İngilizler Devrede: Mustafa Kemal’in Dönmesi isteniyor

Atatürkün hayatı ve eserleri 300x150

İngilizler Devrede: Mustafa Kemal’in Dönmesi isteniyor

Daha önce belirtildiği gibi, Mustafa Kemal 9. Ordu Müfettişliğine tayin edilirken İstanbul’daki İngiliz görevlileri herhangi bir engelleme yapmamışlardı. Onun Enver Paşa, ittihatçılar ve Almanlarla takışmış olması, padişahın güvenini kazanmış bulunması ve İngiltere yanlısı Damat Ferit Hükümetince bu göreve tayin edilmesi, İngiliz makamlarınca güvenlik bakımından yeterli sayılmıştı. Bununla beraber İngilizler atamadan sonra tamamlayıcı bilgi istemeyi lüzumlu gördüler.

Onun Samsun’a vardığı gün İngiliz Karadeniz Orduları Komutanı General Milne 9. Ordu Müfettişliği kurulmasını ve müfettişin geniş bir kurmay heyetiyle gönderilmesinin sebeplerini sordu. Osmanlı hükümeti 24 Mayıs tarihli cevabında: Mütareke hükümlerinin denetimini sağlamak için müfettişlik kurulmuştur. Müfettiş geniş bir bölgeye yayılan askerî birlikleri denetleyecek, çevredeki silâh, top kaması… v.s.‟nin süratle gönderilmesini sağlayacak, asayişsizliği önleyecektir” denilmekteydi.

Samsun işgal makamlarından gelen ilk raporlar da İngilizleri önce teskin etti. Ancak Mustafa Kemal’in Havza’daki faaliyetlerinden sonra, İngilizler de ciddi şüpheler uyandı. İstanbul’daki İngiliz Ataşesi General Deeds, Samsun’daki İngiliz Yardım Subayının dikkatini Mustafa Kemal’in görevinin niteliği üzerine çekti. Havza’daki piskoposun Samsun Rum Metropolitini uyarması ve onun da İngiliz Yardım Subayını ikaz etmesiyle, Yüzbaşı Hurst Havza’ya gelip 2 Haziran’da Mustafa Kemal ile görüştü.

Raporlarında, bölgedeki durumun Rumlar aleyhine geliştiğini, bu hareketi Ferit Paşa tarafından iyi niyetle oraya gönderilen Mustafa Kemal Paşa’nın örgütlediğini, İstanbul’dan sert emirler verilmesi halinde patlamanın önüne geçilebileceğini, Mustafa Kemal’in çağrılması gerektiğini, İngiltere’nin ya Samsun’a asker çıkarması, ya da mevcut subaylarını bölgeden çekmesi gerektiğini bildirmekteydi. Muhtemelen başka kaynaklardan da bilgi edinen İngiliz işgal makamları, 6 Haziran 1919 tarihli bir nota ile “Seçkin bir generalin kurmay heyetiyle birlikte memleket içinde dolaşması, umumi efkârı tedirgin etmektedir.

Askerlik bakımından bu generalin iş görmesini gerekli görmüyorum. Dolayısıyla Mustafa Kemal Paşa ile kurmay heyetinin derhal geri çağırılmasını” istediler. Harbiye Nezareti “Mustafa Kemal’in tayinine sebep 21 Nisan 1919 tarihli İngiliz notasıdır. Bu tayine İngilizler karşı çıkmamışlardır. Mustafa Kemal Ordu Komutanı değil, müfettiştir. Böyle bir müfettişin vilâyetleri dolaşmasının kamuoyunu rahatsız mı veya tersine teskin mi edeceğinin takdirini, memleketin tecrübeli bir askeri ve sorumlu bakanı olarak kendisine bırakılmasını” istedi. Bu girişimin bir yararı olmadı.

Zira Amiral Calthorpe, 8 Haziran notasıyla aynı talebi yineledi: “Samsun ilinde bazı kötü eğilimli kimseler karışıklık yaratmak istemekte olup bunların başında Mustafa Kemal gelmektedir… Karadeniz Orduları Başkomutanı General Milne tarafından Mustafa Kemal’in görevinden alınması için Harbiye Nezaretine emir verilmiştir. İçteki karışıklıklar ırklar arası dinî bir hal alırsa ciddi sonuçlar doğuracaktır. Dolayısıyla bütün sivil memurlara bölgelerindeki karışıklıklardan şahsen sorumlu tutulacakları duyurulmalı ve Samsun ilindeki durumdan bana sürekli bilgi verilmelidir.”

Aynı gün Sadrazam Vekili Mustafa Sabri, Mustafa Kemal’in sadarete gönderdiği bir yazıyı ingiliz Ataşesine okuyor ve onun geri çağırılmasını istedikleri için Ataşeye teşekkür ediyor ve Anadolu hareketinin arkasında Harbiye Nezareti’nin bulunduğunu söylüyordu.

ingiliz baskısı üzerine, Harbiye Nezareti, 8 Haziran 1919‟da Mustafa Kemal’den İstanbul’a dönmesini rica etti. Mustafa Kemal Harbiye Nazırı şevket Turgut Paşa’dan “davet sebebinin lütfen açıklanmasını istedi.” Bakanlıkça hazırlanan cevapta “… O bölgedeki memuriyetlerini uygun görmeyen İngilizler İstanbul’a çağrılmanızı istediler. Memleketin geçirmekte olduğu hal, Nezareti bu İngiliz isteğini yerine getirmek zorunda bıraktı.” denilmekteydi. Fakat Bakan bu ifadeyi onaylamadı.

Mustafa Kemal’e 15 Haziran tarihinde “İstanbul’a davetiniz Hükümet-i Seniyeye‟nin kararı neticesidir.” şeklinde cevap verdi. Ancak aynı soruya muhatap olan Genel Kurmay Başkanı Cevat Paşa, aralarındaki özel şifreyle “Zatıaliniz gibi değerli bir generalin halen Anadolu vilâyetlerinde dolaşmasının kamuoyu üzerinde iyi tesir bırakmayacağı gerekçesiyle İngilizler istedi.” şeklinde cevaplandırdı.

Fakat Mustafa Kemal İstanbul’a dönmemeye kararlıydı. O daha mütarekenin ilk günlerinden düşmanlara kayıtsız şartsız boyun eğmenin felâketi ancak çoğaltacağını görmüş, ilgilileri ısrarla uyarmıştı. O, Türk milletinin payidar olabilmesi için, Anadolu’da gücünü halktan alan, millî iradeye dayalı bir yönetim oluşması gerektiğine inanıyordu. Mustafa Kemal “Hak verilmez alınır” görüşündedir. Buna göre, Türk Milleti hakkını düşmana yaranmakla değil, ancak direnmekle elde edebilir. Bunu sağlamak için Anadolu’da görev almıştır. Amacı yurt bütününü kapsayan bir örgütlenme ile millî haklara sahip çıkmak ve devleti uçuruma düşmekten kurtarmaktır. Geniş yetkileri, bu düşüncesini uygulamasına yardımcı olmaktaydı. Bu sebeple resmî görevinden mümkün olduğu kadar yararlanmak maksadıyla, İstanbul’u oyalamaya bu arada Anadolu’da ordu ve halkı toparlama faaliyetlerine hız verdi.

11 Haziran‟da 4 tümenli 15. Kolordu Komutanı Kazım Karabekir‟e amacının “Milletin hukuk ve istiklâlini sağlama yolunda milletle beraber çalışmak” olduğunu, bu gayeyle “milletin sinesine iltica” edeceğini, bunun aynı fikir ve kanaatte bulunan arkadaşların desteğiyle mümkün olabileceğini belirterek , bu konuda görüşlerinin bildirilmesini istedi. Kâzım Karabekir 16 Haziran tarihli cevabında, Mustafa Kemal’in görüşlerine katıldığını, lüzumlu gördüğünde mıntıkasına gelmesinden memnun olacağını bildirdi.

Mustafa Kemal Anadolu’daki durumu ve çağrılmada ısrar edilmesi halinde, sine-i millete döneceğini padişaha 11 Haziran tarihli bir telle özetle şu şekilde bildirdi: “… Bugünkü tehlikeli durumdan, ülkenin bölünmesi ve yabancı baskılarından ancak millî ve kutsal kudretin haykırışı kurtarabilir. Her taraf bu görüşte birleşmiştir. İstanbul’dan ayrılırken, üzücü İzmir olayları ertesinde, saraya çevrilmiş düşman gemilerinin toplarını göstererek “milletin bu durumdan hem kendini ve hem de sizi kurtarabileceğini” söylemiştiniz. Bu gönül dileğinizden doğan ilham ile görevime devam ediyorum…

Bu bir aylık dönemde Anadolu’nun bütün vilâyet ve kazalarını, bütün kumandan ve memurları “Hissiyat ve icraatına vukuf ve nüfuz hasıl ettim ve anladım ki millet baştan aşağı uyanıktır. Devlet ve milletin bağımsızlığını, Saltanat ve Hilafetin haklarını teyit için azimli ve inançlıdır.” dedikten sonra İstanbul çevresinin kokuşmaya elverişli ahlakından yararlanmasını bilen yabancıların devlete hizmet edenleri ortadan kaldırmaya çalıştıklarını belirterek kendisinin geri çağrıldığını, ancak Ali ihsan ve Y. Şevki Paşaların akıbetine uğramamak için dönmeyeceğini, zorlanırsa istifa ederek, sine-i millet‟e kalarak vatani görevine daha açık bir şekilde, millet bağımsızlığına kavuşuncaya kadar devam edeceğini, bildirdi.

Havza gerisinde İngiliz birlikleri olması ve Amasyalıların davetini dikkate alan Paşa, Havza’yı 12 Haziran’da terk ederken millî hareketi düzenleme faaliyetlerine açık bir şekilde devam etmek kararındadır. Havzadan sivil kıyafetle ayrılırken “Bu gün artık bir üniforma sahibi değilim. Size evvelce bildirdiğim gibi bir millet adamıyım.” demiştir.

Paşa, Amasya’da Müftü Hacı Tevfik Bey olduğu halde, sıcak bir şekilde karşılandı. Müftü “Paşam bütün Amasya emrinizdedir, gazanız mübarek olsun.” sözleriyle heyete kucak açtı. Paşa Amasyalılara “Padişah ve hükümet itilâf devletleri elinde esirdir. Memleket elden gitmek üzeredir. Bu kötü vaziyete çare bulmak üzere sizlerle işbirliği yapmaya geldim. Düşmanlarımızın Samsun’dan yapacakları herhangi bir çıkarma hareketine karşı, ayaklarımıza çarıklarımızı çekerek, dağlara çekilecek, vatanımızı en son kayasına kadar müdafaa edeceğiz.” sözleriyle halkı mücadeleye davet etti. Hemen ertesi gün Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti oluşturuldu. Kurucular ve halk millî harekete maddî destek de sağladılar.

Mustafa Kemal ile Babıâli arasındaki ilişkiler Redd-i ilhak ve Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri telgraflarının postahanelere kabul edilmemesiyle çatışma haline dönüştü. Mustafa Kemal Paşa buna karşı bölgesindeki idarî ve askerî makamlara şu duyuruyu yaptı: “Milletin sesini boğarak kanunî haklarını istemekten alıkoymaya ve vatanın yok olmasını hedef alan bu emri hiçbir namuslu posta memurunun yerine getireceğini zannetmiyorum. Fakat böyle bir namussuzluğa yeltenen olursa derhal divan-ı harplere verilmelerini emrettim.”. Ayrıca Sadarete ve Harbiyeye bu emrin hemen geri alınarak milletin itimat ve emniyetine zerre kadar halel getirilmemesini istedi.

Bir taraftan valiliklere, mitingler düzenlenerek kararın protesto edilmesini, telgrafhanelerin süratle işgal edilmesini, bahis konusu emir geri alınıncaya kadar İstanbul ile resmî haberleşmenin kesilmesini, … aksine bir davranan olursa derhal divan-ı harbe verilmesi için bütün kolordu komutanlıklarına talimat verdiğini duyurdu. Artık İstanbul Hükümetiyle olan ilişkiler daha gergin bir safhaya giriyordu. Arada gerginliği artıran bir olay da Büyük Ermenistan tasarısına karşı çıkan Van ve Erzurum valilerinin değiştirilmek istemesiyle patlak verdi. Mustafa Kemal hadiseler açıklık kazanıncaya kadar mecbur bulunmadıkça bir kaymakamın bile değiştirilmemesini istedi.

Anadolu’da askerî ve mülkî erkânın büyük kısmını arkasına alan Mustafa Kemal, Trakya’nın da bu oluşuma katılması için 18 Haziran’da I. Kolordu Komutanı Cafer Tayyar Bey’e durumu izah ile bütün millî cemiyetlerin Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuki Millîye ismi altında birleştirileceğini bu maksatla Sivas’ta bir kongre toplanacağını, buraya Trakya‟yı temsilen delege gönderilmesini istedi. Mustafa Kemal, bağımsızlık elde edilinceye kadar bütün milletle fedakarca çalışacağına mukaddesatı üzerine and içtiğini, bunu yurdun her tarafına genelge ile bildirdiğini, kararının Anadolu‟dan hiçbir yere gitmemek olduğunu, bu kararının bütün arkadaşlarının kararı ve görüşlerine tümüyle uyduğunu ilan etti.

Bu arada Rauf Bey, İstanbul – Bandırma – Batı Anadolu – Ankara üzerinden XX. Kolordu Komutanı Ali Fuat Paşa ile birlikte 19 Haziran’da Amasya’ya geldi. Onlara 3. Kolordu Komutanı Refet (Bele) Bey’in de katılmasıyla, Mustafa Kemal’in hazırladığı bir metin görüşülerek 21/22 Haziran’da karara bağlandı. Bu kararlarda özetle vatanın bütünlüğü ve istiklâlinin tehlikede olduğu, hükümetin görevini gereğince yapmadığı, milletin istiklâlini yine milletin kararının kurtaracağı, millî hakları dünyaya duyurmak için her türlü etkinin dışında bir millî kurula ihtiyaç olduğu, bu maksatla Sivas‟ta bir kongre toplanacağı, kongreye katılmak üzere bütün illerin her sancağından parti farkı gözetilmeden muktedir ve milletinin güvenini kazanmış üçer delege gönderilmesi, askerî ve sivil teşkilatın hiçbir suretle dağıtılmaması, kumandanın hiçbir şekilde terk edilmemesi veya başkasına devredilmemesi, vatanın herhangi bir tarafına yeniden olacak bir düşman hareketi halinde komutanların birlikte hareket edecekleri, silâh ve mühimmatın katiyen elden çıkarılmayacağı öngörülmekteydi.

Ayrıca gerektiği takdirde, Ali Fuat Paşa’nın Orta Anadolu’da, Kâzım Karabekir Paşa’nın Doğu Anadolu’da askerî ve sivil idareye el koymaları düşünülmüştür. Kararı yürütmeye Mustafa Kemal Paşa, eski Bahriye Nazırı Hüseyin Rauf Bey, Anadolu ve Trakya’daki belli başlı kolordu kumandanları memur edilmişlerdir. Amasya Kararları hakkında telle bilgi edinen Konya’daki Cemal Paşa derhal harekete hazır olduğunu bildirmiş, Erzurum‟da bulunan Kâzım Karabekir Paşa ise, Sivas’tan önce Erzurum Kongresinin toplanmasını ve buna Mustafa Kemal ile Rauf Bey‟in katılmalarını istemiştir. Erzurum Kongresi üyelerinin Sivas Kongresine katılmaları kararlaştırılarak fikir birliği sağlanmıştır.

Amasya kararlarıyla kurtuluş için dağınık ve yöresel girişimlerin birleştirilmesi, ve millî haklara sahip çıkacak bir kongrenin toplanması ve böylelikle milletin kendi kaderine kendisinin sahip olması imkânı yaratılmıştır. Bu hareketin başarısı, ancak ordunun desteğiyle mümkündü. Amasya kararlarıyla, Mustafa Kemal Anadolu’daki belli başlı komutanların desteğini elde etmiştir. Artık bundan sonra, İstanbul’un Anadolu’nun uygun görmeyeceği bir barışı kabul etmesi imkânı kalmamıştır.

Mustafa Kemal, Amasya görüşmeleri çerçevesinde, İstanbul’da etkili kimselere kararların niteliğini belirten yazılar göndererek desteklerini istedi.

Amasya Genelgesinin sonuçlarından biri de Mustafa Kemal’i İstanbul’a getirme faaliyetlerinin yoğunluk kazanması oldu. Zaten İngilizler 6 Haziran’dan beri Mustafa Kemal’in görevden alınması için devamlı baskı yapıyorlardı. İngiliz Yüksek Komiseri Amiral Calthorpe, 17 Haziran 1919‟da, Anadolu’nun 10 askeri bölgeye ayrılarak her birinin başına bir general atama projesini kabul etmeyeceklerini, Mustafa Kemal’in Samsun’a gönderilmesinin üzücü sonuçlar verdiğini ifade ederek onun ve arkadaşlarının biran önce İstanbul’a çağrılmalarını istedi.

22 Haziran’da ingiliz yetkililer (İngiliz ateşesi Deeds ile siyasi danışman ve Baştercüman Ryan) sadrazam vekilinden 3. Ordu müfettişinin görevden alınması isteğini tekrarladılar. 30 Haziran’da ise İngiliz Karadeniz Orduları Başkumandanı Milne, Mustafa Kemal’in azledilmesini, 6 Haziran’da Harbiye Nezareti’nden istediklerini, 8 Haziran’da verilen dönüş emrine rağmen Mustafa Kemal’in görevden alınmadığını belirterek Anadolu’daki direniş hareketlerinin önlenmesi için Mustafa Kemal ve Cemal Paşaların çekilmeleri konusunda Osmanlı Dışişleri nezrinde girişimde bulunulmasını Amiral Calthorpe‟den istedi. Amiral 2 Temmuz 1919 tarihli nota ile, Sivas ve Konya’da itilâf çıkarlarına karşı kışkırtmalarda bulunan, Mustafa Kemal ve Cemal Paşaların derhal ve kayıtsız, şartsız İstanbul’a çağrılmalarını ve bir sureti İngiliz hükümetine sunulan bu nota hakkında ne gibi işlem yapıldığını derhal bildirilmesini talep etti.

İngiltere Hükümeti’nin ağır baskısının yanı sıra, İstanbul Hükümeti içinde de, Sadrazam Vekili Mustafa Sabri ile içişleri Bakanı Ali Kemal etrafındaki bir grup, Mustafa Kemal’in görevden alınması gayreti içindeydiler. İçişleri Bakanı, İngiliz Askeri Ataşesi General Deeds‟i kendi evinde kabul ederek Anadolu’daki millî hareketi başta Cevat Paşa olmak üzere Harbiye Nezareti ve özellikle Mustafa Kemal Paşa’nın organize ettiğini söylemiş ve Redd-i ilhak telgrafları ile ilgili olarak 3. Ordu Müfettişi ile olan anlaşmazlıkları onlara anlatmıştır.

Harbiye Nazırı da 21 Haziran’da Kâzım Karabekir‟e 3. Ordu Müfettişlik Vekaletini teklif etmekteydi. Karabekir Erzurum’dan ayrılmasının telâfi edilmez vahamete yol açacağını, kolorduya vekâlet edecek uygun bir kimsenin bulunmadığını, büyük kumandanların sırasıyla ve birer bahaneyle ortadan kaldırılması suretiyle, daha kolay mahvedileceğimiz kanaatı umumu sarmış olduğundan “Eğer sağlık durumu görevini yapmasına mani olmasından başka bir sebep yoksa Mustafa Kemal Paşa‟nın müfettişlikten ayrılması tehlikeli olacaktır.” yorumuyla görevi kabul etmedi.

Hükümet Mustafa Kemal’i görevden almaya kararlıydı. Sadrazam Vekili Mustafa Sabri, Ryan ile Deeds‟e onun dönmesi için çalışıyoruz. Ancak İngilizlerce tutuklanacağından endişe ediyor. Banu yapmayacağınıza söz verebilir misiniz? diye sormuş, onlardan hükümetlerinden talimat almadan söz veremeyiz cevabını almıştı.

Nihayet 23 Haziran’daki toplantısında Bakanlar Kurulu, Harbiye Nezaretinin emrine rağmen İstanbul’a dönmediği ve halkı hükümete karşı kışkırttığı gerekçesiyle Mustafa Kemal’in hemen görevden alınmasına; yerine Hurşit Paşa’nın atanması için gerekli işlemin yapılmasına karar verdi. Artık resmî sıfatı kalmayan Mustafa Kemal’in bildiri ve emirlerinin geçerliliği bulunmadığının icap eden illere Dahiliye Bakanlığınca bildirilmesi uygun görüldü.

Karar üzerine içişleri Bakanı hemen harekete geçti. 23 Haziran’da illere Mustafa Kemal’in görevden alındığını, kimsenin onun emirlerini yerine getirmemesini istedi. 26 Haziran’da da millî ordu teşkil etmenin ve millî savunma girişimlerinin bir felâket olduğunu belirterek askerlerin verecekleri emirlere uyulmamasını, uyanların sorumlu tutulacaklarını, bildirdi106. İçişleri Bakanının, bazı çevrelerce desteklenen bu davranışı, hükümette ciddi tartışmalara yol açtı. Sert bir şekilde tartışan içişleri ve Millî Savunma Bakanları istifa etmek zorunda kalıyorlardı. Ancak Mustafa Kemal’i görevden almak kararı, Millî Savunma Bakanlığınca usulüne uygun bir şekilde sadarete (başbakanlık) bildirilmediği için, yürürlüğe konulamadı.

İçişleri Bakanının millî direnmeye karşı olan davranışları, onu istifaya sürüklerken Anadolu’da sert tepkilere yol açtı. XX. Kolordu Komutanı Ali Fuat Paşa, millî direnmeye mani olmayı hedefleyen bu tutumu etkisizleştirmek ve Anadolu’da oluşturulan düşmana karşı direnme azmini berkitmek için, 27 Haziran’da bir genelge yayınladı. Bu genelge ile kolordu mıntıkası (Ankara, Kastamonu illeri ile Kütahya, Afyonkarahisar bağımsız sancakları, Konya ilinin Isparta ve Burdur livaları) üç bölgeye ayrılıyor ve her birinin başına sorumlu bir askerî yetkili atanıyordu. Bunlar asayişi korumak, Müdafaa-i Hukuk ve Redd-i ilhak cemiyetleri ile vatanı savunanlara yardım etmek, içeride fesat hareketlerine ve dışarıdan gelecek işgallere karşı koymak görevini üstleniyorlardı. Bu açıkça merkezi hükümete karşı bir başkaldırma hareketiydi.

Bu arada Mustafa Kemal 26 Haziran’da Amasya’dan Tokat’a gelmiştir. Amacı Karabekir’in ısrarla davet ettiği Erzurum’a gitmek ve Erzurum kongresine katılmaktır. Geceyi Tokat‟ta geçirir. Fakat Sivas’ta birtakım olumsuz hazırlıklar yapıldığını duyar ve gerekli tertibatı aldıktan sonra, 27 Haziran’da adeta baskın şeklinde Sivas’a ulaşır. Elâzığ’a özel görevle vali atanan Emekli Kurmay Albay Ali Galip ve Hürriyet ve itilâf mensupları, Vali Reşit Paşa’yı, Mustafa Kemal’i tutuklaması için sıkıştırmaktadırlar.

Tartışmalar esnasında, Mustafa Kemal’in Sivas‟a ulaşmak üzere olduğunu gösterir telgraf gelir. Esasen Vali daha önce içişlerine başvurarak Paşa‟ya nasıl bir muamele yapılması gerektiğini sormuştur. Gelen cevapta “Mazul bir general” muamelesi yapınız cevabını almıştı. Kararsız ve bunalmış durumda olan Vali, Paşa’yı karşılamaya gider. Mustafa Kemal süratli ve kararlı hareketlerle teşebbüsü ele alır ve duruma hâkim olur. Sivas’tan 22 Haziran sabahı Erzurum istikametinde yola çıkar.

Mustafa Kemal, eski içişleri Bakanının 23 Haziran tarihli genelgesini yolda öğrenince, kendisini bu göreve Padişahın atadığını, ne padişahlık makamından ne de Sadaret ve Millî Savunmadan azline dair bir emir almadığını hatırlattı. Bu durumda Ali Kemal’in bu gizli genelgesinin devlet ileri gelenleri arasında ikilik yaratacağını, millet arasında anarşiye yol açacağını belirtti. Memuriyetine padişahlık makamınca son verilmesi halinde, bu durumu başkalarından önce bizzat açıklayacağını böyle bir durumda dahi vatanın kurtuluşu için “sine-i millete bir ferdi millet olarak” hizmet edeceğini ilâve ederek, resmî sıfatı üzerinde bulunduğu sürece vereceği emirlere herkesin uyması gerektiğini, bütün askerî ve sivil yetkililere duyurdu.

İngilizlerin de baskısıyla İstanbul ile ipler gittikçe gerilmekteydi. Millî Savunma 28 Haziran’da müfettişlik mıntıkasındaki 3. ve 15. Kolorduların doğrudan Bakanlıkla haberleşmelerini istemekteydi. PTT Genel Müdürü, Mustafa Kemal’in telgraflarının kabul edilmemesi emrini tekrarlamıştı. Yeni Millî Savunma Bakanı Ali Ferit Paşa ise 30 Haziran’da Padişah’ın da onayını aldığını belirtiyor “bin dereden su getirerek” İstanbul’a gelmek istemiyorsa iki ay hava değişimi izni almasını tavsiye ediyordu.

2 Temmuz’da Amiral Calthorpe‟nin Mustafa Kemal ve Cemal Paşaların derhal ve kayıtsız şartsız İstanbul’a çağrılmalarını isteyen notası üzerine, bu defa Saray devreye giriyordu. Mabeyn Başkatibi Ali Fuat Bey (Türkgeldi), Padişah adına çektiği telgrafta:

“…Vatanseverliğiniz sebebiyle, o bölgede bazı hazırlıklara girişmeniz, İngilizlerin dikkatini çekmiş ve hükümeti zorlamaya başlamışlardır… Konferans halen Şark meselesiyle meşgul olmaktadır. Dolayısıyla bu sırada Osmanlı ülkesinde asayişi bozucu bir durum, onarılması mümkün olmayan zararlar doğurabilir… Bizim için yapılacak en akıllıca hareket, ülkede sükûnet ve güvenliğin muhafazasına gayret etmektir. Bu sebeple millî duygulardan doğan heyecanla teşebbüs edilen bu gibi hareketlerden sakınılması zarureti vardır. Kaldı ki şu sıralar zatıâlinizin istifa ederek İstanbul’a dönmeniz, belki yabancıların hükümeti zorlayarak hakkınızda onur kırıcı bir işlem yapılmasına sebep olabilir düşüncesiyle tavsiye edilmediği gibi, Harbiyece görevden alınmaları da Padişahça uygun görülmediğinden bir iki ay müddetle hava değişimi istenilerek durum açıklık kazanıp barış yapılıncaya kadar tercih edeceğiniz bir şehir veya kasabada istirahat etmeniz en uygun şekil olarak düşünülmektedir…” Paşa saraya hareketi hakkında gerekli bilgileri Bakanlığa bildirdiğini belirtirken, Millî Savunma Bakanına da tebdil hava suretiyle Anadolu‟da kalmakta beis görmediğini cevabını verdi.

Ordu Müfettişi İstanbul’la görüşmeleri yürütürken bir taraftan da yoluna devam etmekteydi. Mustafa Kemal, Rauf beyle birlikte bir hafta süren meşakkatli bir yolculuktan sonra, 3 Temmuz’da Erzurum’a ulaştı. Halk, askerî ve mülkî erkân tarafından törenle coşku ile karışılandı.

Mustafa Kemal gelişinin ertesi günü hemen Vilâyat-i şarkıye Müdafaa-i Hukuk-ı Millîye Cemiyeti’nin Erzurum şubesiyle temasa geçti. Doğu Anadolu ve özellikle Erzurum çevresinde Ermeni mezaliminin hatıraları henüz çok tazeydi. Halk bölgenin Ermenistan’a bırakılması korkusu içindeydi. Hükümetin Doğu illerine geniş özerklik tanınabileceği yolundaki beyanları endişeleri artırmıştı. Buna karşı alınacak tedbirleri saptamak için Vilâyet-i şarkiye Müdafaa-i Hukuk-ı Millîye Cemiyetinin Erzurum şubesi, 6 Doğu ilinin katılacağı Erzurum Kongresine hazırlık olmak üzere 17 Haziran 1919‟da Erzurum il Kongresini toplamış, alınacak önlemleri kararlaştırmıştı. Buna göre özetle: Ermeni saldırılarına şiddetle karşı konulması, halkın göç etmemesi, içeride düzeni ve savunmayı sağlayabilmek için bekçi teşkilâtı kurulması öngörülmüştür.

3. Ordu Müfettişinin Erzurum’a geldiği günlerde, bütün Doğu illeri delegelerinin (Trabzon dahil) katılımı ile Erzurum Kongresi Hazırlıkları yapılmaktaydı. Onun gelişi ve desteğiyle hareket daha bir moral ve hız kazanmıştı. Mustafa Kemal Paşa yöresel maksatlı cemiyetlerin çalışmalarını desteklemekle beraber, vatanın kurtarılması gayesiyle meydana gelen bu cemiyetleri birleştirmek, onları bir merkezden yönetmek gerektiğini vurgulamaktaydı.

Bu arada hükümet ile ilişkiler, PTT teşkilâtının Paşa’nın telgraflarını engellemeye kalkması sebebiyle, daha da gerginleşti. Mustafa Kemal telgraflarını engellemeye kalkan Erzurum Posta Telgraf müdürlerini tutuklatıp Divan-ı Harbe verdi. Kolordulara 5 Temmuz tarihli gizli bir genelgeyle hükümetin memleket ve millet çıkarlarına aykırı olarak yapması muhtemel tedbirleri engellemek için, hissettirilmeksizin önemli haberleşme merkezlerinde tertibat alınmasını istedi. Posta ve Telgraf Genel Müdürü ise, “Posta memurlarını hapse cüret eden” Mustafa Kemal’e lâzım gelen işlemin yapılmasında gecikilmemesini istemekteydi.

Gerginliği tırmandıran diğer önemli olay, İngilizlerin Batum’dan tahliye ettikleri 150 Hintli askeri Samsun’a çıkarmalarıdır. Paşa 7 Temmuz’da başbakanlığa gönderdiği bir yazıyla durumu bildirmiş ve daha 1000 kişi getirileceğini belirterek, bunun yurt güvenliğini kesinlikle engelleyeceğini dolayısıyla olayın protesto edildiğini, çıkanlardan başka bir tek askerin daha kasabaya ayak basmasına müsaade edilmeyeceğini ve sahilden içeriye hiçbir kuvvetin hareketine izin verilmeyeceğinin kesin bir şekilde İngilizlere iletildiğini duyurmuştur. Mustafa Kemal Paşa yazının sonunda şöyle demektedir: “Her konuda gerekli tedbirler alınmış ve askerî hazırlıklar yapılmıştır. Teşebbüsleri halinde meydana gelecek üzücü sonuçlardan doğrudan doğruya kendilerinin sorumlu olacaklarının bildirilmesi lâzımdır. Bu hususta son derece azim ve şiddet gösterilmesi ve başka bir surette harekete imkân bulunmadığını arz ederim.”

Bu tel hükümeti ve İngilizleri harekete geçirdi. Millî Savunma Bakanı 3. Kolordu Komutanından İngilizlerin asker çıkarmasına katiyen karşı koyulmamasını, bunun fayda değil zarar getireceğini, Mustafa Kemal’in dönmesi işinin bir ecnebi meselesi haline geldiğini, paşanın gelmemekle yurdun bölünmesine yol açtığını ileri sürüyordu.

Millî Savunma Bakanı bir taraftan da Mustafa Kemal ile telgrafla haberleşmesine devamla, Paşa’yı dönmeye ikna etmeye çalışıyordu. Paşa, İngilizlerin tutuklanmayacağı yolunda verdikleri güvenceye inanmanın saflık olacağını, heyecan içindeki Doğu halkı arasından çıkıp gelmek hususunda, şahsi iradesini kullanmaktan manen, maddeten mahrum olduğunu açıklıyor ve Bakana “bulunduğunuz makam vatan ve milletin selametini temin imkânı vermiyorsa, o makamı terk ediniz” diyerek onu istifaya çağırıyordu. İstanbul’da Dışişleri Bakanlığı, Calthorpe‟nin 2 Temmuz tarihli notasını cevaplandırmak için Bakanlar Kurulu’nun kararını bekliyordu.

8 Temmuz’da Padişah adına Saray Başkatibi Ali Fuat (Türkgeldi) devreye tekrar giriyor 8 Temmuz tarihli telde: “Hükümet üzerinde şiddetli baskılar yapılmaktadır… Vatan menfaati düşüncesiyle yaptığınız teşebbüsler devletin esas menfaatlerini bozacak ve ülkeyi büyük tehlikeler içine atacaktır. İngilizlerle yapılan temaslardan şahsınıza karşı onur kırıcı hiçbir muamelede bulunmayacaklarına söz verdiklerinden İstanbul’a dönmeniz… Buraya geldiğinizde ya diğer münasip bir yere tayininiz yahut duruma göre Erzurum’a dönmeniz etraflıca düşünülecektir…” denilmekteydi. Ancak Mustafa Kemal bu tele cevap vermeye fırsat bulamadı.

Zira Bakanlar Kurulu 8 Temmuz 1919 tarihli bir tutanak ile Mustafa Kemal’in memuriyetine son verilmesine, padişahın onayına sunmaktaydı. Tutanağa göre: “Mustafa Kemal görevli olduğu bölgede İslam halkını, diğer unsurlar ve yabancılar aleyhine kışkırttığından, İstanbul’a getirilmesi İngiltere fevkalâde komiserliğince ısrarla istenmiş ve güvenliğin bozulacağı yerlere asker gönderilme zorunluluğu hasıl olacağı önemle bildirilmiştir. Durumun önemi ve nezaketi Harbiye Nezaretince defalarca telgrafla açıklanmış ve görevinden istifa ile dönmesi istenmiştir…

Yapılan tebliğleri dinlemediği gibi, kışkırtmalara devam etmekte olduğu her gün mahallerinden gelmekte olan resmi yazılardan ve bizzat kendisinden gelen telgraflardan açıkça anlaşılmaktadır. Halen Ordu Müfettişi sıfatıyla tehlikeli emirler vermektedir. 5 Temmuz’da Samsun’a çıkarılan ve bir işgal mahiyetinde olmadığı yabancı temsilciler tarafından garanti edilen İngiliz askerî birliğine karşı, adeta savunmaya geçilmesi hususunda komutanlara emirler vermiştir. Bu Mustafa Kemal meselesi İngiltere ile mühim anlaşmazlıklara sebep olacak derecede tehlikeli sonuçlara yönelmektedir. Dolayısıyla adı geçenin müfettişlik görevinden biran önce alınması gerekmektedir”.

Tutanaktan anlaşıldığı gibi, Mustafa Kemal’in geri alınmasında esas faktör, olarak İngilizlerin ısrarlı baskısı ve İngiltere ile silahlı bir çatışma çıkması ihtimali ön plânda görünmektedir. Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkarılan İngiliz askerî birliğine karşı aldırdığı tertibat, hükümeti dehşete düşürmüştür. Bakanlar Kurulu kararını padişahın da onaylaması ile Paşa ile İstanbul arasında ipler kopmuştur.

Nitekim 8 Temmuz gece 10:30 civarlarında Mustafa Kemal Paşa telgrafhaneye çağrılmış, Padişahın bugünkü telini alıp almadığı sorulmuş, şifrenin çözülmekte olduğu cevabı alması üzerine, “Yüksek memuriyetinize durum icabı son verilmiş olduğundan vakit geçirmeksizin İstanbul’a dönmeleri Padişah hazretlerinin kesin emirleri gereğidir.” tebligatı yapılmıştır.

Bu iradenin alınması üzerine Mustafa Kemal sine-i millette bir ferdi mücahit olarak hizmet etmek amacıyla sadece görevinden değil, pek sevdiği askerlik mesleğinden de istifa ettiği karşılığını vermiştir.

Sayfayı yazdırın Sayfayı yazdırın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

88 + = 91