ONUNCU ADAM

ONUNCU ADAM

ONUNCU ADAM

Onuncu adam kural veya felsefesi, çoğumuza yabancı ve tuhaf gelecek şekilde, 2013 yılında bir filmde (Dünya Savaşı Z) telaffuz edilen bir kural veya uygulamadır ve özü; olup bitenler hakkında herkes tam ikna olmuş vaziyette, aynı fikirde olsa bile içlerinden seçilmiş bir kişinin (onuncu adamın) tam aksi istikamette ispata çalışması ve sakınca-hata-hile araması demektir.

Bu felsefe hayatın özellikle kamuya ait tüm alanlarına uygulanabilir ve bizlerce de faydalıdır. Sonucu değiştirecek güce sahip olsun veya olmasın onuncu adamın tüm gayreti ön kabullerden, ön yargılardan veya sunulandan, tüm algılardan sıyrılıp tarafsız olarak, yeni baştan, hatta art niyetle konuya tersten yaklaşması ve açık araması gayretidir.

Ülke gündeminde, bekaya dair meselelerde, siyasi manevralarda, terör sorunlarında, mali politikalarda, üretim, tarım ve sanayide bu kuralı işletmek olası tehdit ve tehlikeleri de görünür kılacak bir antitez çalışmasıdır.

Bilhassa askeri meselelerde bu onuncu adamın görevi düşman veya düşmanların, silahlı veya silahsız hamlelerini sanılanın ve görülenin aksine tespit edebilmek ve erken teşhis ile sorunları önceden bulup tedbir getirilmesini sağlamaktır.

Bu felsefe çoğu akla ters ve gereksiz gelecek olsa da işin en kötüsünü düşünmek, en masum ve haklı görünen meselede dahi bir bit yeniği aramak görülecektir ki çoğu zaman fayda sağlayacak ve oynanan oyunları ortaya çıkaracaktır.

Algılarla yönetilen dünyada sanal veriler ve sahte demeçlerle kandırılan sayısız insan/toplum vardır ile gerçek çoğu zaman farklıdır. Televizyon ve film sektörünün asli görevi insanları eğlendirmek değil, bu algıları zihinlere yerleştirmek, reklamlar ve dizilerle çocukları dahi kendi sistemlerine hazır birer asker yapmak, tüketim toplumları yaratmak, düşünmeyen, para harcayan, bencil ve sanal-bilgisayara bağlı bir gençlik üreterek yarınlarda kurmayı planladıkları yenidünya düzenine altyapı oluşturmaktır.

Sermaye piyasalarındaki dalgalanmalarda, siyasi demeçlerde, başa gelenlerde çoğunluğa ve genel kabule uymak kişilere mutluluk verir çünkü insanlar haklı olduklarını ve doğru tarafta yer aldıklarını sanırlar. Oysa çoğunluk her zaman asla doğru taraf demek değildir. Doğru taraf haklı ve düzgün olan, adil ve güzel olandır.

Algılarla ilgili insanların çoğu umursamaz halde olsa da, bazı akıl sahiplerinin temel kabulleri yıkmak adına işin perde arkasını görmek arzusu ve kabiliyeti sayesinde, insanlık bugünlere daha emin vaziyette gelmiştir. Mustafa Kemal Atatürk bunların belki de en yücesidir.

Tüm halkın, meclisin, saray ve halifenin razı olduğu, başkaca yol bulamadığı, korkuyla titrediği bir anda, zulme başkaldıran ve açıkça görünmeyen kurtuluş ışığını “Ya istiklal ya ölüm” parolasında bulabilen Mustafa Kemal Atatürk, tüm yargı ve kabullerin ötesine geçip umut ışığını yakalayandır.

O, kuvvetli önsezisi ile, söz ve hareketlerdeki derin manayı sezişiyle, manevra ve hamlelerin gerçek maksadını tespit edebilme kabiliyeti ile hayatında büyük çaplı ve kalıcı hata yapmamış tek liderdir.

Aynı mantıkla Türk gençliği bugün tüm meselelerine onuncu adam gözüyle bakabilmeli, gözlük, elek ve kalkan modeliyle yarınlara daha emin uzanabilmelidir.

Gözlük ile kast edilen, satır aralarını okuyabilme, perde arkasını görebilme, olayların birbiri ile bağlantısını sezebilme, gerçek maksadı ortaya çıkarabilme kabiliyetidir ki gazeteleri okurken, televizyon izlerken bu göz hep açık olmalı, bakmamalı, görmelidir.

Elek, yaratılmak istenen algıları tespit eden gözlüğün yardımıyla, zararlı algıları beyne ve kalbe sokmamak için elemeye yarayan araçtır ki faydasız, taraflı, yanlış, zararlı algıları daha en baştan reddetmek ve çuvala doldurmamak lazım gelendir.

Kalkan, tüm çabalara rağmen dinmeyecek algı yağmurlarından korunmak için bizleri koruyacak bilgi ve beceriye sahip olmak yetisidir ki bilgiden, akıldan yoksun insan ve toplumlar kalkansız kalacak, oklar vücutlarına acımasızca saplanacaktır.

İşte Türk gençliği, gözlük, elek ve kalkanıyla, onuncu adam mantığıyla kanmamak, aldanmamak, fark etmek ve tedbir almak mecburiyetindedir.

Çoğunluk ne derse desin, ekranlarda neler anlatılırsa anlatılsın, kitaplarda dahi ne yazarsa yazsın, en güvenilir insanlar neyi işaret ederse etsin gerçek tektir, yanlış çoktur. Bu dinde de böyledir, sosyal hayatta da.

Akıl ve bilgiye dost Türk gençliği önce okuyarak, öğrenerek ve aklına ekleyerek, sonra bunları hayata tatbik ederek, bit yeniği arayarak, aldanmayarak, kanmayarak, delil ve ispat arayarak, söze değil harekete bakarak gerçeği aramak ve çıkar yol bulmak zorundadır.

Siyonizm denen bela, algı yaratmakta, sanal saldırılarda, kendisini komplo teorileri sıralamasında en altta göstermekte, tembelliği özendirmekte, bilgiyi uzaklaştırmakta, hatta sahte bilgi üretmekte, sayısız belalar açarken kendisini masum göstermekte, sözle gönül alırken, amel ve eylemle ihanetlerin en yücelerini işlemekte, maske ile dolaşmakta hünerlidir.

Sömürgeci, yayılmacı, demokrasi karşıtı, terör destekli, din odaklı zararlı tüm faaliyetlerin ortak kaygısı GERÇEĞİ kendi lehlerine değiştirmektir. İşte gençliğin vazifesi bu yalın haldeki, el değmemiş gerçeği bulabilmek, değişmişse ilk halini yakalayabilmektir.

Onuncu adam mantığı ile devletlerin bekası temin edilebileceği gibi, kişilerin de huzur ve mutluluğu teminat altına alınabilir. Çünkü saf ve iknaya hazır vaziyette her görülene aldananların ortak adı “aptal”dır. Akıl sahipleri ise hemen alıp kabul etmeyen, sorgulayan ve delile dayandıranlardır.

Mustafa Kemal Atatürk, neredeyse tüm halkın ve yöneticilerin ikna olduğu bir ortamda, yanlışı gören, isabetli ve cesur öngörü sahibi dünya lideri olabilmişse bu vatan ve dinden aldığı iman kadar aynı zamanda sorgulayan beyne sahip olmasındandır ve O bu yüzden gençliğe okumayı, aklı, bilimi emretmiş, rehber olarak işaret etmiştir.

Bu yüzden O, gençliğe hitabesinde özet olarak yaşanan ve muhtemel yaşanacakları işaret etmiş, yüz yıl öncesinden yarınları görebilmiştir.

Hayatında hiç aldanmamış, kanmamış olması Atatürk’ün dehasına ispat, aynı zamanda Cumhuriyet gençliğine de örnektir.

Bu sayılanlar terk edilirse kişi ve toplumlar çokça mutlu olur ama içinde bulunduğu su yavaş yavaş ısıtılan kurbağa misali farkına varmadan kaynama noktasına gelir ve ölürler. Çünkü su aniden ısıtılırsa fark edilir ve kurbağa kaçar.

Bu yüzden acele etmeden, yüz yıllık ihanet yemini ile Türkiye Cumhuriyeti’nin kuyusunu kazmak isteyenler, yarattıkları algılarla, sıkıştırmalar, tehditler, oynamalar, kandırmacalar ve hileler ile suyu yavaş ısıtmakta, bilinçsiz, tüketime dayalı, sorumsuz, bilgiden uzak, tembel gençlik yaratmak, halkı yemek, yatak, lüks, israf ve eğlence denizine sokup düşünemez hale getirmek suretiyle Cumhuriyeti yavaş yavaş yok etmek istemektedir.

Akılların hemen yok artık dediğini duyar gibiyiz.

Çok basit olarak kırk yıl önceki yaşadığınız ortamı düşünün. Yediğiniz şeylerden, para ile satın aldıklarınızın listesine kadar düşünün. Kedileri öldürmek büyük günah ve köpekler şeytan (avludan içeri sokulmaz) iken bugün sizlere algılarla kabul ettirilenlere bir bakın. Kediler nankör ve köpekler en sadık dost olduysa… bu nasıl oldu? Hz. Peygamber Mekke’de bir tek köpek tutmaz ve dağların ardına sürdürürken, nasıl oldu da Müslüman olan bir toplumun evleri, arabaları köpeklerle doldu?

Halk nasıl oldu da üretimi terk edip tüketime odaklandı?

Nasıl oldu da Ulu önder ATATÜRK, aldanmamış, hata yapmamış, devasa başarılar elde etmiş, bu günleri temin etmiş, dine soluk aldırmış, vatanı selamete çıkarmış iken … sorgulanır oldu?

Türklük nasıl oldu da medeniyet beşiği ve ilim-irfan ordusuyken … barbarlar sürüsü yapılıverdi?

Aile ilişkileri, ana babalar, ana-baba kutsallığı nasıl oldu da 18 yaş ile terk edilmesi gereken geri kafalılar yapılıverdi?

Üç kuruş maaş için çalışanlar nasıl oldu da pahalı arabalar ile borçlanır oldu?

Mahalle kızlarına saldırmayı bırakın, yan bakan yabancılar sopalarla dövülürken nasıl oldu da beş yaşındaki kızlara tacizciler sokaklarda cirit atar hale geldi?

Nasıl oldu da yalancı, aldatıcı, münafıklar toplumda adam yerine konmazken, hırsızlara kiralık ev dahi verilmezken şimdilerde hırsızlar beyefendi oluverdi?

Adalet nasıl oldu da baş tacı iken bir kız isminden ibaret oldu?

Cumhuriyet Türkiyesi’nin en kilit kelimesi “NAMUS” iken nasıl oldu da namus ötelendi, örselendi?

Görüldüğü gibi bunları bir kez düşünürseniz oynanan oyunu da fark edersiniz ki az sayıda aydın bunları izah için kendisini paralarken, maalesef toplumun çoğu hala uyumaktadır.

Mustafa Kemal Atatürk öylesine huzurlu ve refah bir ortam sağlamıştır ki halk hala uyumaktadır.

Atatürk öylesine güçlü bir üretim modeli yaratmıştır ki ülke serveti tüm müdahalelere rağmen hala bitmemiştir.

Cumhuriyet öylesine güçlüdür ki tüm çabalara rağmen hala ayaktadır.

Lakin…. bu umursamazlık ve sorgulamamak belası devam edecek olursa kaçınılmaz son pek de uzak değildir.

İşte tam da bu yüzden gençlik, yarınların teminatı olarak Atatürk olmak, Atatürk gibi düşünmek zorundadır. Herkes onuncu adam mantığıyla, elekle, kalkanla, gözlükle meselelere yaklaşıp aldanmamak mecburiyetindedir.

Çalışmak, aklı rehber etmek, delil ve ispat aramak, sorunlara algılar istikametinde değil sağduyu ve bilgi ile yaklaşmak doğru olandır.

Ulu Önder Atatürk’ün mirası maddi serveti veya eserleri değil, aslen manevi mirasıdır. Bu manevi miras, O’nun fikirlerini anlamak ve takip – tatbik etmektir.

Yoksa bu gaflet uykusu devam ettiği müddetçe, kişilerin huzur ve mutluluğu da, ülkenin bekası da, İslam’ın geleceği de, Türklüğün değerleri de yakın zaman sonra yitirilmeye mahkûmdur. O zaman hürriyet ve istiklalini kaybetmiş toplumların başına gelenler gibi ülkenin kaderi de esaret ve yokluk olacak, en yüce değerler ayaklar altına alınacaktır.

O halde zaman Atatürk gibi düşünmek, Atatürk olmak, Atatürk’ü sadece izlemek değil, Atatürk ile aynı safta cehalet ve gaflete karşı azimle savaşmak zamanıdır.

Sayısız zararlı ve pis kokulu hamle, oyun, tezgah, hile, saldırı, tuzak arasında en gerçek yol gösterici akıl ve bilim, en yüce örnek Mustafa Kemal Atatürk ve Cumhuriyet, manevi rehber Yüce Kur’an, en gerçek ses kalplerin, vicdanların sesidir.

Sayfayı yazdırın Sayfayı yazdırın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir