Devletine, Türkiye Büyük Millet Meclisine, düşman olanlarla mücadele ; (bu mücadelenin) sebep ve vasıtaları ile donatılmayan millet için yaşama hakkı yoktur. ” Bu esaslara inanan her Türk, Milli birlik ve beraberliğe inanacak ve onun en güçlü savunucusu olacaktır. Milli birlik ve beraberlik, milletlerin güçlü ve sağlam olması demektir.

Atatürk, Türk Milliyetçiliğinin başlıca unsuru olan milli birlik ve beraberliğin gerekliliğine ve milli birliği sarsacak hareketlere karşı dikkati çekmiş bulunmaktadır.

Bugünkü Türk Milleti, siyasi ve sosyal topluluğu içinde kendilerine kürtlük fikri, çerkezlik fikri ve hatta lazlık fikri veya boşnaklık fikri propaganda edilmek istenmiş vatandaş ve milletdaşlarımız vardır. Fakat geçmişin bu keyfi idare devirlerinin sonucu olan bu yanlış adlandırmalar, düşmana alet olmuş birkaç gerici, beyinsizden başka, hiçbir millet ferdi üzerinde kederlenmekten başka bir etki meydana getirmemiştir. Çünkü bu milletin fertleri de, genel Türk toplumu gibi aynı ortak geçmişe, tarihe ahlaka hukuka sahip bulunuyorlar… Bugün içimizde bulunan Hıristiyan, Musevi vatandaşlar, kader ve talihlerini Türk Milletine vicdani arzularıyla bağladıktan sonra kendilerine yan gözle, yabancı gözü ile bakmak; medeni Türk Milletinin asil ahlakından beklenebilir mi ?”

Din ve mezhep ayrılıklarını dikkate almayan milli birlik ve beraberlik esasen laikliği öngörmektedir.

Milli birlik ve beraberliğin en belirgin işareti, bütün vatandaşların içtenlikle Türk’üm diyebilmesidir.

Milli Ahlak

Her milletin kendine özgü bir ahlak anlayışı vardır. Ahlak toplumsal vicdanla içiçedir. Kişilerin çoğunluğunun davranışı milletin aynasıdır. Kişilerin, toplumun, milletin, davranışını etkileyen esaslar, değerler sistemini meydana getirir. Atalarımız vatan, bayrak ve namus tehlikede olduğu anda kendilerini toplum için feda etmekten hiç bir zaman kaçınmamışlardır. Türk ahlakı, milli değerlerde birleşmeyi, ailede, okulda ve vicdanlarda huzuru amaç edinmiştir. Karşılıklı saygı ve sevgi esasına göre kurulmuş ve gelişmiştir.

Ahlâkı bu şekilde oluşup gelişen Türk Milleti, yaşamı boyunca her zaman ahlakın en güzel örneğini dünyaya göstermiştir.

Ahlak, iyi niyete dayanır. Ahlak, geniş ölçüde insanın davranışlarıyla ilgili bir olgudur. İnsana neyi yapmanın iyi, neyi yapmanın kötü olduğunu öğretir. İrade ile davranışların birbirini tutmasının değerini belirtir. Kuşkusuz ahlak geniş ölçüde fazilete dayanır. Faziletin ise, adalet, bilgelik, doğruluk, ölçülülük, yiğitlik gibi ilkeleri vardır.

Bu ilkeler; toplumun yaşadığı çevre koşullarına bağlı olarak kişilere değişik ölçülerde yansır. Fakat toplumdaki kişilerin ahlakları genelde, birbirine çok benzer. Çünkü; “Türk Milletinin her kişisi aralarında, bir takım farklar olmakla beraber genel olarak birbirine benzer. Bazı yapılış farklarını ise normal karşılamak lazımdır. Çünkü… başka başka iklimlerin etkisi altında başka başka cinsten yerlilerle binlerce yıl yaşamış, kaynaşmış bu kadar eski ve bu kadar büyük bir insan toplumunun, bugünkü çocuklarının tamamı tamamına birbirlerine benzemeleri mümkün müdür ?.. Böyle olmakla beraber, bugünkü Türk Milletinin esası ayın kökün ve ayın uzun ve ortak geçmişin tesbit ettiği belirli tiptir. Türk tipi…” Atatürkçülük’te “Bazı işler vardır ki, kendiliğinden insanda onu yapmak için içte bir arzu, eğilim doğar, o iş arzulanmaya değer olur. İşte ahlaki işler aynı zamanda hem mecburi hem de arzulanabilir işlerdir.” ve “Türk Milletinin ortak görünen bir hali… vardır. Gerçekten dikkat edilirse, Türklerin aşağı yukarı ahlakları hep birbirine benzer. Bu yüksek ahlak, hiç bir milletin ahlakına benzemez. Ahlakın bir milletin meydana gelmesinde yeri, çok büyüktür, önemlidir.”

Türk milletinde ortak görünen bu haller, Türk’e özgüdür ve millidir. Atatürkçülük’te milli ahlak, klasik ahlak kitaplarında yazılanların üzerindedir. Ona göre, milli ahlakın kaynağı, toplumdur, millettir. Bunları, toplum doğurmuştur ve benimsemiştir. Bu bakımdan kişilere karşı emredici bir nitelik taşır.
“Gerçekte, ahlaklılık kişilerden ayrı ve bunların üstünde, ancak toplumsal, milli olabilir.

Milli ahlak; milletin, sosyal düzeni ve huzuru, şimdiki ve gelecekteki refahı, saadeti, selameti ve güvenliği medeniyette ilerleme ve yükselmesi için insanlardan, her hususta ilgi, gayret, nefsin feragatını ve gerektiği zaman seve seve canının verilmesini isteyen ahlaktır.”

Millet uğruna gerektiği zaman canını vermek kuralı, Atatürkçülüğün benimsediği önemli kurallardan biridir. Nitekim Atatürk ölümünden bir buçuk yıl öne sahip olduğu çiftliklerini hazineye bağışlaması dolayısıyla, Millet Meclisinin teşekkür bildirisine karşı verdiği cevapta “Söz konusu olan hediyenin,yüksek Türk Milletine benim asıl vermeyi düşündüğüm hediye karşısında hiçbir kıymeti yoktur. Ben, gerektiği zaman, en büyük hediyem olmak üzere, Türk Milletine canımı vereceğim.” demiştir.

Milli ahlakın istekleri doğru olmak, çok çalışmak, çevresindeki insanları, Türk Milletini saymak ve sevmek, ülkesini ve milletini her şeyin üstünde tutmak, yükselmek, ileri gitmek, varlığını Türk varlığına armağan etmeye hazır olmaktır.

Atatürk, Milli Ahlak’ı kutsal sayar. Çünkü, Türk milleti bu kutsal varlığa dayanarak yurdunu, bağımsızlığını ve milli egemenliğini korumasını bilmiştir.

Atatürk, “Ahlakın, milli, sosyal olduğunu söylemek ve toplumsal vicdanın bir ifadesidir demek, aynı zamanda ahlakın kutsallık sıfatını da tanımaktır. Ahlak, kutsaldır; çünkü, aynı değerde eşi yoktur ve başka hiçbir çeşit değerle ölçülemez.” diyerek, ahlakın kutsallığını belirtmiştir.

“Millet varlığını ve yurt erginliğini korumak için bütün yurttaşların canını ve her şeyini derhal ortaya koymaya karar vermiş olması, bir milletin en yenilmez silahı ve korunma vasıtası” kabul eden Atatürk, bu fedakarlığı sağlayan nitelikleri “Milli birlik, milli duygu, milli kültür en yüksekte göz diktiğimiz” hedefler şeklinde ele almıştır.

Türk Milleti, milli olduğuna inandığı işlerde zamanla tarihin akışını değiştirmiştir. Türk Milletini milli idealine ulaştıracak önemli araçlar millidir. Bu araçların başında, çok çalışmak gelir.

Ekonomik kalkınma, milli gücün artırılmasında belkemiği oluşturur. Ekonomik alanda kalkınma için ise, çok çalışmak gerekir. Türk Milletinin, çok çalışmasının milli bir vazife olduğunu anlaması, başarı için yeterlidir. Bu yönden “Bütün halk için bir Çalışma Milli Andı (Misak-ı Milli)” sağlayacak programa ihtiyaç vardır.

Milli His

Milli his, milli ahlakla iç içedir. Mükemmel bir milletin vatandaşları, milletin selameti söz konusu olunca, milli ahlakın gereği olarak, vicdanından kopan duygularla canlarını feda etmekten çekinmezler. En büyük milli his, milli heyecan, işte budur. Şu var ki, Türk Milleti, milli hissi, insani hisle yan yana düşünür. Onun vicdanında, milli hissin yanında insani hissin şerefli yeri de vardır. Ayrıca, Türk Milleti uygarlık yolunda, bağımsızlığını koruyarak uygar milletlerle ilişkisini sürdürür. Bu, onun, gelişme ve kalkınması için gereklidir. Çünkü Türk Milleti, insanlık dünyasının bir ailesidir.

Görülüyor ki, milli ahlakın temellerinden biri olan milli hissin mükemmel milletlerde yeri yüksektir.

Analar, babalar, öğretmenler ve millet büyükleri, bu hissi sağlamlaştırmak için bütün güçlerini kullanmalıdırlar. Millet çocuklarına verecekleri eğitimin amacı, bu yüksek milli hissin sağlanmasına yönelik olmalıdır.

Atatürk bu temel esası;

“Mükemmel bir millete, milli ahlakın gerekleri, o milletin fertleri tarafından adeta düşünülmeksizin, vicdani, hissi bir sebeple yapılır.

En büyük milli his, milli heyecan, işte budur. Millet analarının, millet babalarının, millet öğretmenlerinin ve millet büyüklerinin; evde, okulda, orduda, fabrikada, her yerde ve her işte millet çocuklarına, milletin her ferdine bıkmaksızın ve devamlı olarak verecekleri milli terbiyenin amacı, işte bu yüksek, milli hissi sağlamlaştırmak olmalıdır.” sözleriyle vurgulamıştır.

Atatürk Milliyetçiliği İnsancıldır

Atatürkçülükte Türk milliyetçiliği, insancıldır. Türk Milletinin dünya milletleri arasında yüksek ve şerefli bir yeri vardır. Çünkü insanı sever, insanları ezecek, yok edecek savaşlardan korur. Atatürk’ün, “İnsanları mutlu edeceğim diye onları birbirine boğazlatmak, insani olmayan ve son derece üzücü olan bir sistemdir. İnsanları mutlu edecek tek vasıta onları birbirine yaklaştırarak, onlara birbirini sevdirerek, karşılıklı maddi ve manevi ihtiyaçlarını karşılamaya yarayan hareket ve enerjidir. Dünya barışı içinde insanlığın gerçek mutluluğu, ancak bu yüksek ideal yolcularının çoğalması ve başarılı olmasıyla mümkün olacaktır” şeklindeki sözleri, O’nun Türk milliyetçiliğindeki insancıl unsurunu kesin olarak belirlemektedir. Bu yönden Atatürk, devlet yönetiminde vazife alanların bencil değil, insancıl olmasını, gelecek nesilleri düşünmesini istemektedir.

Atatürk, “Bütün insanlığın varlığını kendi şahıslarında gören adamlar mutsuzdurlar. Apaçıktır ki, o adam, insan olarak yok olacaktır. Herhangi bir şahsın yaşadıkça memnun ve mutlu olması için lazım gelen şey, kendisi için değil, kendisinden sonra gelecekler için çalışmaktır. Olumlu düşünen bir adam, ancak bu şekilde hareket edebilir. Hayatta tam zevk ve mutluluk, ancak gelecek nesillerin şerefi, varlığı, mutluluğu için çalışmakta bulunabilir.

Bir insan böyle hareket ederken, “Benden sonra gelecekler acaba böyle bir ruhla çalıştığımı fark edecekler mi ? diye bile düşünmemelidir. Hatta en mutlu olanlar, hizmetlerinin bütün nesillerce bilinmemesini tercih edecek karakterde bulunanlardır.” demekle gelecek nesiller için çalışmanın insanları yücelteceğini ortaya koymuştur.

Atatürk Milliyetçiliği diğer milletlerin de iyiliğini öngörür

Atatürkçülük, insanlığı bir vücut ve milletleri de onun organları sayar. Bu bakımdan milletleri yönetenlerin, önce, kendi milletlerinin mutluluğunu istemeleri, ama kendi milletleriyle birlikte bütün milletler için de, aynı şeyi arzu etmeleri gereklidir. Zira, en uzakta sanılan bir felaket, bir gün bize de gelebilir. Ülkenin dış politikasına yön verirken milletler topluluğu ile, Türk Milleti arasında organik bir bağ kurulmalı ve bu bağa göre dış politikaya yön verilmelidir.

Atatürk’ün “Dünyada ve dünya milletleri arasında huzur, anlaşma ve iyi geçim olmazsa, bir millet kendisi için ne yaparsa yapsın, huzurdan yoksun kalır. Onun için ben sevdiklerime şunu tavsiye ederim :

Milletleri yönetenler doğal olarak öncelikle kendi milletinin varlığı ve mutluluğunun gerçekleştiricisi olmak isterler. Fakat aynı zamanda bütün milletler için aynı şeyi istemek lazımdır.

Bütün dünya olayları bize bunu açıktan açığa ispat eder. En uzakta zannettiğimiz bir olayın bize bir gün etki etmeyeceğini bilemeyiz. Bunun için insanlığın hepsini bir vücut ve bir milleti, bunun bir organı saymak gerekir. Bir vücudun parmağının ucundaki acıdan diğer bütün organlar etkilenir.” şeklindeki sözleri, Türk Milliyetçiliğinin, diğer milliyetçilik akımlarına ve teorilerine göre üstün olan noktalarını belirtmektedir.

Türk Milliyetçiliği fikren, fiilen, hissen milli benliğe sahiptir

Atatürkçülük; milliyetçiliği, Türk Milletini sevmeyi, saymayı, Türk Milliyetçiliği ile övünmeyi, büyük atılımların gerçekleşerek hayati sorunların çözülmesinde bir güç kaynağı olarak görür. Bu esasın en güçlü kanıtını Atatürk vermiştir. “Ben 1919 senesi Mayıs’ı içinde Samsun’a çıktığım gün elimde maddi hiçbir kuvvet yoktu. Yalnız büyük Türk Milletinin asaletinden doğan ve benim vicdanımı dolduran yüksek ve manevi bir kuvvet vardı. İşte ben bu ulusal kuvvete, bu Türk Milletine güvenerek işe başladım.”

Atatürk milliyetçiliği, Türk Milletine mensup olmakla övünmeyi, Türk Milletine inanmayı ve güvenmeyi “Ne mutlu Türk’üm diyene” vecizesinde açıklamış ve bu fikri, “Türk! Övün, Çalış, Güven” esası ile harekete dönüştürmüştür.

Sayfayı yazdırın Sayfayı yazdırın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir