GELDİKLERİ GİBİ GİTTİLER

GELDİKLERİ GİBİ GİTTİLER

GELDİKLERİ GİBİ GİTTİLER

Birinci Dünya savaşının kazananları arasında belki de en önemli yeri tutan ülke İngiltere idi ve İngiltere siyasetinin Anadolu’ya yönelik en büyük gayesi; Osmanlı’yı mevcut saltanat ve hilafet ile kendisine bağlamak, halifeye nüfus ederek tüm Ortadoğu’da hakimiyetini perçinlemek, saraydan kapitülasyonlar kapmak, sömürmek, yeni pazarlara ve sıcak denizlere uzanmak, bu mümkün değilse Osmanlı’yı tümden tarihten silmek, Güneşin batmadığı büyük Britanya İmparatorluğunun sınırlarını (sömürü şeklinde de olsa) Anadolu bozkırlarına kadar yaymak, en azından İstanbul’u kendi şehri yapmak, zaferin mükafatını almak, rakip devletlere mesaj göndermek, boğazlarda statü elde etmek, Rusya’ya karşı stratejik üstünlük sağlamaktı.

Siyasi, askeri ve dini hatta ideolojik daha pek çok neden sayılabilecek ise de özetle İngiltere için Osmanlı yok hükmündeydi, kıymetsizdi, yenilecek bir lokmaydı, hasta adamdı, tarihten silinmeliydi ama heybetli Kruvazörlerle, modern silahlı askerler ve toplar ile işgal ettikleri İstanbul’dan tam da Mustafa Kemal’in dediği gibi “GELDİKLERİ GİBİ GİTTİLER!”

Öyle ki Milli kuvvetlerin başarılarına rağmen inatla sarayı ve hilafeti destekleyip, diğer müttefikleri iknaya çalışıp, bitmek tükenmez bir kin ve açlıkla Osmanlı’yı kendisine peyk (uydu) yapmak veya yok etmek hevesinden asla vazgeçmediler. Bu maksatla en çok da Yunan askerlerini öne sürdüler.

Kalmak için geldiler, kalıcı olduklarını iddia ettiler ama gittiler, gitmek zorunda kaldılar.

İtalyanları, Fransızları, Yunanlıları Anadolu içlerine salıp, siyasi ve maddi destek sağlayıp, her türlü ayaklanma ve isyanı destekleyip, aşiretleri birbirine düşürüp, ermenileri ayaklandırıp, kürt ayrımcılığı yapıp, sathe soykırımlar icat edip, fetvalar ile, saraya çıkarttıkları düzmece kanunlar ve sansürler ile, uçaklardan attıkları propaganda malzemeleri ile, savaş hileleri, bel altı vuruşları, casusları, yandaşları, çeteleri ve entrikaları ile hep bağımsızlık savaşımızın düşmanı oldular ama muvaffak olamadılar.

Tüm işgal ordularının çekilip gitmesinden, Yunan ordusunun rezil vaziyette denize dökülmesinden sonra ise önlerinde iki seçenek vardı; Türk ordusu ile çarpışmak veya bir kez daha Çanakkale hezimetine uğramadan dönüp gitmek ve mecburen gitmeyi seçtiler.

Bundan sonrasında Sinan Meydan’a kulak verelim;

“Peki, ama 1923’e kadar İstanbul’u ve Boğazları işgal altında tutan İngilizler, 1923’te neden çekilip gittiler? Çünkü:

1- Atatürk, İngilizlerin çok güvendikleri ve her bakımdan destekledikleri Yunan ordusunu Sakarya’da, Büyük Taarruz’da yenip, denize döktü.

2- İngilizlerin işgalci müttefikleri Fransa ve İtalya çekilmek zorunda kalınca, İngilizler, müttefiklerinden yoksun kaldılar.

3- İngilizler, sömürgelerinden istedikleri yardımı alamadılar.

4- Sovyet Rusya ve Hindistan Müslümanları Atatürk’ün ve Ankara’nın yanında olduklarını açıkladılar.

5- Büyük Zaferi kazanmış “muzaffer” Türk orduları, 1922 sonlarında iki yönden İstanbul’daki İngilizleri kuşattı. Türk ve İngiliz orduları Çanakkale’de burun buruna geldiler. Ancak İngilizler savaşı göze alamadılar. (Bkz. David Walder, Çanakkale Olayı)

6- İrlanda’da, Mısır’da, Hindistan’da ve Afganistan’da İngiliz karşıtı bağımsızlık hareketleri devam ediyordu.

7- İngiliz kamuoyu Türklerle savaş istemiyordu. Milli Mücadele’de Yunan’ı destekleyen İngiliz Hükümeti iktidardan düştü.

8- İngilizler, Musul’u bırakmamak için bütün güçlerini o bölgeye yığdılar. Öncelikleri Musul’du.

9- Lozan Antlaşması’na göre İngilizler İstanbul’u boşaltmak zorundaydılar.

Bu koşullarda İngilizlerin İstanbul’u boşaltıp “geldikleri gibi gitmekten” başka çareleri yoktu. Onlar da öyle yaptılar.”

***

Burada iki mühim nokta vardır;

İlki şudur; İngilizler aslında Kurtuluş Savaşımıza engel olmamış, hatta sarayı desteklemiş izlenimi yaratmaya çalışanlar samimi değildir, tarihi hakikatler onların bu yalanını yüzlerine vurur mahiyettedir. İngiltere’nin saltanata ve özellikle hilafete yakın olduğu doğrudur ama bu merhamet veya sempatisinden değil milli menfaatlerinden ve diğer işgal güçlerinden öncelikli duruma geçmek istemesinden yani sonraki planlarından kaynaklanmaktadır. İş o kadar ileri gitmiştir ki Kur’an emri ile bağımsızlık için canlarını ortaya koyan milli kuvvetler din dışı ve katli vacip (!) ilan edilebilmiştir. Yani Cumhuriyet’imiz onlar için arzu edilecek en son şeydir. Cumhuriyet için mücadele edenler de can düşmanı! Yurdumuzu terk edip gitmeleri de bizlere dost olduklarından değil yürekleri savaşmaya yetmediğindendir.

İkincisi ise; İngilizler vatan topraklarını terk edip gitseler de emellerinden asla vazgeçmiş değildir ve 1923’ten sonra savaş meydanlarında elde edemediklerini siyaset, entrika ve diplomasi yoluyla ele geçirme hevesleri her daim canlıdır. Cumhuriyetimize 100 yıl ömür biçmiş olan İngiltere’nin tarih boyunca bu topraklarda ve özellikle Ortadoğu’da en çok başardığı şey bizi sırtımızdan vuracak Ortadoğu aşiret ve isyancılarını kışkırtmak, fitne ve fesat yoluyla ordumuzu zor duruma sokmak, din kökenli sayısız oyun tezgahlayarak dini farklılıkları kaşıyarak bölgede güçlü bir Türk ve Müslüman varlığına engel olmaya çalışmaktır. Lawrence ile başlayan, durmaksızın devam eden bu ihanet şebekesi sayesinde Osmanlı Ortadoğu’da tüm topraklarını kaybetmiş, Lozan ile alınması gereken Musul ve Kerkük (toprak veya gelirleri) elde edilememiştir. Yobaz zihniyetlerin ve sömürüye göz yuman ilkel yönetimlerin neredeyse tamamının ardında israiliyat ile birlikte bu sinsi dini oyunlar yatmaktadır. Bu yüzden bu coğrafyada İslam alemi asla tek vücut olamamış, aynı Allah, aynı Kur’an ve aynı Hz. Muhammed’e tabi mezhep ve toplumlar birbirine düşman kesilmiştir.

Mustafa Kemal Atatürk ise zorla ve zulümle, hak ve inanç kalelerinin zapt edilemeyeceğini çok önceden gören ve seslendiren bir askeri dehadır, o kara dumanlı gemileri ilk gördüğü anda milli mücadelenin belki yıllar sonrasını görebilen bir öngörüye sahip emsalsiz devlet adamıdır.

Atatürk, tüm işgal güçleri gibi İngilizleri de yurttan kovmak suretiyle sadece Yurdun bağımsızlığını değil, kısmen İslam’ın selametini de sağlamış olandır. Kısmendir çünkü Ortadoğu’nun tamamı uyanmadan aydınlanma sadece laik Türkiye Cumhuriyeti’nin gayreti ile sağlanması mümkün değildir.

Gençlik, Mustafa Kemal’e karşı ve hatta düşman olanların iddia ve sözlerinde bu bitip tükenmez İngiliz sevenler derneği (!) iştahını sezmekle mükelleftir. İngiliz sevenler derneği adı tarihte kalsa da bazı karanlık kalplerde malesef halen yaşamaktadır. Bu yüzden coğrafya kan ve gözyaşı denizine mahkumdur. Tarih, kendisinden ders alınmadığı için sürekli tekrar etmekte ve en çok ızdırabı da İslam alemi çekmektedir. Bu oyunların misli tüm İslam aleminde halen yaşanıyor olsa da onlar bir Mustafa Kemal çıkaramadıkları için hala uykudadır ve uykuları gayet derindir.

1919 yılının, asırlık yıl dönümünü kutlamakta olan Türk gençliği bu idrakten ve farkındalıktan asla gaflete düşmemelidir. Daima uyanık ve tetikte olmak gençliğin borcu ve görevidir. Çünkü tıpkı İngiltere gibi tüm sömürgeci cihan devletlerinin dostu yok menfaati vardır ve Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur. Türk kelimesi ise kendisini Türk hisseden herkesi kucaklayan devasa bir ailedir.

Gençlik, İslam alemi ve tüm dünya barış ve huzur için, insanlık değerleri için, daha güzel yarınlar için Mustafa Kemal’i tanımalı, anlamalı ve ilkelerinden feyz almalıdır. Bu idrak yok ise daha uzun müddet uyunuyor olacaktır. Uyanıldığı zaman ise zaman çok geç olacaktır.

Not: Bu sinsi heves ve gayeler sadece İngilizlere has da değildir. İşgal güçlerinin, sömürü arayışındakilerin, Türk ve İslam düşmanlarının tamamının hedefinde tam ortada malesef Türkiye vardır ki “Cumhuriyet ve Atatürk” daima liste başıdır. İslam dahi sonraki hedeftir. Çünkü onlar bilirler ki Türklük ortadan kaldırılmadan İslam’ı yok etmeleri mümkün değildir. Bu yüzden nutuk ve Kur’an çok iyi okunmalı ve tarihin aynen tekerrür etmesi engellenmelidir. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

9 + = 19