ÜÇ CEPHENİN YILDIZI ADANALI NACİ

Kahramanlarımız

ÜÇ CEPHENİN YILDIZI ADANALI NACİ

Sıcak toprağın sıcak çocuğu, Adanalı Naci, doğduğu yeşil yurttan Çanakkale’ye koştu. Akdeniz’in serin mavi kokusunu Seddülbahir’de içti. Anafarta’nın, Kireçtepe’nin Zığındere’nin, Kanlıdere’nin mermi parçaları ve kanla yoğrulmuş çorak topraklarında dört mevsim boğuştu. Her tarafı yanan yurdun Kafkaslar’da yükselen alevlerini söndürmek için şarkın gökleri örten dağlarına terlerini döktü. Yorulmadı. Kavrulan avuçlarını Kanal’ın tuzlu suyuna sokarak serinletmek isteyen Anadolu yavrularının tırnakları ile yığdıkları kum siperlerde de savaştı.

Adana Öğretmen Okulunun son sınıfında iken seferberlik ilanı üzerine, yedek subay olarak yetiştirilmek için İstanbul Yedek Subay Adayları Talimgâhına sevk edilmişti. Okulunun her sahada başarılı öğrencisi Naci, talimgâhın da en çok sevilen kişisi olmuştu. Zekâsı, çabuk kavrama kabiliyeti ve çalışkanlığı ile bütün amirlerinin sevgisini üzerinde toplamıştı. Asteğmen olarak 16 Nisan 1915 tarihinde katıldığı Çanakkale Savaşları’nda siperden sipere koştu, bu seferi zaferle bitirdi ama onun görevi daha bitmedi.

Doğu sınırlarımızı aşan korkunç işgal selinin önüne; Palandökenleri, Ak dağları, Allahüekberleri kucakladı yığdı. Fakat, buradaki savaşı sona erdiremeden ona Sina’da görev verdiler.

İki cephenin yılmaz kahramanını Gazze siperleri sevgi ile bağrına bastı. Görev aldığı, 19 ncu Alayın bağlı bulunduğu 54 ncü Tümenin 25 Temmuz 1917 tarih ve 3025 sayılı günlük emrinde, 20 nci Kolordu Komutanının şu satırları okunuyordu: “24-25 Temmuz 1917 gecesi İngilizlerin tekrar kurmak istediği tel örgü hattı, Subay Vekili (Asteğmen) Naci Efendi komutasındaki keşif kolumuz tarafından sökülmüş ve çıkarılan kazıklardan kırk adedi mevzilerimize getirilmiştir. Keşif kolu subay ve erlerini takdir ederim.”

Cephenin bu yılmaz çocuğu aldığı her görevi başarı ile sonuçlandırmış, birliğinin değişmez keşif subayı olmuştu. Naci, 10-11 Ağustos 1917 gecesi düşman cephe hattındaki değişiklikleri öğrenmek üzere yeni bir görev almıştı. Takımından yirmi er seçerek mevziden uzaklaştı. Gayet dikkatle düşman hatlarına yaklaşıyordu. Gecenin karanlığı meydana gelecek kanlı bir olayı gizlemek ister gibi gittikçe koyulaşıyordu. Sık sık gittiği İngiliz cephe hattına uzanan bu toprak onu, o da bu toprağı gayet iyi tanıyordu. Kulaktan kulağa uzanan bir fısıltı, 50 adım daha ilerlemesini emrediyordu. 32

İşte o anda bir kıyamet koptu. Karışık dillerle konuşan insanlar, kasırgaya kapılan bir kum yığını gibi yerden kopmuş, bir avuç kahramanın üzerine yağıyordu, kuvvetleri yaklaşık olarak bir bölük kadar vardı. Bu nispetsiz boğuşma karanlıkları yırtan bağrışmalar içinde uzun sürmedi. Küçük parçalara bölünerek gücünü yitiren düşman artıkları sessizliklere gömülerek kayboldular. Şu var ki; bu savaş pahalıya mal olmuş, geceyi aydınlatan süngülerle kumlara serilen bir yığın düşman cesedi arasında on dört kahraman da başardıkları savaşın neşesini solgun çehrelerinde taşıyarak sonsuzluğa kavuşmuşlardı.

Bu sırada ağır yaralanan Naci, kimseyi tanıyamaz bir hâlde, sedyede yatarken bile gülümseyen dudaklarında başardığı işin ve Allah’a kavuşmanın sevincini taşıyordu. Nitekim birkaç dakika sonra üç cephenin bu parlak yıldızı, Sina Çölü’nün karanlıkları içinde sonsuzluklara doğru kayıp gitmişti.

54 ncü Tümen 12 Ağustos tarihli günlük emrinde, bütün tümen arkadaşlarını göz yaşları içinde bırakarak şehitlik mertebesine ulaşan kahraman Asteğmen Naci’nin eşine bir üst dereceden maaş bağlanması için gerekli işlemin yapıldığı bildiriliyordu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir