Yöneticilerin olması gereken vasıfları

Yöneticilerin olması gereken vasıfları

Yöneticilerin olması gereken vasıfları

Yönetici, dini manada ümmete ve yasal manada topluma liderlik eden, seçilmiş veya atanmış, belirli bir süre için o halk veya toplum adına kararlar vermekle yetkilendirilmiş, denetime tabi, halkın iradesine uygun, ehil ve liyakatli kimselerdir.

Onların karar ve amelleri halkın bugün ve yarınına, maneviyattan tüm sosyal hayatına kadar her alanda doğrudan tesir edeceği için de yöneticiler bazı temel değer ve kıymetlere sahip olmalıdır ki dinen ehil ve layık olmayanların o işe talip olması da, toplumun o kimseyi yönetime getirmesi de haramdır. Keza yasal olarak meşruluk ve caizlik belirlenmiş kriterlere uygunluk şartıyla ortaya konur ve bu kriterlere sahip olmayanlar yöneticilik yapamazlar.

Maalesef bazen bu özelliklere sahip olmayanların da yönetmeye talip olduğu ve hatta yönetimlere geldiği, hatta şer ürettiği de bilinen bir gerçektir. Ancak burada yazılanlar medeni ve ahlaklı bir toplum için olması gereken vasıflardır ve gerek seçen ve gerekse seçilen için bu şartlar elzemdir, zorunludur, farz mahiyetindedir.

Türk ve Müslüman olan bir toplumun elbette hem manevi ve hem de maddi yani anayasal kriterleri olacaktır. Keza hem örf ve kültürden kaynaklanan ve hem de medeni hayattan fışkıran akıl ve bilim mahsulleri bu vasıflarda etkili olacaktır.

Yönetici seçim ve görevlerinde cinsiyet, ten rengi, yaş, milliyet gibi unsurlar kişi ehil ve layık ise dikkate alınacak ama kesin belirleyici olmayacaktır. Ancak çok temel değerler vardır ki ehil ve layık olma esasen bu temel niteliklere bağlıdır. Yardımcı vasıflar ise temel nitelikler gibi şart olmasa da aranan ve olması lazım gelen kriterlerdir.

Türk halkı için bu sayılanların özeti şudur ki; milli ve medeni olmak, yeterli ve ehil olmak, bir ve birliği temine çalışmak, hem Atatürk Cumhuriyeti’ne ve hem de İslam’a uygun davranmak temel şart, ortak insanlık değerlerine ve demokrasiye, ait hususlar ile zamanla değişen durumlara uygun ve yeterli tepki vermek diğer şartlardır.

Seçilmişlik adil ve eşit bir ortamda gerçekleştirilecek seçimlerle, hakkaniyetli sayımlarla ve neticeye saygı duymakla sağlanırken, atanmışlıkta ilke o işe ehil ve layık olmak, adaylar arasında olumlu yönleriyle öne çıkmak kriteridir. Tüm seçilen ve atananların ana prensipleri o kamu veya gruba yönelik farklılık gösterebilirken, atanmışlar belli şartlara istemeseler de uyum göstermek zorundayken, seçilmişler ayrım yapmadan tüme eşit ve adil davranmak zorundadır. Bu anlamda her seçilmiş demokrasiye ve çoğulculuğa, denetlenmeye ve düzgün iş yapmaya, yasal meşruluk ve dinen caizlik ölçüsünden taşmamaya mecburdur. Zaten anayasal çerçevede bu merkezde çizilmiş ve kişileri bağlamıştır.

Yöneticilerin olması gereken TEMEL vasıfları

1. Müslüman ve Türk olmak

Tamamına yakını Türk ve Müslüman olan toplumun idarecilerinin de aynı kültür ve kaynaktan gelmesi kadar doğal bir şey olamaz. Bu kriter temin edilmelidir ki toplum ortak mazi ile ortak hedeflere yürüyebilsin. İstisnai olarak ve belirli süreler için danışman mahiyetinde bilirkişiler kullanılabilir ve kiralama yöntemiyle o kişi veya kuruluşlardan yardım ve destek alınabilirse de esas ve öncelik milli olmaktadır. Bu millilik mecburen maneviyata yaslanacağından da İslam’ın öngörülerindeki ana prensipler muhakkak surette temin edilmelidir. Her hâlükârda öncelik Milli kaynak ve kişilerdedir ve yurt içinde olduğu müddetçe yerli kaynaklara müracat etmek şarttır.

2. Milli olmak

Demokrasi ve laikliğe bağlılık, Atatürk ilkelerinden taviz vermemek ve milli olmak idare etmeye talip olanların anayasal mecburiyeti ve dinen de vebalidir. Yukarıda değinildiği gibi idarenin kendisi, belirlenmesi, yönetimi ve denetimi milli olmalı, hizmet edilen halkın sesine kulak verilmesi ve iradesinin bu ses istikametinde yapılması temin edilmelidir. İthal veya kopya yönetimlerle bu milli kavramına verilen zararlar yeterli hasılayı temin edemeyeceği gibi, milli değerlere de zarar verecektir.

3. Yönetimlere ‘hizmet’ için talip olmak

Her seviyedeki yöneticilerin varoluş sebebi halka veya o kuruma hizmettir ki mahiyetteki tüm çalışanların ortak ideali de hizmet üretmektir. yeterli ve güzel olmak zorundaki bu hizmet, kişisel veya grupsal çıkarlara sebebiyet vermemeli, bazı kesimler lehine bazılarına haksızlık yapılmamalı, yönetenlerin şahsi çıkarları yönetilenlerin ve kamunun menfaatlerinin önüne geçmemelidir.

4. Yemine sadakat

Her yönetim grubu kendi statü ve seviyesinde göreve başlamadan bir yemin eder. Bu sözlü veya yazılı olabilir, kamuya açık veya gizli olabilir. Tüzel kişiler için bu yemin imzalanan sözleşme metni olabilirse de kamuya ait hususlarda bu yemin halka açıkça duyurularak yapılır ve yönetici o yemin istikametinde çalışacağına mukaddesatı üzerine yemin eder. Dinen bu yemin aksine davrandığım takdirde cehennem ateşlerine razıyım manası taşır. Yasal olarak ise bu yeminin anlamı, aksine davrandığım tespit olunursa ceza hukuku ile belirlenen cezalara razıyım demektir.

5. Namuslu, doğru ve dürüstlükte sebat

Ahlaklı olmakla eş anlamlı bu vasıf, hem Türk olmanın ve hem de Müslüman olmanın temel şartlarındandır ki namus Türk kültürünün de, İslam anlayışının da temelidir. Keza Yüce Allah’ın iman, ibadet emirlerinin hemen yanına mutlak ahlakı koyması ve Sırat-ı Mustakim (doğru yol) üzere olunmasını emretmesi bu sebepledir. Bu madde tartışmasız olarak aranması elzem olan maddelerdendir.

6. Şeffaflık, temizlik ve sadelik

Doğruluk ve dürüstlük gibi şeffaflık da temel vasıflardandır ve sade, temiz, anlaşılır söz ve ameller, şeffaf olarak ilan edildiği, izah edildiği ve toplumdan saklanmadığı müddetçe bu şart yerine getirilmiş olur. Şeffaf olmayan işler milli bir gizlilik kriteri taşımıyorsa kirlidir, pistir, çirkindir. Buna tevessül eden idarelerin de maksat ve niyeti ortaya çıkmış olur ki, yönetici tüm niyet ve amellerinde şeffaf olmak zorundadır, temiz ve sade bir yönetim sergilemelidir. Şeffaflık aynı zamanda eski yönetimlerin hata ve kusurlarını ortaya çıkarmak anlamında da elzemdir.

7. Emanete sahip çıkmak (Kamu çıkarlarını ve malını korumak)

Yönetimlerin tümü, o yöneticiye emanettir. Emanete sahip çıkmak ise evvela Allah emri ve sonra toplumsal bir gerektir. Emanete ihanet ise o yetkiyi kötüye kullanmak, yasal ve dini olarak kötü işler üretmek, şahsi menfaatlere düşkün olmak, toplum çıkarları aleyhine çalışmak olarak tarif edilir. Bu durumdaki yöneticilerin ise görev sonları dahi beklenmeden derhal cezai işleme tabi tutulması ve o yetkinin geri alınması esastır. Emanete sahip çıkma basiretini gösteren yöneticilerin ise müteakip görevlendirmelerde mükâfatını alacağı zaten aşikardır.

8. Örnek olmak, Fiziki ve zihni yeterlilik

Yönetimlere talip olanların örneklik vasfı idare ettikleri toplumun eğitim ve terbiyesi için de arttır ki toplum tahsilsiz, kırsal veya genç nüfus öncelikli olmak üzere, yöneticilerin derin bilgi ve kabiliyetini, eşit ve adil yönetimini, sevgi ve saygıya dayalı idarelerini görecek ve aynısını tekrar edecektir. Bunun aksi olursa da toplum o kötülükleri aynen kopyalamaya devam edecek ve kötülük sıradanlaşarak, meşruluk kazanacaktır. Fiziki ve zihni yeterlilik ile kast edilen ise o kişinin o görevin gereklerini yerine getirmede en temel normlara sahip olmasıdır ki zaten zihnen yoksun olmak dindeki mükellefliği dahi kaldırır. Bedeni yeterlilik ise mesainin takibi ve devamı için gerekli enerjiyi gösterebilmek melekesidir. Bu nedenle yaşlı ve kronik rahatsızlığı olan veya büyük ve tedavisi zor hastalıklar geçiren kimseler yerine sağlıklı ve nispeten gençlerin idarelere gelmesinde fayda vardır. Bu arada tecrübe faktörü de göz ardı edilmemelidir ki sağlık ve yaş itibarıyla sorunu bulunmayan tecrübe sahiplerinin elbette seçilmek ve yönetmekte sıkıntı yaşamaları da söz konusu değildir.

9. Meşru ve caiz olmak, sadakat yerine liyakat

Yönetim ve yöneticilerin yasal olarak meşruluğu ve dini olarak caiz oluşları muhakkak temin edilmelidir. Entrikalarla temin edilen, kanun ve usule aykırı olarak ele geçirilen, şiddet, hile ve baskılarla tesir edilen yönetimler meşru olmadığı gibi caiz de değildir. Bu ise sadece liyakate ihanet olarak kalmaz aynı zamanda zulme kapı aralar. Ehliyet ve liyakat olarak yeterli olmak bu meşruluğun ilk şartıdır. Sadakat ise partizanlık ve adaletsizliğin ayak sesleridir. Ehil kadrolar oluşturmak da idarecinin her şeye yetemeyeceği farz ve kabulüyle istihdam edeceği yardımcılarda araması gereken benzer vasıflardır. Yeterli ve donanımlı olmak liyakat ve ehliyetin durmaksızın devam eden şartıdır ki seçildikten sonra dahi idarecinin bilgi anlamında kazanımlarına devam etmesi ve bu bilgiyi enerji şeklinde olumlu işlere yansıtması gerekir.

10. Kur’an ve hukuka uygunluk

Çift başlıklı bu konu göz ardı edildiği içindir ki yöneticilerin çoğu Kur’an veya hukuk ile konuşmakta, her ikisi ile birden konuşan yönetici bulmak zorlaşmaktadır. Oysa laik olma hali ile dini kaidelere kulak vermek çakışmayacağı gibi laiklik dini yok saymak değil, dini istismardan kurtarmak halidir. Bu cihetle yönetim ve yöneticilerin tamamı seçim öncesinden itibaren, yönetim ve denetim müddetince bu uygunluğa ters düşen söz ve fillerden sakınmalı, tüm icraatlar maneviyata ve yasaya uygun yapılmalıdır. Bu aynı zamanda yasal olarak meşruluğu ve dini olarak da caiz olma halini temin edecektir.

11. Faydalı, güzel ve iyi işler üretmek

Yönetenlerin hizmetleri hayra ve iyiliğe dair olmalı, şer ve çirkin işlere,  kişisel veya grupsal çıkarlara hizmetten sakınılmalıdır. Bu hata adalet ve eşitlik ilkesine de ters ve namusa aykırı bir durumdur ki seçilenler (veya atananlar), seçildikten sonra tarafsız ve adil olmak mecburiyetindedir. Huzur ve refahı temin etmek idarelerin ana gayelerindendir ve bu nedenle tüm gayretler mübah ve güzel işlere yöneltilmelidir.

12. Cürüm, haram ve günahtan sakınmak

Yöneticiler bir yandan faydalı ve güzel işler yaparken aynı zamanda suç, günah ve haramdan sakınmalı, pis niyet ve emeller uğruna kendilerini de toplumu da karanlıklara sürüklememelidir. Dinen ve yasal olarak bu halin engellenmesi ise denetimi zorunlu kılar.

13. Ahlaki değerlere bağlılık, Mukaddesata saygılı olmak

Namus gibi ahlak da yöneticilerde olması gereken ilk ve temel vasıflardandır. Bu yalan ve iftirayı engellemeyi, doğrulukta sebatı, çalışkanlığı, iyi niyet ve hoşgörüyü, adalet ve eşitliği şart koşar. Toplumun maneviyat ve kültüründen kaynaklanan ahlaka uygunluk bu nedenle yönetici için elzemdir. Mukaddesata saygılı olmak ise tüm mahiyettekilerin inanç ve kabullerine saygılı olmak ve eşit mesafede durmak, kimseyi kendisinin veya çoğunluğun inançlarına zorlamamak, laik ve demokratik olarak isteyene inanmak ve istemeyene inanmamakta müsaade etmek, dine giren veya çıkana zorluk göstermemek, dolayısıyla vicdanları hür kılmak olarak tarif edilebilir. Neticede din Allah’ındır ve hesap sorma yetkisi sadece O’ndadır. Kula düşen sadece tebliğ ve davettir ki Hz. Peygamber dahi bir elçi ve davetçidir, zorlayan değildir.

14. Ortak insanlık değerlerine sadakat

Kur’an’da maruf olarak yer alan bu husus medeni hukuk anlamında ortak insanlık değerleri olarak ele alınır ki temel insan haklarına yani eşitlik, adalet ve hukuksal manada sosyal yaşama işaret eder. Dinen ve yasal olarak bu değerlere sadakat her yönetici için şarttır.

15. Tesir ve baskı altında kalmamak

Yöneticiler için ettikleri yemin istikametinde hür irade ile yönetmek, halkın hür iradesi ile yaptığı tercihlere ihanet etmemek, baskı ve zorlama altında yanlış kararlara imza atmamak, zulme teslim olup halkın iradesi aleyhine kararlar üretmemek en başta gelen vasıflardandır. Yerleşik çıkar odaklarına dur diyebilmek sebat ve sabır isteyen bir iştir ancak mükafat ve sevabı da yüksektir. Kötü ve yanlış alışkanlıkları temizlemek, hiçbir baskı altında kalmadan sadece Allah rızası ve yapılan görevin mesuliyeti olarak ele alınırsa sevabı daha da yüksektir. Yok bunun aksi olursa da o yönetici sadece kişisel bir gaflette bulunmakla kurtulamaz, tüm mahiyete ve kamuya zarar verdiği için tüm mahiyetin hakkını yemiş ve dolayısıyla kötülük ve zulüm üretmiş olur ki dinen cezası bellidir.

16. Söz, fikir ve amelde istikrar ve ispat

Yöneticilerin ettikleri yemini, sarf ettikleri sözleri amel ve icraatları ile de desteklemesi gerekir ki sözde kalan namuslar bir şey ifade etmeyeceği gibi kişinin aynası lafları değil icraatlarıdır. Söylediğime bakma, yaptığıma bak sözü mühimdir ve yöneticinin kefili ürettiği hizmetlerdir. Sözleri değil. Bu vasıfta takipçi olmak aynı zamanda riyakarlık ve münafıklığı engellemenin de tek yoludur.

17. Kolaylaştırmak, zorlaştırmamak

Hz. Peygamberin üç lanetinden birisi olan işleri zorlaştırmak bahsi yönetimlerde idarecileri işleri kolaylaştırmaya zorunlu tutar. Çünkü sade ve kolay, şeffaf ve basit yönetimler, kapasiteleri farklı olan halk kesiminin anlayacağı lisanla konuşmaktır ve beşeri meşgaleler ile koşuşturan halkın işlerini kolay ve kısa sürede çözmek yönetimlerin görevidir. Bunun aksi ise rüşvet dahil her türlü pisliğe fırsat yaratır ki bunlar şeytan işi pisliklerdir.

18. Ayrıştırıcı değil birleştirici olmak, gaye birliği yapmak

Sınıf veya milliyet ayrımına tabi tutulan halkların bir ve beraber olması, milli ve kardeş olması imkânsızlaşır. Hatta oy kaygısı veya çıkar temini için yapılan bu ayrım fanatizm ve sempatizanlığı da beraberinde getirerek çatışmalara ve kin üretmeye sebep olur ki yöneticilerin görevi ayrıştırmak değil birleştirmektir. Bu gaflet bu nedenle adalet ve hakkaniyeti, hak ve hukuku yerle bir eden devasa bir hata ve gaflettir, emanete ihanettir. gaye birliği tesis edilebilirse sinerji yaratılacak, iş gücü artacak, sorumluluk yaygınlaştırılacak ve başarı daha kesin hale gelecektir.

19. Eşit ve adil davranmak

Ayrım yapmadan, herkese eşit mesafede olmak yöneticilerin temel vasfıdır. Hakkaniyet ve adaletten sapmamak, yaşı, cinsi, kökeni hatta dini ne olursa olsun tebaya ayrım yapmadan hizmet vermek dinen ve yasal olarak da bir mecburiyettir. Tarafsızlık ilkesi bu kavram ile birlikte değerlendirilmesi gereken bir başka ana kavramdır. Çünkü idarecinin ettiği yemin tarafsızlığa dair hususları da içerir. Burada dikkat edilecek en mühim noktalardan birisi partileşmelerin, tarikatlaşmaların yönetimlere asla sokulmaması gereğidir.

20. Çevre ve tabiata, diğer varlıklara sevgi ile yaklaşmak

İnsanlar yaşadığı toplumda tek canlı değildir ve tabiat, tüm varlık ve fonksiyonları ile yeryüzü dahil yönetilenler en azından kararlara tabi olan kesimler arasındadır. Bu cihetle yaşanılan ortamın (habitat) sağlıklı, düzgün, temiz, uygun ve güzel hale getirilmesi, varsa pislik ve engellerin temizlenmesi esastır.

21. Hukuk dışına çıkmamak

Bu madde meşruluk ve caizlik kavramı ile birlikte düşünülmeli, gerek idarecilerin ve gerekse halk içinden birilerinin hukuk dışı suçlarının cezasız bırakılmaması anlamındadır. İlk başta yönetici örnek olmalı ve sonra yönetilenlerin de yasaya uygun yaşamlarını temin etmelidir. Bu anlamda özellikle kamu malı talanı ve rüşvet, hortumlama ve karaborsa, adam kayırma, usulsüz ihale gibi belalardan uzak durulmalıdır.

22. Denetlenmek

Yönetici ve yönetimler biat ve şura gereği dönemseldir, denetime tabidir, yasal olarak da idarelerin belirli zamanlarda denetlenmesi teminat altındadır. Bu nedenle denetimden kaçınmak veya denetim raporlarını halkın gözünden saklamak edilen yemine aykırı olduğu gibi dinen ve yasal olarak da büyük vebaldir, kirli işler yapıldığına delalet eder.

23. Sevgi ve saygıyı öne çıkarmak, muhabbet ve samimiyet

Yönetimlerde her şey yasal veya katı değildir, olmamalıdır da. Vicdanların sesi, insan olmanın gerekleri, bağışlama gibi insani erdemlerin fazileti yönetimlere yansımalı, katı ve acımasız yönetimler yerine sevgi ve muhabbet dolu, samimi ve hoşgörülü idareler sergilenmeli ve bu sayede toplumun yara ve dertleri paylaşılmalı, sevinçlerine ortak olunmalıdır.

24. Tasarruflu olmak, israf etmemek, uygun kaynak kullanımı

İsraf dinen de haram, yasal olarak da suç teşkil eden bir gaflettir ki lüks ve israfa sarf edilen kaynaklar, bu kaynakla üretilmesi gereken iş ve hizmetlere mani olmakla kalmaz, aynı zamanda günah ve suç teşkil eder. İdareler hem kamunun ve hem de vatandaşların israflarına mani olmalı, gelir dağılımı ve vergi adaleti gibi hususlarda örnek olmalı, lüks ve israfa yatırılan devasa kaynakları daha faydalı ve öncelikli işlere aktarmalıdır.

25. Kibirle büyüklenmemek, kin gütmemek, servetle şımarmamak

Gerek seçilen ve gerekse kaybedenler için geçerli bu husus özellikle idareye getirilenler için önemlidir çünkü kazanılan sadece bir başarıdır ZAFER DEĞİLDİR. O işin zafer olması için bir düşmana karşı olması lazımdır ki kaybedenler de aynı milletin evlatlarıdır ve bu nedenle galibiyet sadece bir başarıdan ibarettir. Bu idrak ise idareciye tevazuyu, barışmayı ve büyüklenmemeyi emreder. Aksi haller ise ciddiyetsiz ve samimiyetten uzak hallerdir ki muhtemelen o idarecinin son vazifesi de bu vazife olacaktır.

26. Basiret

Aynı zamanda Kur’an emri olan bu husus, isabetli öngörü veya öngörülerdeki doğruluk olarak isimlendirilir. Yönetici basiret sahibi olmalı, görevin yükünü kaldıracak kapasitede bulunmalı, geleceğe dair alacağı kararlarda isabet elde etmeli, boş ve gereksiz işlere bulaşmadan, yanılma ve hatayı alışkanlık haline getirmeden, çoğunluğun ses ve isteklerine kulak vererek, isabetli öngörülerle kendisine emanet edilen yönetimi daha güzel bir yere taşımalıdır.

27. Hakkaniyetli olmak, hakka saygı duymak, hakları sahiplerine ulaştırmak

Hakkaniyet ve doğal olarak hak, dinin de yasaların da en değer verdiği şeydir, olmalıdır da. Yöneticiler kamu ve bireylerin haklarının korunmasına, kaybedilen hakların geri kazanılmasına, müteakip haksızlıkların önlenmesine gayretle hakkaniyeti sağlamakla mesuldür. Dolayısıyla haklara saygı duymak sadece yasal bir konu değil aynı zamanda bir Allah emridir ki hakların sahiplerine ulaşmasına engel olmak bırakın yasal vebal altında bırakmayı aynı zamanda Maun suresinde lanetlenen insan grubundan olmaya dahi yeterlidir. Güçlüden değil haklıdan yana olmak bu maddenin özeti durumundadır.

28. Yetkiyi kötüye kullanmamak

Yöneticilerin sorumlulukla birlikte yetkiye de sahip olur ve görevlerini icra ederken kaçınılmaz olarak takdir hakkı kullanırlar. Bu takdir hakkının sınırları belli olsa da neticede kararlar çoğunluk oyuyla alınır ve olumlu katkı yapan meselelerde sıkıntı yaşanmaz iken kötülüğe veya hataya sebep olacak işlerde hele kasıtlı kanaat kullanarak, takdiri şerden yana kullanmanın adı yetkiyi kötüye kullanmaktır. Şeytana, nefse, dünya süslerine, kişilere ve fanatiklere aldanmamak, şahsi çıkar hesapları yapmamak, yasadışı yollara müracat etmemek idarecilerin olması gereken vasıfları arasındadır.

29. Akıl ve bilimi rehber edinmek

Yukarıdaki maddede bahsedilen hata ve gafletlerden korunmanın yolu meselelere akılcı yaklaşımla temas etmek ve bilimden yardım almaktır ki bugün sadece fen alanında değil tüm toplumsal meselelerde bilim çokça mesafe kat etmiştir ve sayısal verilerle, örnek uygulamalara bakılarak, derin araştırma ve objektif uygulamalarla bilim ithali yapılarak çözülemeyecek konu yoktur. lakin meselelere bilim ışığında değil de başkaca karanlık rehber ve kılavuzlarla, yobaz zihniyetle yaklaşılırsa toplum ve yönetimde önce köhnelik ve sonra sorun ve nihayet yok olmanın yaşanması kaçınılmazdır.

30. Sinerji

Sinerji ortak akıl veya dayanışmayla doğan ilave güç olarak tanımlanır ki yönetimlerde bunun izahı şudur; seçilen kişi, mahiyetteki yardımcılar, yardımcılar arasında, çalışanlar içinde aynı ideali paylaşmakta çekince gösterenler motivasyonu düşüreceği ve üretimi azaltacağı için kişilerin beyin fırtınası ile yaygın sorumluluk anlayışı sergilemesi, birleşmesi, alttan itibaren çözüm üretmesi ve el birliği ile meselelere yaklaşılması ilave bir güç ve moral doğuracak demektir. bu durumda ise kişisel olarak başarılamayan pek çok mesele ortak akılla çözülebilir ve çözümler daha güzel hale getirilebilir.

Terör ve karanlık odaklarla mücadele

Bu konuya ayrı başlık atmamızdaki sebep temel vasıflar içinde özel ve öncelikli yer alan bu konuyu vurgulamak ve yakın tarihte yaşanan acı tecrübelerden istifade ile yönetenleri uyarmak gereğidir. Özetle bu başlık altında denebilir ki yasadışı, sonuçsuz, sinsi ve gizli yapılanmalar ile yönetimlere talip olmak veya yönetimlere nüfus etmek milli iradeye aykırı ve istikbali karartan yaklaşımlardır, ağır hasar veren yanlışlardır, demokrasiyi sekteye uğratan gafletlerdir. Birlik ve beraberliği bozan, çoğu dış kaynaklı bu hamlelerin temsilcisi durumundaki varsa yönetenlerin bilmesi gereken şudur ki irade sadece milletindir, anayasadan üstün bir güç yoktur ve Türk ve Müslüman olan bu millete terör, baskı veya şiddet ile kimse sakıncalı bir fikri empoze edemez. İstiklal harbinde yedi düvele karşı koyabilmiş bu millet Allah’ın izni ve Türk olmanın verdiği güçle tüm tehlikeleri bertaraf etmek kabiliyetindedir. Yöneticilere düşen kanmamak, uyanık olmak ve varsa bu tür yapılanmaları yönetimlerden uzaklaştırmak ve kanuna teslim etmektir. Sonuçta halkın iradesine aykırı tüm durumlar sakıncalıdır ve terör odakları muhatap dahi alınamaz.

Yöneticilerin olması gereken DİĞER vasıfları

Yöneticilerin bu temel görev ve sorumluluklarına ilaveten daha pek çok vazife ve nitelikleri de vardır ki bunlara örnek olarak; eğitim ve öğretimi desteklemek, imkanlar yaratmak (istihdam dahil), ortak iradeye saygı, fanatizm yapmamak, engellilerin sorunlarına yakın ilgi, evsizlere yardım, mültecilere yardım, örf ve kültürlere riayet, azınlık haklarının korunması, mazlum ve çaresizlere yardım, tevazu, hoşgörü sayılabilir.

Seçilmek için gerekli tüm bu vasıflar, Seçilmişlik sonrası da denetimler ile aranması gereken hususlardır ve faydalı işleri takdir etmek, zararlı işleri cezalandırmak ve bunları yapabilmek için de yakın takip ve kontrol esastır. Çünkü yöneticinin temsil ettiği çoğunluk kendi haklarını en iyi kendisi korur ve yönetilenlerin yönetenleri kontrol mekanizmasının adı zaten Cumhuriyet demektir, demokrasi demektir.

SONUÇ

Yönetmeye talip olanların evvela ehliyet ve liyakat olarak yeterli olmak mecburiyeti vardır ki bu ehil ve layık olma işi hem maddi hem manevi anlamdadır, hem seçim öncesi ve esnası ve hem de sonrasına aittir, anayasanın temel ilkelerine sadakat ile dinin temel hükümlerine uygun hareket kaçınılmaz şartlardır, insani değerlerin muhafazası ve huzur-refahın ve bu arada beka ve güven ortamının sağlanması gayedir, Cumhuriyet ve demokrasi ilkelerinden sapmak diye bir şey söz konusu değildir, şeffaf vaziyette denetime açık olarak yönetmek ve denetlenmek esastır.

Atatürkçü, vatansever, barışçı, kardeş, namuslu, yüksek ahlaklı, zengin ve huzurlu bir yarın için, eğitimli gençler ve bilgiyle doğru kurumsallaşmış yönetimlerin hayata geçirilmesi elzemdir.

Mazinin köhne karanlıklarına umut bağlayan yobaz zihniyetin modern ve insani yönetimlerde işi yoktur. Hak ve adalet bekanın teminatıdır, hâkimiyet önce Allah’ta ve sonra millettedir, demokrasi vazgeçilmez bir anayasal ilkedir, demokratik olmayan çözümler bedeli ağır ve sonuçsuzdur, hayatta en hakiki yol gösterici bilimdir, fendir.

Tüm yönetici ve denetimciler, tüm yönetilenlerin karşılıklı hak, görev ve sorumlulukları vardır ve bunlar aksaksız yerine getirilmelidir. Aksaklık durumunda gereğini yapmak, denetimler ile tespitler elde etmek, müteakip seçimlerde görevi devretmek erdemdir, çağdaş yönetimlere yakışandır.

Hedef ve gaye Türk ve Müslüman halkın refah, huzur ve mutluluğu, bekası ve güven ortamının sağlanmasıdır. Bu ortak gayeye erişmek için yönetenlere düşen görev doğru ve samimi yönetimlerle süreci hızlandırmak ve istikamette tutmak, halkı yönlendirmek ve sürece olumlu katkı sağlamaktır.

Ülkede yaşayan tüm insanlar aynı gemidedir ve gemi batarsa herkes sulara gömülecektir.

Bu nedenle son söz denebilir ki geminin selametle yoluna devam etmesi bilinçli seçenlerle, layık ve ehil yöneticilerle, hür ve dürüst denetleyicilerle, her hâlükârda Kur’an’a, Atatürk ilkelerine, demokrasiye, anayasaya bağlılıkla mümkündür.

Diğer tüm demode, baskıcı ve terör kokan yaklaşımlar ile yobaz adımlar ise bu geminin gövdesine vurulan darbelerdir.

Ülkenin çağdaş medeniyet yolunda durdurulamaz ilerleyişi ancak bilgili ve layık yöneticilerledir. Bu nedenle yöneticiler aldıkları mesuliyetin farkında olarak ve yanlış yapmayarak, yorulmadan görev ve hizmet üretmelidir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir