Atatürkçülük terminolojisi – Atatürk sözlüğü

Atatürkçülük terminolojisi - Atatürk sözlüğü

Atatürkçülük terminolojisi – Atatürk sözlüğü

Türkçemiz içindeki pek çok kelimeyi farklı manaya çekmek, ağırlığını azaltmak, tesirini azaltmak mümkündür lakin doğru değildir. Çünkü bağımsızlık ve egemenliğin tesisinde her kelime mutlak doğru yerinde kullanılmış ve gizli şehvetlere, kapris ve kıvırmalara, entrikalara ve gafil tuzaklara müsaade edilmeden öz değerler ve ahlaki prensipler özenle muhafaza edilmiştir.

Yazımızda bu kelimelerden bazılarını bulacaksınız. Bu çalışmanın gayesi Atatürkçülük esaslarının temelini oluşturan bu kelimeleri her Türk gencinin asıl manasında kullanmasını teşvik ve tembih etmektir.

Adalet;

Veciz sözlerinde Ulu önderin sıkça izah ve ifade ettiği hak ve adalet var olmanın ve insanca yaşamanın vazgeçilmezi, geleceğe güvenle bakmanın kaçınılmazıdır. Yargı dini hurafelerden değil, dini hakikatler kaynaklı ama medeni hukuk temelli hak ve adalete dayanmalı, vatandaşlar arasında ayrım yapmadan haklı ve haksızı ayırt edebilmelidir. Adalet sağlanırsa vatandaş ve devletin birbirine güveni artacak ve milli birlik daha kolay tesis edilecektir. Adalet tesis ve temin edilemezse de sadece yargı değil kamu ve sosyal hayatın tüm değerleri yerle bir olacaktır.

Ahlak;

Atatürkçülükte ahlak mutlak ve milli olmak, din ve imanla uyum sağlamak mecburiyetindedir ki kopyalanmış ya da sözde kalan ahlak yeterli değildir. Zorla tesis edilen ahlak ise itimada layık olmadığı gibi arzu edilen de değildir. Aileler, öğretmenler ve devlet yöneticilerinin toplumsal hayattaki gayelerinden birisi bu ahlakı tesis ve idame ettirmektir ki namus ve şeref ile doğrudan bağlantılı ahlak tesis edilemez ise devletin bekası da, istiklal ve istikbal de tehlike altında demektir.

Akıl ve bilim;

Atatürk lisanında akıl ve bilim hayatta gerçek yol göstericidir, kurtuluş, refah ve esenliğin teminatı, medeniyet yolunda geri kalmamanın ilacıdır. Karanlık tarihin tekerrür etmesini engelleyecek, aydınlık yarınları temin edecek olan yol akıl ve bilim yoludur. Fertlerin, toplum ve devletlerin yaşamında asıl rehber akıl olmalıdır ki vicdan hürriyeti kişisel iken, bilimsellik kamu ve devletin sistematiğinin vazgeçilmezidir.

Atatürk’ü anlamak;

Atatürkçülüğün ilk harfi olan Ulu Önder Atatürk’ü tanımak ve anlamak, O’nun hayatını ezbere bilmek ve veciz sözleri ile ilkelerini ezberlemek, bunlarla nutuk atmak ve yakaya rozet takıştırmak değildir. Atatürk’ü anlamak O’nun ilke ve fikirlerini idrak ve bunları hayata tatbik edebilmektir. Atatürk’ü görme şansına sahip olamayan bizler için O’nu görmek demek fikirlerini ve eserlerini anlamak ve yaşatmak azmini kaybetmemektir. Atatürk’ü anlamak; tarih ve kültürümüze tamamen sadık kalarak, Türk ve Müslüman olmak, namus ve şereften taviz vermemek, vatan uğrunda canımızı ortaya koyabilmek ve Atatürk’ün izinde inkılaplar ile Cumhuriyet’in yılmaz bekçileri olmak ve bunun için akıl ve bilimin rehberliğinde durmaksızın çalışmak ve birlik olmaktır.

Atatürkçülük ilkeleri;

Atatürkçülük ilkeleri olarak bilinen altı ilke birbirinden ayrı şeyler değildir ve bu ilkelerin bir tanesine inanmamak ve takip etmemek kişiyi Atatürkçü olmaktan uzaklaştırır. En önde gelenleri laiklik ve inkılapçılık olan ilkelerde Cumhuriyetçilik özel bir yer tutar ve devletin tüm işleri bu altı ilkeye uygun olmak zorundadır. Anayasa ile teminat altına alınmış bu ilkelerin terki söz konusu değildir ve tamamı bir bütünün parçaları olan bu ilkeleri tatbik etmek, bu vatanda nefes alan herkese bir borçtur.

Barış;

Atatürk’e göre barış her şeye rağmen bir barış değildir. Savaş, haklı bir sebep yoksa cinayettir ve fakat ulusa, vatan ve bayrağa göz diken düşmana karşı ölümü göze alarak savaşmak lazım gelendir. Barış, diplomasi yolu ve iyi niyetle çözülebilecek meseleler için kaçınılmazdır ancak Türkiye Cumhuriyeti’nin tam bağımsızlığı tüm barış görüşmelerinin ilk kabulü olmak zorundadır. Yoksa barış söz konusu değildir ve her Türk genci bağımsızlık ve Cumhuriyeti’ne dil uzatan düşmanlara karşı tek başına kalsa dahi karşılık verecek imkân ve güçtedir.

Basın;

Atatürkçülükte basın hem halkın sesi hem devletin sesini duyurma vasıtasıdır ki burada kast edilenler gerçek haber ve bilgiler, sansürlenmemiş icraatlar, karşılıklı bilgi alışverişleridir. Basın eleştiri hakkına sahip olsa da aşırı giymemeli ve işbirlikçi bir karalama siyasetine imza atmamalıdır. Öte yandan devlet vatandaşın haber alma hakkına saygı göstermeli, milli ve kritik hususlar hariç basını denetleme hakkı saklı kalmak üzere serbest bırakmalıdır. Anadolu ajansını kuran, değişik gazeteleri çıkartan ve iletişimi zorunlu gören Atatürk, kendisi de sayısız makaleye imza atmış ve fikir trafiğinde gayet etkili olan basının müstakil ve bağımsız olmasını daima arzu etmiş bir liderdir. Burada da maalesef en büyük tehlike dolmakalem şeklinde tarif edilen satılık ve işbirlikçi yazarlardır ki bunlara karşı dikkatli olunmalı, egemenlik ve bağımsızlığa düşman kasıtlı kalemleri tespit edip korunmalıdır.

Bayrak;

Devlet ve milletin simgesi bayrak kutsaldır, yücedir ve hangi devlete ait olursa olsun saygıyı hak edendir. Türk bayrağı ise nesillerden beri şehit kanlarıyla sulanan, rengini şehadetten alan, ay ve yıldızı ile Türklüğü ve İslam’ı simgeleyen, mübarek ve uğrunda ölünesi bir ilahi emanettir.

Bütünleyici ilkeler;

Tam bağımsızlık, milli egemenlik, insan sevgisi, bilimsellik, barışçılık, milli birlik ve çağdaşlaşma olarak tasnif edilen bu ilkeler yazılı değil, ilkelerin manasından ve tatbikinden ortaya çıkarılmış tamamlayıcı esaslardır. Altı ilkenin tamamınca da tatbik edilmek durumundaki bu tamamlayıcı ilkelerin benimsenmesi ve hayata rehber edilmesi özel bir öneme sahiptir, terki söz konusu değildir.

Cumhuriyet;

Türk insanının kültür ve yapısına en uygun yönetim şekli olan Cumhuriyet, halkın kendi kendisini seçtiği kimselerce yönetmesi, onları denetlemesi ve zaman zaman yapılan seçimlerle enerjisini kaybeden vekilleri değiştirmesi, vekillerin vatan ve ulusun yüksek çıkarlarını, Cumhuriyet’in gereklerini tespit ve muhafaza – müdafa etmek için görev yapması demektir. Cumhuriyet herkes ve tüm zamanlar içindir. Tek kişilik yönetimlerin yerini alan Türk Cumhuriyeti’nde söz ve yetki sadece halktadır. Ve bu Cumhuriyet gençliğe emanettir. Bu ilkede seçilenlerin sürekli denetlenmesi gerektiğinde azli veya hukuki cezalandırmalara sevki esastır. İlkede her vatandaşın devlete ve devletin vatandaşa karşı hak, görev ve sorumlulukları vardır ki bunlar karşılıklı olarak temin edilir ve aksama durumunda tedbir alınır.

Cumhuriyetçilik;

Bu ilke Atatürk lisanında demokrasi ve uygarlık yolunda en olası ve doğru yönetim şeklini ifade eder ki bu Cumhuriyete sahip çıkmak ve güçlendirmek adına alınması gereken tüm tedbirler ve atılması gereken tüm adımlar bu mana içindedir. Cumhuriyetçilik ilkesinin özü tam bağımsızlık ve milli egemenliktir.

Çağdaşlaşma;

Milli kültür ve ahlakı kaybetmeden, batının yenilik ve gelişmelerini almak, faydalı etkileşim sağlamak demek olan çağdaşlaşma, ne olursa olsun almak değil, ahlak ve küğltürü terk etmek değil, batının dejenere alışkanlıklarını benimsemek değil, bilim ve endüstriyi kopyalamak hiç değildir. Çağdaşlaşma ile kast edilen eğitim ve öğretim ile bilimle tanışmak, araştırmak, çalışmak ve yorulmamak suretiyle bilimi nerede olursa olsun aramak ve bulmaktır. Nihayetinde devletin bekası ve fertlerin refahı buna bağlıdır ki eskinin köhne ve karanlık günlerine dönmemenin çaresi çağdaşlaşabilmektedir.

Çalışmak;

Atatürk’e göre çalışmak, aralıksız bir faaliyet olup meşgul olmak değil üretmek ve fayda sağlamak demektir. Yorulmamak diye bir şey yoktur ama gençlik yorulsa da durmadan ilerlemek mecburiyetindedir. Yerinde sayan uluslar geri kalacağından, durmadan ilerlemek milletlerin kaçınılmaz mecburiyetidir. İlerlemek ise akıl ve bilim rehberliğinde çalışmakla mümkündür ki ertelemek, üşenmek ve vazgeçmek Türk’ün tabiatında yoktur.

Çocuklar;

Dünyada ilk kez çocuklara bir bayram armağan eden Atatürk’ün evladı olmamıştır. Lakin bu çocuk sevgisine mani değildir. Okullarda, tören ve halk arasındaki sohbetlerinde çocukların yoğun ilgisine mazhar olan Atatürk her vesile ile onların Türk tarih ve kültürüne uygun yetiştirilmesi, sağlıklı ve mutlu olması için gerekli tedbirleri almış ve aldırmıştır. Evliliğinden evladı olmasa da tüm vatan evlatları O’nun manevi evlatlarıdır.

Devletçilik;

Atatürk ilkesi olarak devlet küçük ama kudretli bir merkezi yönetimi idare ederki bunun alt kuruluş ve bölümleri olsa da üniter yapı ve tek Ulus idraki tartışmaya kapalıdır. Devlet hayati konulardaki yatırımları sağlamaktan, istihdam yaratmaktan ve ihtiyaçları milli olarak karşılamaktan sorumludur. özel sektör ve kişiler ise daha az hayati konularda teşebbüs hakkına sahiptir. Devlet bunları teşvik ederek destekler, gerekli yasaları çıkartır ve denetler. Kamunun yararı, vatandaşın yararından önce gelen bu ilkeye göre ekonomi dahil hayatın tüm alanlarında milli olmak ve yeterli üretime sahip olmak kaçınılmaz bir gerektir. İthalat ve ithalata açık kapı bırakılıyorsa da asıl gaye ihtiyaçların yurt içinde üretimidir.

Din;

İslamiyet mukaddes olan en yüce değerdir ve vatandaşlar dini vecibe, inanç ve ibadetlerinde hürdür. Dileyen dilediği dine tabi olur, dileyen dinin gereklerine uymama hakkına sahiptir. Lakin herkes toplumun çoğunluğunun kabullerine uygun ve saygılı davranmakla mükelleftir ve Diyanet işleri başkanlığının görevi dini öğretmek, tanıtmak, din işlerini düzenlemek ve halkı arabizimden, israiliyattan, hurafe ve batıldan korumak ve kurtarmaktır. İslam dışı azınlıkların da ibadet hakkı vardır ve fakat onlar da ulusun tabi olduğu İslam’a saygılı davranmak zorundadır. İslam’ı merdiven altlarına indiren, hurafe ve yalanlara boğan, tarikatlaştıran, Arapçaya mahkum eden tüm anlayışlar Atatürkçülüğün din anlayışında terk olunur ve herkesin anlayabileceği ana dilde yazılı Kur’an mealleri ile tefsirlerin devlet eliyle vatandaşa ulaştırılması temin edilir. Devletin din işlerinde bir diğer görevi de okullarda sağlıklı ve doğru din eğitimi vermektir.

Ekonomi;

Atatürkçülük anlayışına ekonomi milli, bağımsız ve bilgi tabanlı olmalı, rekabet gücüne sahip bulunmalı ve üretime dayanmalıdır. Üretici ve tüketici haklarının tamamını garanti altına alması gereken ekonomi tarım ve sanayi kollarıyla evvele devletin ve sonra kamu ve halkın ihtiyaçlarını önceden belirlemek, tedbir almak mesuliyeti ile yükümlüdür ki dışa bağımlılık ekonominin iflası demektir. Ülkenin kendisine yeter hale getirilmesini hedef alan ekonomi anlayışı Atatürkçülükte ithalat ve ihracatı yasaklamaz ancak devletçilik ilkesine paralel olarak yurt içinden üretimi ve doğal olarak yerli malı kullanmayı zorunlu kılar.

Emanet;

Emanet, Atatürk ilkelerine göre gelecek nesillere teslim edilen kutsal ve önemli kıymetlerdir ki İslam ve Cumhuriyet ve bunlara bağlı nice alt değerler Atatürk lisanında gençliğe emanettir. Çünkü zaman akıp gitmekte ve devletler aklın önderliğinde çağa ayak uydurarak bekalarını sağlamak mecburiyetindedir. Miras olarak bırakılan seviyeden çok daha ileri gitmek, geçilmemenin, geri kalmamanın tek yoludur ve kendisini sürekli yenileyen ve geliştiren inkılapları hayata geçirecek olanlar gençler ve çocuklardır. Bunun temel ve asli yolu da sağlam ve milli bir eğitim – öğretim sistemidir.

Gençlik;

Halen yönetim kademelerinde yer almayan gençlik yakın zaman sonra bayrağı eline alacak olan potansiyel idareciler, yöneticiler ve bizatihi halkın kendisidir. Böyle olunca da gençlik tam donanımla, vatan ve millet şuurundan ayrılmadan, kültür ve tarihini unutmadan, Türk ve Türkçe temelli vaziyette kendisini yarın ki görevlere hazırlamakla ve kendisine bırakılan mirası koruyarak daha da ileri seviyelere ulaştırmakla yükümlüdür.

Gençliğe hitabe;

Atatürk’ün gençliğe hitabesi Büyük nutkunun özeti durumundadır ve kendisine Cumhuriyet ve inkılaplar emanet edilen gençliğe kısa seslenişidir. Bu seslenişte kısa ve öz olarak var olma ve bağımsızlık savaşımızın tüm detayları, dost ve düşmanlar, ihmal ve gafletler, kahramanlık ve vatanseverlikler, geçmiş ve gelecekler vardır. Karanlık geçmişin acı feryatlarını ve geleceğin modern Türkiye Cumhuriyeti’nin umut dolu pırıltılarını bir arada sunan hitabede en büyük görev elbette gençliğe verilmiştir. Gençlik bu hitabeyi aklına ve kalbine yazarak tatbik etmek vicdani borcuna sahiptir.

Hain;

Halkın, devletin ve Cumhuriyet’in karşısında olan düşmanlarla aynı görüş ve niyeti paylaşan, onlarla işbirliği yapan, silah, kalem veya sözle düşmanların emellerine hizmet edenlerin tamamı bu kapsamdadır. Gizli veya açık (çoğu zaman gizli) bir gaflet ve delaletle en kutsal değerlere sataşmaktan kaçınmayan bu hainler için asıl olan kendi menfaatleridir ki bunlar için namus, şeref, vatan, helal lokma gibi değerler mana taşımaz.

Halife ve hilafet;

Yeryüzünde Allah’ın gölgesi edasıyla nutujklar atan, halkı teba (kul) olarak gören, tartışma üstü olduğunu iddia eden, hem beşeri hem de manevi hayata hükmetmek hevesindekilerin modern Cumhuriyette ve Atatürkçülük anlayışında yeri asla yoktur. Kişisel mutluluk ve refahları için halkın eziyetlerini görmezden gelen, kendi rahatı için yurdu karanlıklara mahkum eden bu zihniyet geri dönmemek üzere terk olunmuştur ki saltanat da aynı durumdadır.

Halkçılık;

Halkın tüm fertlerinin eşitliğini, mutlak adaleti, sınıf ayrımcılığını engellemeyi ve çalışmanın teşvikiyle, iş hayatının her iki cephesini (işveren ve işçi) karşılıklı olarak kanunlarıyla koruma altına almayı hedefleyen halkçılık ilkesinde halk devlet ve devlette halktır. her türden ayrımcılık yasaktır ve azınlıkların hakları da koruma altındadır. Bu ilkeye göre ferdin ve devletin karşılıklı olarak hak, görev ve sorumlulukları vardır ve bunlar adalet çerçevesinde kanunlarla düzenlenir. Kuvvetler ayrılığını (yasama, yürütme ve yargı) esas alan bu ilke ile devlet kendisinin bekasını ve çıkarlarını mutlak surette temin için gerekli tüm tedbirleri almaktan, vatandaş ise vergi verip kanunlara uymaktan ve kanundan doğan haklarını özgürce kullanmaktan sorumludur.

Hayvan sevgisi;

Atatürk’ün pek çok sayıda köpeğinin, atının, kuş ve kedisinin olduğu malumdur. Onları seven, yaralı hayvanların tedavisini yaptıran, ölümlerinde çokça üzülen, onların mutlu ve özgür yaşamalarını dileyen Atatürk hayvanseverlere örnek olmuş, halka sokak hayvanları dahil merhamet göstermek konusunda öncülük etmiştir.

Hukuk;

Adil, tarafsız, eşitlikçi, millet egemenliğine dayalı hukuk, kuvvetler ayrımı şeklinde ve TBMM yasama organınca belirlenen ana kanunlara uygun vaziyette işlemesi gereken hayati bir mekanizmadır. Evvela devletin bekasını emniyete alan ve sonra halkın ihtiyaçlarını eşit ve adil olarak çözmesi gereken hukuk, medeni kural ve kanunlara uygun olarak çağdaş, milli ve yeterli olmalı, hukukun icrasından sorumlu tüm kademeler hak, hürriyet ve sorumlulukları kanunlar çerçevesinde uygulamalı ve uymayanları cezalandırıp, uyanları teşvik etmelidir. Hukuki alt yapısı sağlam olmayan yahut hukuku bağımsız ve adil olmayan ulusların bekası söz konusu değildir, halkın mutluluğu bu durumda asla tesis ve idame ettirilemez.

Hükümetler;

Atatürkçülük anlayışında hükümetler kalıcı değil dönemseldir, milli egemenliğe yani halkın oy tercihlerine bağlı olarak şekillenirler ve edilen yeminlere sadık kalarak Cumhuriyet ve vatan sevgisi ön şart olmak üzere seçilen vekillerce tesis edilirler. Kuvvetler ayrılığını şiddetle emreden bu anlayış, tartışmasız kişi ve kuruluşları toptan reddederken denetim mekanizmasını zorunlu kılar. Halk ve hükümet birbirini denetler ve hükümetler halk için vardır. Milli birliği tesisle yükümlü hükümetler beka için gerekli her türlü tedbiri almaktan ve devlet adına kararlar vermekten mesuldür. Lakin bu icraatların tamamı Cumhuriyet ruhuna ve inkılapların gereklerine uygun olmalıdır. Cumhuriyet kendisini bu kural ve kaideler ile teminat altına alır ki art niyetli yaklaşımlar Cumhuriyeti zedelese de halkın iman dolu göğsünden geri sekmeye mecburdur.

Hürriyet ve istiklal;

Atatürk’ün benim karakterimdir dediği hürriyet ve istiklal özgür ve bağımsız olmak demektir ki halk veya devlet fakir, zayıf, borçlu olabilirse de esir veya mahkum olamaz, bağımlı ve muhtaç olamaz.

İman;

İslam’ın ilk harfi olan iman, Atatürk’ün Türk insanında ve özellikle askerlerin şehit olma arzularında tespit edebildiği en yüce değerdir ki Kurtuluş savaşının zorlu muharebelerini kazandıran, açlık ve sefaletle inkılap yıllarında mucizeler yaratan, ölmeyi göz alıp cephelere koşan kadınlı erkekli yurttaşları zulme baş kaldırtan bu imandır. Allah’a imanın devamında gelen Kur’an’a ve Peygamber’e iman, vatan sevgisini ve namuslu-eşit hak ve hürriyetlere sahip bir yaşamı emreder ki Kurtuluş savaşının tüm hamleleri tamamen dine uygundur, iman gereğidir, ahde vefa suretindedir.

İnkılapçılık;

Devrim veya reform anlayışından farklı olarak Türk İnkılabı zaruretten doğmuş, savaş ve barış ortamını kapsayan, halk ve ordunun el ele vererek icra ettiği, sevgi ve istek temeline dayalı muazzam ve emsalsiz bir inkılaptır. İnkılapçılık ise ilk adımları atılan inkılapların emniyetle devamını sağlamak, akıl ve bilim önderliğinde kalıcılığını ve güzelliğini temin etmek maksadıyla atılan adımların tamamını kapsar. Organik, kendisini sürekli geliştiren, örnek olan ve zaman ve ihtiyaçlara göre kendisini uyarlayabilen inkılapların tamamı akla ve bilime uygun olduğu için doğrudur, gereklidir ve demode olmaktan uzaktır.

İnsan sevgisi;

Taassup veya yobazlıktan uzak olmak, hoşgörü ile ilişkileri sıcak tutup milli birlik ve beraberliği sağlamak gayreti demek olan insan sevgisi, Atatürkçülük lisanında etkin bir yer tutar. Devlet ve vatandaş ilişkilerinde özellikle ortaya çıkan bu durum, haksız tolerans veya kayırma değil fakat vicdan ve merhameti terk etmemek manasınadır. Yoksa devlet kendisine cephe alan, sorumluluklarını yerine getirmeyen, ihanet içinde olan, vergi vermeyen, kanunlara uymamakta ısrar edenlere karşı sert ve tavizsiz olmak zorundadır.

İstiklal Marşı;

Milli mücadelenin adeta sözlü özeti durumundaki İstiklal marşı, tarihe altın harflerle adını yazdıran Türk Milletinin devletiz kalmayışının, ezele dek baki kaldığının, ölüm pahasına egemenlik ve bağımsızlığına sahip çıkacağının tüm cihana duyurusu demektir. Şehitlerin kanlarıyla kazanılmış Cumhuriyet’in simgesi olan Milli Marşı’mız yazarı Mehmet Akif’in aslen ordumuza ama Meclis kararıyla (yarışmayla) tüm millete nasip olmuş bir şiirden çok ötedir. Bu vatan üzerinde nefes alan herkes bu marşa saygı göstermek zorundadır.

İşbirlikçi;

Memleket içinde devlet ve vatan hilafına, açık veya gizli olarak düşmanlarla işbirliği yapanlar için kullanılan bu terim, Atatürk tarafından daha ziyade saltanat, himaye ve mandayı isteyenler, askerimize silah atmaktan dahi çekinmeyenler için sarf edilmiş bir kelimedir. İşbirliği ile kast edilen ise sadece amel değil aynı zamanda niyettir, sadece bizzat katılmak veya yapmayı değil bu suç aynı zamanda aynı zamanda desteklemeyi, kolaylaştırmayı ve himaye etmeyi de kapsar.

Kahraman;

Vatan ve bağımsızlık için korkmadan canını ve malını feda edebilen, yarınlar için bugününden fedakarlık yapan, yavrusundan çok kucağında taşıdığı mermiyi ıslanmaktan koruyan, hürriyet ve istiklal uğruna canını ortaya koyan vatan evlatlarını ifade eden kahraman kelimesi, Türk milletinin özünde zaten yer alan bir kültürel değerdir.

Kitap;

Eğitim ve öğretim Atatürkçülükte kaçınılmaz derecede mühim bir yer teşkil eder ki milli ve gerçek olmak zorunda olan bilgilerin ilk kaynağı kitaplardır. Okullar ve öğretmenler bu bilgileri çocuklara aktarmak içindir ve okumayan insan kendisini geliştiremez ve topluma faydalı değer ve işler üretemez. Türk tarih ve kültürünün öğrenilmesi de ancak okumak ve araştırmakla mümkündür ki Atatürk’ün bizzat kendisinin askeri birliklerden sonraki ziyaret ve denetlemeleri okullara olmuştur. Kendisi dört binden fazla kitap okuyarak, bu kitapların bir kısmını ana dillerinde olmak üzere, üzerinde notlar alarak okuyan Atatürk okumaya verdiği önemi de bu sayede vurgulamıştır. Yazdığı gazete makalelerine ilaveten pek çok askeri ve sosyal kitap yazan Atatürk için kitaplar bilgi aktarımı için şarttır. Lakin okunacak kitaplar iyi seçilmelidir. Bu anlamda okullarda okutulacak din, tarih, Türkçe gibi kitapları bizzat yazdıran, sınavlarına giren ve öğrencilerle konuşmayı çokça seven Atatürk başardığı işleri okuduğu kitaplara borçlu olduğunu ve çocukluğunda eline geçen harçlıkların bir kısmıyla sürekli kitaplar aldığını söylemekle gençliğe de örnek teşkil etmektedir.

Komutan;

Kıtasından çok daha bilgili olmak zorundaki komutanlar, kahraman, vatansever, aydın ve Cumhuriyetçi olmak zorundadır. Devlet ve milletin bekası için, barışın tesis ve idamesi için kuvvetli ordu bulundurma zorunluluğu kaçınılmazdır ve ordular komuta heyetlerinin kabiliyetleri oranında güçlüdür. Bu cihetle komutan durumundakiler, inançlı, azimli, gözü pek, ileri görüşlü ve bilgili olmak, vatansever olmak, ölüm pahasına vatan topraklarını korumaya yeminli olmak durumundadır. Türk ordusu bu kabiliyetleriyle rüştünü ispat etmiş, gözü pek ve değerli bir ordudur ve bağımsızlık evvela bu ordunun hediyesidir.

Köylü;

Milletin efendisi durumundaki köylüler, özellikle tarım alanında tüm yurda yetecek üretimden mesuldür. Devletin görevi ise köylülerin yaşadığı ortamları sağlıklı, huzurlu ve emniyetli hale getirmek, alt yapı ihtiyaçlarını karşılamak, tarıma dair kanun ve teşvikleri önceden çıkartarak üretimi kolaylaştırmak ve refahı temin etmektir. En uzaktaki köy dahi devletindir ve üretim milli olmalıdır. Bu millilik sadece ekim illerinde değil tarımın tüm kesimlerinde olmalıdır.

Kur’an ile hatırlatmak;

Mektuplarında, konuşmalarında ‘Allah’ın izniyle’ veya ‘Allah’ın selamı üzerinize olsun’ hitaplarıyla inancını vurgulayan Atatürk, kıldığı namazlar, yaptığı mezar ziyaretleri, okuttuğu mevlitler ile bu hissiyatını pekiştirmiş, meclis konuşmalarının bir kısmında beşeri kanunların din temelli olduğunu vurgulayarak pek çok siyasetçiye nasip olmayacak tarzda (engin bilgisini de yansıtarak) Kur’an ile hatırlatmak isterim ki diye söze başlayarak dini akidesinin ne denli kuvvetli olduğunu da ispat etmiştir.

Kurtuluş savaşı;

Türk İstiklal harbi tarihte eşi görülmemiş bir kahramanlık destanıdır ki halk ve ordu el ele vermiş, sayısız iç ve dış düşmana karşı muazzam bir zafere imza atmıştır. Yok olmanın kıyısındaki toplum lider ve komutanlarıyla omuz omuza, ölümü göze alarak bağımsızlık savaşı vermiş ve kazanmıştır.

Kuvayi Milli;

TBMM’nin düzenli ordusu kurulana kadar ve sonrasında onunla beraber görev alan Kuvayi milli bazı olumsuz örneklerine rağmen bağımsızlık savaşımızın ana etkenlerinden birisidir ve zaferde katkısı da tartışılamaz. Ancak burada asıl olan başarıdan ziyade inanç, gaye ve mücadeledir ki bu ruh her zaman yaşamak ve kaybolmamak zorundadır. Esir olmamak arzusu, bağımsızlık için ölümü göze almak isteği Kuvayi Milli’nin ana temasıdır ve bu inanç daima yaşayacaktır.

Laiklik;

Din ve devlet işlerini birbirinden ayırmak, vicdan hürriyetini garanti altına almak, din illerini kurumsallaştırmak, dini hurafelerden temizlemek, yeterli ve doğru din eğitimi vermek, hurafe ve batıl yanlışları din dışına çıkarmak demek olan laiklik ilkesi tüm inkılapların özü ve başlangıcıdır. Çünkü laik olma hali Cumhuriyet’in ve inkılapların ruhudur, halk ve devlet işleyişi için şart olandır, milli ve beraber olabilmenin teminatıdır.

Lozan Barış anlaşması;

Lozan anlaşması, modern Türkiye Cumhuriyeti’nin tapusudur. Zorlu savaş yıllarının, inkılaplarla hedef alınan var olma idrakinin meyvesi durumundaki Lozan, sağladığı bağımsızlık teminatı ve kazandırdığı haklar ile Kurtuluş savaşımızın mükafatı durumundadır. Musul, Kerkük ve Hatay gibi meseleri tam olarak çözemese de Misak-ı Milli sınırlarını garanti altına alan ve Türk Kurtuluş savşının zaferini damgalayan Lozan anlaşması, başta temsil heyetinin ve sonra Mustafa Kemal Atatürk’Ün, kahraman meclisimizin ve elbette Türk milletinin haklı gururudur.

Manevi mikroplar;

Bizzat Atatürk tarafından kullanılan bu terim halkın maneviyatına, idrakine, seziş ve öngörülerine kasten ve zararlı etki eden, maddi getiri sebebiyle çoğu zaman döneklik eden, tutarlı olmayan, ulusuna hizmetten ziyade cebini düşünen ve fakat halka etki edecek makam ve nüfusa sahip kimseleri ifade eder. Münafık zihniyetli bu kimseler Türk ve aydın olduğu iddiasıyla gerçeği saptırır ve çoğu zaman millet ve din aleyhine çalışarak, düşmanlara, işbirlikçilere ve batıla hizmet ederler. Döneklik, yalan, iftira ve inkâr ise bunların en bariz karakteridir.

Manevi miras;

Ulu önder Atatürk’ün maddi mirası mal varlığı, çiftlikleri, kurduğu tesis ve işletmeler, bıraktığı maaşlar gibi nispeten kıymetsiz şeylerdir ki O’nun asıl mirası manevi mirasıdır. Bu miras evvela Cumhuriyet ve çağdaşlık yolunda yürümeye devam yeminidir. Milli ve dini en derin duygularla sahip çıkılması gereken bu miras bekanın ve refahın kaçınılmaz şartıdır. Atatürk’ün dediği gibi o bizlere hiçbir tartışılmaz inanç ve değişmez kabulü manevi miras bırakmamış, ilim ve akılı miras bırakmıştır.

Medeniyet;

Çağdaşlaşma azmi ve isteği inkılapların ana hedefidir lakin burada kast edilen şey yukarılarda bahsedildiği gibi her şeye rağmen bir çağdaşlaşma değildir. Medeniyet insanca yaşamak, kültürle donanmak, adil ve huzurlu bir düzen tesis etmek, hak ev adaleti sağlamak, sistemli bir şekilde geleceğe emin adımlarla yürümektir. Medeniyet ilke ve hedeflerine ulaşabilmenin kaçınılmaz gereği ise aklı ve bilimi hayata rehber etmektir.

Milli birlik;

Ne mutlu Türküm diyene sözündeki kabul, Türk anadan doğmak değil, bu vatanda yaşarken Türklüğün yüce vasıf ve kabiliyetlerini kalpte yaşatmaktır. Köken ve mezhebi, durumu ve yöresi, lisanı ve dini ne olursa olsun bu vatanda yaşayan herkes aynı bayrağa ve devlete tabidir, tek ses ve tek yürektir. Çünkü birlik olmak, bağımsızlığın ve egemenliğin vazgeçilmez bir öğesidir. Ayrımcılık ve sınıf farklılığı yaratmak suretiyle bu beraberliği bozmaya yeltenmek en büyük suçtur ve bekayı ciddi olarak tehdit eder, kalkınmayı geciktirir ve çağdaşlaşmayı engeller.

Milli egemenlik;

Halkın hür iradesi ile yönetilmesi, dışa bağımlı olmadan hürriyet içinde üretip tüketebilmesi, siyasi, askeri vb. tüm alanlarda başkalarına danışmadan kararlar alabilmesi, kendi geleceğine, devletin şekil ve mahiyetine yine hür olarak karar verebilmesi, layık olduğu şekilde yönetilmesidir.

Milli eğitim;

Cumhuriyet ve Atatürk öğretisinin, Türk tarih ve kültürünün, doğru ve yeterli bilginin gençlere aktarılacağı yerler okullardır. Okullar ilgili bakanlık emrinde mili ve doğru eğitimi tesis etmekten mesuldür. Verilecek bu eğitim yanlış ve yalan bilgilerden arınmış olmalıdır ki Türk tarihi ile Türk kültürüne yabancı, kopya eğitim modelleri ile gelecek nesillerin sağlıklı yetiştirilmesi mümkün değildir. Milli eğitimde en büyük rol ve görev ise öğretmenleredir.

Milliyetçilik;

Milleti sevmek ve milli olmayı dilemek demek olan bu ilkede ırkçılığa asla yer verilmezken, milli ve Türk olmakla övünmek vardır. Türklüğün en yüce kıymet ve başarılarını bilmek, öğrenmek ve öğretmekle başlayan milliyet hissi övünmeyi, çalışmayı ve güvenmeyi gerektirir.

Misak-ı Milli;

Sınırları, bağımsızlık için direnmeyi, var olmak için ölmeyi göze almayı işaret ve imza eden Misak-ı Milli, karanlık ve Türklüğün acı dolu zamanlarının aydınlığa çıkan yollardaki yeminidir. Lozan ile teminat altına alınan sınırlarımızın, bağımsızlık mücadelesi esas ve şekillerinin belirlendiği Misak-ı Milli olmuş bitmiş bir şey değil, yaşayan bir ilkedir.

Mustafa Kemal;

Ulusun önderi, bağımsızlığın baş mimarı, Kurtuluş savaşının kahraman ve muzaffer komutanı, devlet adamı, başöğretmen, siyasetçi, vatansever halk adamı Atatürk demektir. gazi ve mareşal Atatürk, Türklüğün en yüce değerlerindendir, minnet ve şükranla bu vatanda nefes almakta olan herkesin saygı ile önünde eğilmesi gerekendir.

Namus;

Gerek milli mücadelenin, gerek sonraki barış sürecinin, yönetim içi veya muhalefet, devlet yahut vatandaş tüm kesimlerinde en kıymetli kelimelerden olan namus, sözünde durmak, doğru ve dürüst olmak, mert bir şekilde insanca yaşamakla kast edilendir. Düşmanın dahi namuslusunu dileyen Kurtuluş Savaşı yöneticileri için sonrasında meclis içerisinde de namus ön planda olmuş, edilen yeminlere sadık kalınmış, kalamayanlar veya kalmayanlar sistem dışına çıkartılmıştır. Halk içinse namus uğrunda ölünecek bir yemindir ve gerek cismani gerekse manevi olsun namusun her bir çeşidi için bu millet canını ortaya koymuş ve doğruluktan, hak ev adaletten asla vazgeçmemiş, zulme karşı ayaklanarak Muhammedi Cihadını başarıyla vermiştir.

Nutuk;

Atatürk’ün üç ayda hazırlayarak altı günde okuduğu Büyük söylev veya nutuk, tarihte eşi benzeri olmayan bir destan ve gerçek tarik mehazı olmasının yanı sıra, modern zamanların gelecek nesillerini Kurtuluş savaşı yıllarını ve inkılapları anlatan, sahip olunması şart olan kıymet ve değerleri tanıtan, dost ve düşmanları açıkça tarif eden muazzam bir eserdir ki sonu gençliğe hitabetle biten nutuk Atatürk diliyle Cumhuriyet ve Türklük tarihidir. Tarihi gerçeklerin tamamı ondadır ve yaşanmış olayların ilk ağızdan izahı olan nutuk ile çelişen ne varsa yalandır, yanlıştır. Kurtuluş savaşımızın tüm safhalarını içeren bu eseri okumak, anlamak her Türk vatandaşı için farz mahiyetindedir.

Ordu;

Kahraman Türk ordusu tarihte eşine az rastlanan bir zafere imza atmış, şehit olma arzusu ile yanıp tutuşan bir ordudur. Türk ve İslam sancağını layıkıyla asırlardır taşıyan bu ordu, düşmanı yurttan kovmak için canını dişine takmış, aç ve bitap vaziyette de olsa yurt savunması için vazifeden kaçınmamış, başkaca hiçbir beklentisi olmadan Allah ve vatan yolunda mücadele etmiş ve kazanmıştır. Kahraman ordunun tüm neferleri, komuta heyetleri ve bu orduyla el ele mücadele eden Anadolu halkı mukaddestir, cengaverdir, Türk’ün adını cihana bir kez daha duyuran ve bundan sonra yurdumuza göz dikecek olanlara da mesaj veren bu ordunun kahraman evlatları ise  eli öpülesi mübarek insanlardır.

Osmanlı;

Türk tarihinin kaçınılmaz bir parçası olan Osmanlı yönetimi yaptığı iyi ve güzel pek çok şeye rağmen kendi hataları sonucu cehalete, entrikaya, zayıflamaya ve reformları terke mecbur olmuş, altın çağlarından sonra karanlıklara dalmış, son zamanlarında hastalanmış bir Türk devletidir. Modern ve genç Türkiye Cumhuriyet’inden bir önceki devlet olan Osmanlı tarihteki yerini alırken, genç Cumhuriyet O’nun zaaf ve noksanlarından kaynaklanan anlaşmaları bozmuş, kaybedilen toprakların bir kısmını geri kazanmış, verilen ayrıcalıkları geri almış, unutulan Türklük değerlerini geri kazandırmış ve vatandaşına layık olduğu hürriyeti sağlayabilmiştir. Şan ve şerefle dolu Osmanlı tarihinin son zamanları ise Atatürk’e göre bilginin terkinden kaynaklanan mecburi gerileme yıllarıdır.

Öğretmen;

Öğretmenler vatan evlatlarına öncelikle ve daima yurduna ve milletine düşman olan unsurlarla mücadele etme gereğini anlatacaktır. Cumhuriyetin kültür orduları öğretmenler muharebe sahasının zaferlerinden çok daha çetin eğitim seferberliğini yüklenmek ve yurdun dört bir bucağına ilmi götürmekle yükümlüdür. Başöğretmen Atatürk’ün izinde milli eğitimi tatbik edecek okullarda feyz kaynağı olan öğretmenler, Cumhuriyetin gelecek nesillerini eğitecek ve bu sayede Cumhuriyeti de yaşatacak olanlardır. Kısaca yeni nesil öğretmenlerin eseri olacaktır.

Peygamberimiz;

Atatürk’e göre Hz. Peygamber (sav) insanüstü maneviyatıyla tartışılmaz bir kutsaliyettir ve yaptıkları O’nun Peygamberliğine şahittir. Nasıl ki dinimiz en son ve en mükemmel din ise Hz. Peygamber de sondur ve öğretileri (Hadis ve sünneti) ilk ağızdan öğrenilmeli ve yaşanmalıdır. Buhari’nin hadis tercümelerinin Türkçeye çevrilmesine bizzat öncülük eden Atatürk Peygamberimize olan ilgi ve sevgisini de her fırsatta dile getirmiş ve fakat devlet yönetiminde laiklik ilkesine uygun olarak dini buyrukların değil medeni kanunların egemen olması gerektiğini ifade etmiş ve böylelikle azınlıklar dahil halkın vicdan hürriyetini sağlarken kişilerin ibadet hak ve hürriyetlerini de garanti altına almıştır.

Sağlık;

Gelecek nesillerin devamının sağlıklı olmakla mümkün olduğunu bilen Atatürk tıp eğitim ve işlerine özel önem vermiş, salgınların engellenmesi ve hastalıkların ortadan kaldırılması için gayret sarf etmiş, Türk hekimlerini yüceltmeye gayret ederken veterinerlik hizmetleri dahil köy ve kasabalarda temiz çevre ve hijyene özel dikkat ve emek harcamıştır.

Saltanat;

Tıpkı hilafet konusunda olduğu gibi lüks içinde saraylarda yaşarken halkın sefaletine seyirci ve sessiz kalan eski zamanın tek kişilik yönetimlerinin, milli egemenlik ilkesine dayalı Cumhuriyet içerisinde yeri yoktur, olmayacaktır.

Samsun;

Atatürk’e göre kendisinin doğum tarihi 19 Mayıs’tır. Bu şu demektir ki O, modern Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş günü olarak bu tarih almaktadır ve bağımsızlık savaşımız için örgütlenme sürecinin ilk adımı olan Samsun bu anlamda çok kıymetlidir.

Sanat;

Sanat toplumun kültür değerlerini yaşatabilmesi için can damarlarından birisidir ve sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından birisi kopmuş demektir. Müzikten tiyatro, sinema ve heykele, resimden dansa kadar her alanda medeni Türkiye Cumhuriyeti kültürüne bağlı kalarak batı ile yakınlaşacak ve sanat barış elçisi vaziyetinde bu yakınlaşmaya öncülük edecektir. Bu yüzden Türk beşleri gibi sayısız gencimiz yurt dışında tahsile gönderilmiş, sanatın her alanını bizzat Ulu önder teşvik ve ziyaret etmiştir. Sanatçılar ise kültür elçileridir ki halklar arası irtibat, sevgi ve güveni tesis ederler.

Siyaset;

Politika Atatürkçülük anlayışında kaçınılmaz bir gerektir çünkü milet egemenliğinin kullanılış şekli seçilen vekiller eliyledir. lakin burada en temel kavram namus meselesidir ki Atatürk muhalefette yer alan kimseler için dahi namuslu olmayı ilk şart kabul etmiştir. Atatürkçülükte siyaset; barışçı, Cumhuriyet ve tam bağımsızlık ilkesini kesin koşul kabul eden, milli ve haysiyetli bir demokratik vazgeçilmezdir.

Spor ve sporcu;

Sporu ve sporcuyu sürekli öven, teşvik eden Atatürk madalya alan her vatandaşımıza özel ilgi göstermiş, spor tesisleri için teşvik imkânları yaratmış, spor kulüplerini desteklerken onlara milli mücadele içinde görevlerde vermiş lakin sporcunun ilk vasfının güzel ahlak olması gerektiğini defalarca tekrar etmiştir.

Şehit;

En yüce manevi değerler uğruna, Allah ve vatan aşkıyla, amansız düşmanlara yokluklar içerisinde karşı koyan, zulme sessiz kalmaktansa, esir yaşamaktansa cihadı seçen bu vatan evlatlarının tamamından bizler razıyız, Rabbim de razı olsun, mekânları cennet olsun. Onların kanları üzerinde dikilen bu bayrak asla inmeyecek, sınırları kanla çizilen bu vatanın her bir karış toprağı şehitlerine layık olmak isteyen vatan evlatlarınca savunulmaya devam edecektir.

Tabiat ve çevre;

Bir asırlık çınar ağacı için bir köşkü başka yere taşımayı emredecek kadar tabiat sevgisine sahip ulu önderin bu alanda en büyük eseri tartışmasız olarak Atatürk Orman Çiftliğidir ki bugün dahi yapıldığı yıl itibarıyla dünyada örneği yoktur. Çöl denilen, ağaç yetişmez denen bir yeri kısa sürede cennet bahçesine çevirmekle ünlenen Orman çiftliği bu sayede Türk çiftçisine de örnek teşkil etmiş ve ön ayak olmuştur. Çevrenin korunmasını sağlık ve medeniyet ile bağdaştıran Ulu önder temizlik ve düzeni daima telkin etmiş, yurdun malı ormanları korumak için sayısız kanun çıkartmış, denizler ve derelerdeki tedbirleri alacak çalışmalar yaptırmıştır. Cumhurbaşkanı iken İstanbul ziyaretinde “İstanbul’u ormanlar kenti yapmak için buraya belediye başkanı olmak istiyorum” şeklindeki latifesi O’nun yeşile verdiği öneminde bir göstergesidir.

Tam bağımsızlık;

Atatürk terminolojisinde bağımsızlık; tamdır, her alandadır, şartsız ve koşulsuzdur. Tam bağımsızlığa karşı veya engel olan ne varsa reddedilir ve ekonomiden sanata, ticaretten tarıma, siyasetten askeri konulara kadar her alanda milli egemenliğe dayalı tam bağımsızlık hedef alınır.

Türk;

Beşeriyete güneş gibi doğan Türklük tarihe mertliği ve kahramanlığı hediye etmiş, devletsiz ve ordusuz kalmamış, daima doğrunun ve haklının yanında olmuş, imanlı ve mazlumdan yana bir cihan gerçeğidir. Türklük en zor zamanlarında dahi esareti kabul etmemek, ölümü göze alıp hürriyet ve istiklal için mücadele etmektir. Türklük kendisini Türk hisseden herkese kapılarını açan barış ve kardeşlik türküsüdür. Türklük hak ve adalet uğruna cihana meydan okumaktır.

Türkçe;

Türklüğün ve tam bağımsızlığın sesli versiyonu olan Türkçe, Türk’ün ana dilidir, kardeşlik ve beraberliğin vazgeçilmezi, akıl ve ilim yolculuğunun gereği, kültür ve tarihten gelen bağların kuvvetle muhafazası için lazım gelenidir. Türkçeyi saf ve doğru kullanmak herkesin görevidir. Dili bağımsız ve çağdaş olmayan bir devletin geleceği de çağdaş olmaktan uzaktır ve aydınlık gelecekler için sade, basit ve anlaşılır Türkçe hurafe ve batıl köhneliklere de engeldir. Arabizm ile kirlenen İslam’ın anlaşılır hale gelmesi ancak Türkçenin etkin kullanımı ile mümkündür. Kuşaklar arası farkların engellenmesi ve tüm vatandaşların anlayabileceği izahatların yurdun dört köşesine uzanıp topyekûn kalkınmayı sağlaması ancak ortak dil ve anlayışla mümkündür.

Türk inkılabı;

Reform, Rönesans olmayan devrim ile dahi tercüme edilemeyecek olan Türk İnkılabı, milletin haklı ihtiyaçlarından ortaya çıkan, silahla başlayıp kalemle biten, tarihte emsali bulunmayan bir Atatürk projesidir ki gayesi çağdaş medeniyet seviyesi, kuralı devletin refah ile bekası, şartı milli egemenlik ve tam bağımsızlığa dayalı Türkiye Cumhuriyetidir.

Türk kadını;

Ezilmiş, ikinci sınıf vatandaşlığa mahkûm edilmiş, okutulmayan, bebek yaşta evlendirilen, oy dahi kullanamayan, tercih ve haklarından mahrum edilen kahraman Türk kadınının Atatürkçülükte yeri çok yüksektir. Bu yükseklik güzellikten ziyade fazilette, namus ve ahlakta, eğitimde ve birey olarak yerine getirilecek görevlerdedir. Annelik gibi kutsallıkları içeren kadınlık fıtratının elbette en mühim görevi Cumhuriyete yakışır evlatlar yetiştirmektir. Öte yandan topluma faydalı ve katkı sağlayan, okumuş ve ehliyetli bir kadın nüfusu çağdaşlık yolunda olmazsa olmazlardandır. Aile bağlarının muhafazası, evlatlarımızın eğitimi ve iş dünyasında üretime katkı sağlayan kahraman ve aydın Türk kadını daima sanat ve sporda, ekonomi ve siyasette rol almalı ve fakat kadınlık idrakini doğu veya batı kültürüyle değil doğrudan Türk kültürü ile teşkil ve muhafaza etmelidir.

Türk kültürü;

Tarihin en eski çağlarından beri esir olmamış, mertlik ve adaletten vazgeçmemiş, İslam’ın ve barışın bayraktarlığını yapmış, kahramanlık emsali Türk milletinin gelenek ve görenekleri ile tarih ve kardeşlik bilincinin toplamı demek olan kültür hayatın her alanında milli olmak ve yaşatılmak zorundadır. Tarih ve kültürünü bilmeyen ve sahip çıkamayan ulusların bekası mümkün değildir.

Türk tarihi;

Türk tarihi evlatlarımıza empoze edilen batı tarihi değildir. Atatürk’ün emrettiği Türk tarihi; araştırılması ve öğrenilerek savunulması gereken, Türki Cumhuriyetlerin tamamını kucaklayan, Türkçe ve Türklük terimleriyle doğrudan bağlantılı bir tezi ifade eder. Tarihini bilmeyen ulusların geleceği olamaz. Tarihten ders almayan nesiller geleceğe güvenle bakamaz. Her vatan evladı evlatlarına, öğretmenler öğrencilerine gerçek tarihi, içerisinden dersler çıkararak anlatmalıdır.

Vatan;

Vatan sadece bir toprak parçası değil uğrunda ölünecek bir kutsal emanettir. Söz konusu vatan olduğunda diğer her şey teferruattır ve toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır.

Vatan sevgisi;

Atatürkçülükte vatan sevgisi çok değerli ve mühim bir yer tutar. Çünkü bu sevgiden mahrum olanlardan bir hayli canı yanmış olan Cumhuriyet’in gelecek zamanlarda mutlu ve daim olabilmesi ancak vatansever ellere teslimiyle mümkündür. Nasıl ki Kurtuluş savaşımız vatansever evlatlarımızca kazanıldıysa inkılapların başarısı da, Cumhuriyetin istiklali de vatansever gençlikle mümkündür. Kamu ve toplum işlerinin tamamında bu sevgi ön planda olmak zorundadır çünkü milli birliğin de, kalkınma ve refahın da, barış ve sükûnun da gereği budur. Nitekim Türkiye Cumhuriyeti, vatansever evlatlarının omuzlarında yükselecektir.

Yobaz;

Aklın ve fennin, hoşgörü ve insanlığın, ilim ve bilimin, aydınlık ve refahın, huzur ve kardeşliğin, dinin ve maneviyatın gerçeğe ve hakka yakışmayan vaziyette sömürüsünü yapan, kendi çıkarını ulusununkinden üstün tutan, gerçeği tam bilmeyen bilse de batılı egemen sayan, zararlı mahlûkatların adı olan yobazlık bir zehirli zihniyettir. Çağdaşlaşma ve insanca yaşamın, vicdan hürriyetinin önündeki en büyük engel işbirlikçi hainler ile bu yobazlardır. Türk inkılabının en kıymetli gayelerinden biri bu yobaz zihniyetin topraklarımızdan atılması ve batıllardan arındırılmış hakikatin hayata rehber edilmesidir.

Sayfayı yazdırın Sayfayı yazdırın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir