Tüm detaylarıyla Anıtkabir Düşüncesi ve inşası

Tüm detaylarıyla Anıtkabir Düşüncesi ve inşası

Tüm detaylarıyla Anıtkabir Düşüncesi ve inşası

Anıtkabir düşüncesi

Büyük kurtarıcımız, Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Atatürk’ ün ebedi istirahatgahı olan Anıtkabir, Ankara’nın orta kesiminde yer alır. Anıtkabir için yapılan heykel ve kabartmaların konuları, Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet tarihimizden ve Atatürk’ ün hayatından seçilmiştir.

Ulu Önder Atatürk, Türk milletinin bağımsız ve milli egemenliğe dayanan demokratik bir devlet anlayışı içinde yaşaması için yürüttüğü mücadelesinde, milleti ile bütünleşerek başarıya ulaşmıştır.

Türk yurdunu işgal eden düşmana karşı, vatanın bağımsızlık ve bütünlüğünü milletin azim ve kararının kurtaracağını çok sevdiği milletine aşılayan Atatürk, bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’ ni kurmayı başarmış, Türkiye Cumhuriyeti’ ni çağdaş uygarlığa götüren yenileşme yolunda Türk Milletine layık inkılapları gerçekleştirmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti’ nin kuruluşunun 15 nci yılında hastalığı ağırlaşarak, 10 Kasım 1938’de Dolmabahçe Sarayı’nda ebediyete intikal etmiştir. Atatürk kendisi için bir mezar yaptırmadığı gibi, gömüleceği yer içinde vasiyette bulunmamıştı.

1923 yılında bir sohbet sırasında Atatürk; “Elbet birgün öleceğim, beni Çankaya’ ya gömer, hatıramı yaşatırsınız” demiş ve “Beni milletim nereye isterse oraya gömsün. Fakat benim hatıralarımın yaşayacağı yer Çankaya olacaktır” diye eklemiştir.

Türk Ulusunun O’ na karşı duyulan büyük saygı ve minnettarlığının bir ifadesi olan Anıtkabir, Türkiye Cumhuriyeti’ nin en anlamlı eseridir.

Anıtkabir yerinin seçimi

1. Özel ve Büyük Komisyonların Teşkili ve Çalışmaları

a. Özel Komisyonun Teşkili ve Çalışmaları

Atatürk’e, yüce kişiliğine uygun bir anıtmezar yaptırılması düşüncesi ile hükümet, Anıtkabir inşaatının yapılacağı yerin tespiti için özel bir komisyon kurdu. Bu komisyon; Başbakanlık Müsteşarının başkanlığında, Milli Savunma Bakanlığı’ndan General Sabit ve Hakkı, Bayındırlık Bakanlığı’ndan Yapı işleri Genel Müdürü Kazım, İçişleri Bakanlığı’ndan Müsteşar Vehbi Demirel, Milli Eğitim Bakanlığı’ndan Yüksek Öğretim Genel Müdürü Cevat Dursunoğlu’ndan meydana geliyordu. Komisyon ilk toplantısını 6 Aralık 1938’de yaptı.

Toplantıda, Anıtkabir konusunda yerli ve yabancı bilim adamlarının düşüncelerinden faydalanılması ve komisyon toplantılarına bu alanda ünlü kişilerin çağrılması kararlaştırıldı. Bu arada, o dönemde yurdumuzda çalışan Ankara’ nın imar planını hazırlamış olan ünlü şehircilik uzmanı Prof. Jansen’e, Büyük Millet Meclisi’nin yeni binasının mimarı Prof. Holzmeister’e, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi binasının mimarı Prof. Taut’ a ve Güzel Sanatlar Akademisi’nden Prof. Belling’e de başvuruldu. Bu komisyon ikinci toplantısını 16 Aralık 1938’de yaptı.

Başbakanlık Anıtkabir komisyonunun yaptığı çalışmalar sonucu, Anıtkabir için şu yerlerin uygun olabileceği tespit edildi.

– Çankaya
– Etnografya Müzesi
– Büyük Millet Meclisinin arkasındaki tepe (Kabatepe)
– Ankara Kalesi
– Bakanlıklar (Milli Eğitim Bakanlığı için ayrılan arsa)
– Eski Ziraat Mektebi
– Gençlik Parkı
– Altındağ (Hıdırlık Tepe)
– Gazi Orman Çiftliği

Atatürk’ ün ebedi istirahatğahı yerinin seçilmesi basında ve halk arasında derin ilgi uyandırmıştı. Konu gerçekten önemliydi ve çok titiz çalışmayı gerektiriyordu. Yer seçimi konusunda yapılan eleştiriler şöyle özetlenebilir.

Gazi Orman Çiftliği :

Anıtkabir için Gazi Orman Çiftliği’ni ileri sürenler, en çok bu yerin yeşilliğini, gezi yeri oluşunu ve Atatürk’ ün kendisi tarafından kurulan bölgeye gömülürse, yaşadığı zamana ait anılarının içinde mutlu olacağını savunuyorlardı. Buna karşı olanlar ise; Gazi Orman Çiftliği’nin, gazinoları, bahçeleri ve türlü eğlence yerleri ile Ankara halkının belli başlı bir gezi yeri olduğunu, Atatürk’ün buraya defnedilmesinin burada oluşan neşeli hayatı söndürebileceğini ileri sürüyorlardı.

Altındağ :

Teklifi yapanların başlıca gerekçesi, Altındağ’ın Ankara şehri içindeki en yüksek tepe olup, şehrin her yanından kolayca görülebilmesiydi. Altındağ’ ın çok dik bir tepe olması, bu dik yamaçlara halkın çıkmasının zor olması nedenleriyle Altındağ teklifi itibar görmemiştir.

Gençlik Parkı :

Prof. Jansen’in yapmış olduğu Ankara imar planında, bu saha park olarak değerlendirilmiştir. Bu nedenle Anıtkabir bu bölgede inşa edilirse, halk bir eğlence yerinden yoksun kalacaktı. Aynca bu bölge şehrin en çukur yeri olması nedeniyle istenilen ululuk etkisini de göstermeyecekti. Bu teklif de komisyonca uygun görülmedi.

Eski Ziraat Mektebi :

Ziraat Mektebi’nin bulunduğu yeri ileri sürenler, çok önemli bir anıya dayanıyorlardı. Atatürk Sivas’tan Temsil Heyeti ile birlikte Ankara’ya geldiği zaman (27 Aralık 1919) Ziraat Mektebine yerleşmiştir. Atatürk, Kurtuluş Savaşı’nın en kritik günlerinde burada ikamet etmiş, çok önemli kararları burada vermişti. Anıtkabir’in, Milli Mücadelenin unutulmaz anıları ile dolu olan bu yerde yapılmasının, başlangıç ile sonu birleştirmesi bakımından büyük bir anlamı vardı. Ancak bu yer, bir anıtmezar yapılmasına elverişli değildi. Şehir merkezine uzak olması nedeniyle Anıtkabir’in burada yapılması uygun görülmedi.

Bakanlıklar :

O zamanlar, Milli Eğitim Bakanlığı’nın şimdi bulunduğu arsa boştu. Ancak, şehrin ortasında ve günlük hayatın en işlek bir alanı olduğu için uygun görülmedi.

Ankara Kalesi :

Anıtkabir’in burada yapılmasını isteyenler özet olarak şu fikirleri ileri sürüyorlardı : “Ankara Kalesi, bu bölgenin yüksek yerlerinden birisi olması nedeniyle, buraya yapılacak anıt çok uzaklardan görülebilir. Kale, başkentin sembolü, aynı zamanda ünlü bir anıtıdır. Atatürk’ü bu tarih hazinesine yatırmak, O’nun yüce kişiliğine çok uygun düşer.” Fakat birçok bilim adamı ve sanatçılar, şu karşı görüşleri ileri sürdüler : “Ankara Kalesi, bütün özellikleri ile geçmişi temsil eder. Bu kale Bizanslılar tarafından yapılmış, Selçuklular tarafından genişletilmiştir. Türk Ulusu’nun kurtarıcısı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Atatürk, yeni bir çağ açmıştır. 0, Türk Ulusunun geçmişten çok geleceğini temsil eder. Bundan ötürü Atatürk’ü, görevini tamamlamış tarihi, eski bir anıtın içine nakletmek doğru değildir. 0, tek başına bir değerdir. Başka bir tarihi desteğe ihtiyacı yoktur.” Bu düşünceler komisyonca da uygun bulunarak, Anıtkabir’in Ankara Kalesi’nde yapılmasından vazgeçildi.

Kabatepe :

Anıtkabir için, yeni Büyük Millet Meclisi’nin arkasındaki Kabatepe de teklif edilmişti. Bu yeri önerenlerin başında, Çankaya Köşkü’nü ve Büyük Millet Meclisini yapan ünlü mimar Prof. Holzmeister vardı. Ancak bu yer komisyonca benimsenmedi.

Çankaya :

Anıtkabir için ileri sürülen yerler arasında en çok benimsenen, Çankaya idi. Bu yeri önerenlerin düşünceleri şöyle özetlenebilir: Atatürk, uzun yıllar Çankaya’ da oturmuştur. Çankaya O’nun anıları ile doludur. Ata, Çankaya’yı çok severdi. 0, “Benim hatıralarımın yaşayacağı yer Çankaya” demiştir. Bu sözler bir vasiyet sayılmalıdır. Türk Milli Mücadelesi ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu ve daha sonraki inkılaplarımızın plan ve programları burada hazırlanmıştır. Bu nedenlerle Anıtkabir Çankaya’da yapılmalı, Ata’nın anıları canlı tutulmalıdır. Bu öneri, birçok bilim adamı ve yazarlarca destekleniyordu ve Anıtkabir’in Çankaya’da yapılmasına karar verilmek üzereydi.

b. Büyük Komisyonun Teşkili ve Çalışmaları

Anıtkabir’in kurulacağı yerin kesin olarak tespiti için Büyük Millet Meclisi’nde 15 milletvekilinden oluşan bir üst komisyon kuruldu. Bu komisyon; Falih Rıfkı Atay (Ankara), Rasih Kaplan (Antalya), Mazhar Germen (Aydın), Süreyya Örgeevren (Balıkesir), Refet Canıtez (Bursa), İsmet Eker (Çorum), Münir Çağıl (Çorum), Mazhar Müfit Kansu (Denizli), Necip Ali Küçükağa (Denizli), Nafi Atıf Kansu (Erzurum), Saim Ali Dilemre (Erzurum), Salah Çimcoz (İstanbul), Ferit Celal Güven (Seyhan), Tevfik Tarhan (Seyhan) ve Mithat Aydın (Trabzon)’dan oluşuyordu. Komisyon, Başkanlığa Münir Çağıl’ı, raportörlüğe Falih Rıfkı Atay, Süreyya Örgeevren ve Nafi Atıf Kansu’yu, katip üyeliğe Perit Celal Güven’i seçerek ilk toplantısını 5 Ocak 1939 tarihinde yaptı ve Anıtkabir için önerilen dokuz yerin özel komisyonca hazırlanan raporunu inceledi.

İnceleme sonucunda Anıtkabir’in ya Çankaya’da, ya da Etnoğrafya Müzesi’nin bulunduğu yerde kurulmasına karar verilmek üzereyken, komisyon başkanı “Teklif edilen yerleri incelediniz. Üye arkadaşlar, başka yerler de arayabilirler” dedi.

Rasattepe :

Trabzon Milletvekili olan Yüksek Mühendis Mithat Aydın, Etlik, Keçiören, Cebeci, Altındağ’ı gezerek Anıtkabir için en uygun yeri arıyordu. En son, o zamanlar üzerinde birkaç küçük yapı bulunan Rasattepe’ye çıktı. Bu tepe, şehrin ortasındaydı ve çevresi boştu. Burada yapılacak Anıtkabir çok uzaklardan görülebilirdi.

Mithat Aydın, komisyonun 17 Ocak 1939 tarihli son toplantısında, Anıtkabir yeri olarak Rasattepe’yi ileri sürdü. Tepenin özelliklerini anlattı. Fakat daha önce Çankaya üzerinde görüş birliğine varmış olan üyeler kararlarından dönmüyorlardı. Bu arada Antalya Milletvekili Rasih Kaplan söz alarak “Arkadaşlar, yurdumuzda birçok eserler ortaya koymuş olan bir mühendis arkadaşımız, bize yeni bir yer gösteriyor. Biz bu yeri görmeden nasıl reddedebiliriz. Yarın Mithat Aydın, genel kurul’da söz alır ve ben bir yer gösterdim, gidip bakmadılar bile derse ne karşılık verirsiniz?” dedi.

Rasih Kaplan’ın bu açıklaması üzerinde komisyonda tartışmalar oldu. Üyelerden büyük çoğunluğunun Rasattepe’yi görmek istemesi üzerine bu yönde karar alındı. Milletvekilleri Rasattepe’ye çıkarak tepeyi değişik yönlerinden incelediler. Vardıkları sonuç olumluydu.

Aynı gün yapılan ikinci toplantıda, birçok üye söz alarak Rasattepe’nin Anıtkabir için uygun olduğu görüşünü bildirdiler. Fakat Çankaya üzerinde kararlı olanlar, düşüncelerinden vazgeçmiyorlardı. En son Süreyya Örgeevren, Rasattepe’nin Anıtkabir için çok elverişli özelliklerini anlatarak sözlerini şöyle bağladı.

“Rasattepe’nin bunlardan başka bir özelliği daha vardır ki, hayali genişce olan her kişiyi derin bir şekilde ilgilendirir sanırım. Rasattepe, bugünkü ve yarınki Ankara’nın genel görünüşüne göre, bir ucu Dikmen’de öteki ucu Etlik’te olan bir hilal (yarım ay)’in tam ortasında, bir yıldız gibidir. Ankara hilalin gövdesidir. Anıtkabir’in burada yapılması kabul edilirse, şöyle bir durum ortaya çıkacaktır. Türkiye’nin başkenti olan Ankara şehri, kollarını açmış Atatürk’ü kucaklamış olacaktır. Atatürk’ü böylece bayrağımızdaki yarım ayın yıldızının ortasına yatırmış olacağız. Atatürk, bayrağımızla sembolik olarak birleşmiş olacaktır.”

Süreyya Örgeevren’den sonra İçel Milletvekili Emin İnankur söz alarak bir anısını anlattı. Emin İnankur, Atatürk’ün çok sevdiği eski bir öğretmendi. Atatürk onu çok defa yanına alır, şehri birlikte gezerlerdi. Bir gezide yolları Rasattepe’ye düşmüştü. Atatürk şehri buradan seyrettikten sonra Emin İnankur’a dönmüş ve “Bu tepe ne güzel bir anıt yeri” demişti.

Emin İnankur’un ve Süreyya Örgeevren’in bu açıklamalarından sonra Anıtkabir’in Rasattepe’de yapılması oylamaya sunuldu. Sonuçta Anitkabir’in Rasattepe’de yapılması büyük çoğunlukla kararlaştırıldı. Karar hükümete bildirildi ve Rasattepe’de kamulaştırma çalışmalarına 7 Temmuz 1939’da başlandı.

2. Rasattepe (Anıttepe)

a. Tarihçesi

Anıttepe’nin eski adı “Rasattepe” idi. Anıtkabir yapılmadan önce burada, tepenin doruğunda birkaç küçük yapı vardı. Bu yapılar, rasat (meteoroloji) istasyonu olarak kullanılıyordu. “Rasattepe” adı da bundan ötürü verilmişti. Yerli Ankaralılar buraya “Beştepeler” diyorlardı. Bu ad, buradaki tümülüslerden geliyordu.

Anıtkabir’in Rasattepe’de yapılmasına karar verildikten sonra buradaki tümülüslerin kaldırılması gerekiyordu. Bu maksatla, Türk Tarih Kurumunun da yardımı ile Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi doçentlerinden Arkeolog Dr. Tahsin Özgüç’ün başkanlığında bir kurul oluşturuldu. Müzeler Genel Müdürlüğü arkeologlarının da katıldıkları bu kurul, Rasattepe’deki tümülüslerde kazılar yaptı. Yapılan kazılar sonunda bu tümülüslerin Friglere ait olduğu anlaşılmıştır.

Frigler, Anadolu’ya M.Ö. 12 nci Asır başlarında kavim göçleri sırasında gelmişlerdir. Hitit Devletini yıkarak Anadolu’da yeni bir devlet kuran Friglerin başkenti Polatlı yakınında bulunan Gordion şehri idi. Gordion çevresindeki Frig prens, prenses ve krallarına ait tümülüslerde yapılan kazılarda, pek çok eser bulunmuştu.

Rasattepe’deki tümülüslerde Gordion’dakiler gibi, toprağın içine yapılmış oda biçiminde mezarlardı. Odanın içine, ölü ve öteki dünyada kullanacağı düşünülen birçok eşya, silah, yiyecek konulmuş, mezar kalın kalaslarla örtülmüş, sonra da üstüne bir küçük tepe halinde toprak yığılmıştı. Bu tümülüslerden çıkarılan eserler, Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesinde sergilenmektedir.

b. Rasattepe’nin Kamulaştırılması

23 Mayıs 1939 tarihinde Başbakan Refik Saydam, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki bütçe görüşmeleri esnasında yaptığı konuşmada; Rasattepe üzerinde kadastro işlemlerinin yapıldığını, bu arazinin bazı bölümlerinin devlete, belediyeye ve özel şahıslara ait olduğunun belirlendiğini, arazinin kapladığı alan ve sınırlarının tespit edildiğini ve gereken haritaların çizildiğini belirtti. Başbakan ayrıca; Anıtkabir için 205.000 TL. İstimlak bedeli, 45.000 TL. uluslararası proje yarışması olmak üzere toplam 250.000 TL. ödenek ayrıldığını ve 287.000 metrekarelik alanın kamulaştırılmasının planlandığını belirtti. 7 Temmuz 1939 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Rasattepe’nin kamulaştırılmasına karar verildi.

Rasattepe’nin kamulaştırılması için hazırlanan plan, Bakanlar Kurulu tarafından kabul edildi. Kamulaştırma işlemi için oluşturulan komisyonun başkanlığına seçilen Başbakanlık Müsteşarı Vehbi Demirel, bu tepenin kamulaştırılması için Ankara Belediyesi’ne tebligatta bulundu. Anıtkabir sahasının, 1939 yılında 214.878 metrekare, 1940 yılında ise 188.334 metrekaresinin kamulaştırma ilanı Ankara Belediyesi’nce 5 Eylül 1940 tarihli Ulus Gazetesinde yayınlandı.

Bakanlar Kurulunun 20 Nisan 1940 tarih ve 1463 sayılı kararı ile 542.857 metrekare arazinin; 459.845 metrekarelik bölümünün özel şahıslardan, 43.135 metrekarelik bölümünün kapanan yollar ve yeşil alanlardan, 28.312 metrekarelik bölümünün hazineye ait yerlerden, 3.044 metrekarelik bölümünün hazineye ait okul ve karakol yerinden, 8.521 metrekarelik bölümünün özel şahıslardan kamulaştırılması planlandı.

Kamulaştırma işlemlerine, Bakanlar Kurulunun 23 Kasım 1943 gün ve 3/78 sayılı kararı ile 27 Haziran 1947 gün ve 3/671 sayılı kararlarına göre bir bölüm arazi ile devam edildi. 25 Aralık 1947 gün ve 3/6762 sayılı Bakanlar Kurulu kararınca toplam 153.272 metrekare arazinin daha kamulaştırılması planlandı. Bu miktarın; 92.278.50 metrekarelik bölümü özel şahıslara, 6.178 metrekarelik bölümü belediye yollarına, 48.568 metrekarelik bölümü belediyeye ait yeşil sahalara, 6.247.50 metrekarelik bölümü de hazine arsasına aitti.

Anıtkabir sahası olarak belirlenen bölgenin, özel şahıslara ait 92.278.50 metrekarelik bölümünün ödenek yetersizliğinden dolayı 1950 yılına kadar ancak 27.108 metrekarelik bölümü kamulaştırılabildi. Özel şahıslara ait geri kalan 65.120 metrekare arazinin kamulaştırılması, 1.000.000 TL. (Birmilyon TL.) tasarruf sağlanması ve arsa sahiplerinin mağduriyetinin önlenmesi maksadı ile Bakanlar Kurulunun 21 Eylül 1950 gün ve 11928 sayılı kararı gereğince kamulaştırılmasından vazgeçildi.

1964 yılında yapılan arazi kamulaştırması sonucu Akdeniz Caddesi ile Mareşal Fevzi Çakmak Caddesi’nin kesiştiği yerdeki iki parselden oluşan bölüm ve 1982 yılında Mebus Evleri ile Mareşal Fevzi Çakmak Caddesi arasında kalan 31.800 metrekarelik alan kamulaştırılarak Anıtkabir sahasına dahil edildi.

c. Rasattepe’de Jeolojik İncelemeler

Rasattepe’nin, takribi ağırlığı 150.000 tona varacak olan yapının basıncına dayanıp dayanamayacağının tespiti için, modern yöntemlerle “Temel Mekaniği” incelemesine Bayındırlık Bakanlığı’na, İstanbul Teknik Üniversitesi’nden Prof. Salih Sayar görevlendirildi. Prof. Sayar çalışmalarının sonucunu bildiren raporunda; 907 rakımlı Rasattepe’nin eski bir alüvyon alanı üzerinde bir taraça kalıntısı olduğunu, Dördüncü Zaman’ın ilk devrelerinde oluştuğunu belirtmiştir. (18 Mayıs 1945).

Anıtkabir alanındaki temel incelemelerinde, 40 metreye kadar inen sondajlar yapılmış, bu sondajlar sırasında tepenin içinde büyük boşluklar (galeriler) bulunmuştur.

Özellikle, Anıtkabir’in Şeref Holü’nün altında bulunan boşluklar temelde değişik tekniklerin kullanılmasını zorunlu kılıyordu. Yapım işlerini kontrol eden mimar ve mühendislerce mozole kısmının temelinin sağlamlaştırılması için uygun hal tarzları projelendirilerek Bayındırlık Bakanlığı’na gönderildi. Bayındırlık Bakanlığı bu projeyi uygun buldu. Bundan başka Anıtkabir temelinin her taraftan demir putrel ve tellerle toprağın içine, bir geminin su altındaki kesimi gibi yerleştirilmesi kararlaştırıldı.

Anıtkabir yapısının temel ve inşa durumunu incelemek üzere 12 Şubat 1946 tarihinde Bayındırlık Bakanlığı’nda; Bakanlık yetkilileri, Prof. Emin Onat ve İstanbul Teknik Üniversitesi profesörlerinden oluşan bir kurul toplantısı yapıldı. Bu toplantıda, Rasattepe’nin Anıtkabir’in inşasına elverişli olduğu, Prof. Onat’ın projesindeki mimari esaslar korunarak, üst yapının zemine yapacağı basıncın azaltılması ve depreme dayanıklılığının arttırılması için kâgir ve betonarme bir sistemle inşasının uygun olacağı kararlaştırıldı.

Anıtkabir’in depremlere karşı dayanıklı olması gerekiyordu. Bayındırlık Bakanlığı bu durumu, kendi uzmanları ile İstanbul Teknik Üniversitesi profesörlerinden kurduğu bir komisyona inceletti. Bu komisyon, uzun incelemeler sonucunda vardığı sonuçları 12 Aralık 1948 tarihli bir rapor ile adı geçen bakanlığa bildirdi. Bu rapor özet olarak aşağıdaki hususları içeriyordu:

“Şimdi yürürlükte olan deprem haritasında Ankara Şehri, bütünüyle deprem kuşağı dışında bir bölge olarak gösterilmiştir. Bununla birlikte, merkezleri bu bölgeye yakın olan yer sarsıntılarının Ankara’ya yansımasından ötürü Anıtkabir’in gerek kapladığı alanın genişliği ve gerek mimarlık projesinin sismik bakımdan gösterdiği özellikler ve yeri itibariyle, bu yapının deprem etkilerine göre hesaplanması komisyonumuzca uygun görülmüştür. Bu bakımdan;

1. Yapı mümkün olduğu kadar hafif olmalıdır. Özellikle bu durum, yapının yüksek yerlerinde kesin olarak sağlanmalıdır.

2. Anıtkabir’in üzerinde bulunduğu toprak, alüvyondan meydana gelen bir tepe olduğundan, deprem yüzünden yer kayması ihtimal dahilinde görülmektedir. Bundan ötürü, üst yapı ile temel bölümünün yekpare (tek parça) bir kitle teşkil edecek şekilde düzenlenmesi gerekir.

3. Rasattepe’nin yamaç ve eteklerinin ağaçlandırılarak, toprağın aşınmaya karşı korunmasının sağlanması gerekli görülmüştür.”

Bütün bu teknik raporlar, Anıtkabir’in dış mimarisinde hiç bir değişiklik yapılmadan, planın yeniden gözden geçirilmesini ve gereken önlemlerin alınmasını zorunlu kılıyordu. Yapının temeli demir-beton karışımı ve üst bölüm tek parça olacaktı. Bu nedenle proje yeniden gözden geçirildi ve teknik raporda ileri sürülen tüm önlemler alındı. Temel incelemeleri sonucunda Bayındırlık Bakanlığı’na sunulan proje uygulanarak Anıtkabir’in temel kısmı, tıpkı bir geminin su altındaki kısmı gibi toprağın içine yerleştirildi. Böylece anıt, doğal tesirlere dayanıklı duruma getirildi.

Proje Yarışması

1. Anıtkabir’in Özelliklerinin Belirlenmesi

Anıtkabir yerinin seçilmesinden sonra Başbakanlık Müsteşarının başkanlığında kurulan komisyon, Anıtkabir’in genel niteliklerini tespit ederek bir bildiri halinde yayınladı. Bu bildiri şöyle özetlenebilir;

“Büyük Türk Ulusunun kalbinde yaşayan Büyük Adamın eserlerini ebediyete mal edecek olan Anıtkabir, aşağıdaki esaslara göre hazırlanmalıdır.

Anıtkabir, bir ziyaretgah (ziyaret yeri) olacaktır. Bu ziyaretgaha, büyük bir giriş bölümünden girilecek ziyaretgah binlerce Türk’ün Ata’sı önünde eğilerek saygılarını sunmasına ve bağlılığını bildirerek geçmesine elverişli olacaktır.

Bu anıt, Büyük Ata’nın; asker Mustafa Kemal, devlet adamı Gazi Mustafa Kemal, büyük politika ve bilim adamı, büyük düşünür ve nihayet yaratıcı büyük dehanın vasıflarının, güç ve yeteneklerinin bir timsali (sembolü) olacaktır ve O’nun kişiliği ile oranlı bulunacaktır.

Anıtkabir’in yakından görüldüğü kadar uzaktan da görülmesi gerekir. Bu bakımdan, ulu bir siluet sağlanmalıdır.

Atatürk’ün adı ve kişiliği altında Türk Ulusu sembolize edilmiştir. Türk Ulusuna saygılarını göstermek isteyenler, Büyük Ata’nın katafalkı önünde eğilerek bu isteklerini yerine getireceklerdir.

Anıtkabir’in bir şeref bölümü bulunacaktır.

Anıtkabir’de bir Atatürk Müzesi olacaktır.

Anıtkabir’de bir Şeref Holü yapılacaktır. Atatürk’ün Lahdi buraya konulacağı için Şeref Holü, bu anıtın ruhu ve en önemli bölümü olacaktır. Şeref Holü, başta Türk Ulusu olduğu halde, Ulusumuza saygılarını sunacak yabancı devlet temsilcilerinin Ata’nın Lahdine yönelebilecekleri büyük bir salon olacaktır. Bu holde sağlanacak azamet (ululuk) ve güçlülük tesirleri, yarışmacılara bırakılmıştır. Bundan ötürü holün biçimi, boyutu ve yüksekliği için hiç bir ölçü verilmemiştir.

Büyük Atatürk’ün Lahdinin yeri, Şeref Holü’nün ruhunu teşkil etmektedir. Ancak, Lahdin konulacağı yeri de yarışmacılar seçeceklerdir.

Bunlardan başka, Anıtkabir’i ziyaret edecek büyüklerimizin ve yabancı devlet temsilcilerinin duygu ve düşüncelerini yazacakları bir özel defter bulundurulacaktır.

Atatürk’ün Müzesi, Ata’nın hayatının türlü devirlerine ait fotoğrafları ile kıyafetleri ve el yazıları, imzaları, bazı eşyaları ile okuduğu incelediği kitapların sergilenmesine elverişli olacaktır.”

Anıtkabir komisyonunca hazırlanan bu açıklama, özellikle yarışmaya girecek olan sanatçıların serbestçe çalışmalarına imkan vermesi bakımından memnunlukla karşılanmıştı.

2. Proje Yarışmasının Esasları

Anıtkabir komisyonunun ortaya koyduğu ilkeler, Anıtkabir proje yarışması şartnamesinin temeli oldu. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 26 Mart 1940 günkü oturumunda konuşan Başbakan Refik Saydam, Anıtkabir proje yarışmasının açılacağını ve yarışma şartnamesinin uluslararası mimarlar tüzüğüne uygun olarak hazırlandığını belirtti. Başbakanlık tebliği 18 Şubat 1941 tarihinde basında yayınlandı. Bu tebliğ şöyle özetlenebilir :

Ebedi Şef için gerçekleştirilmesi kararlaştırılmış Anıtkabir projesinin yarışması hakkında bugüne kadar yapılmış olan inceleme ve girişimler sonucunda, uluslararası bir yarışmanın yapılması imkan dahilinde görülmediğinden, yerli ve yabancı mühendis, mimar ve heykeltraşlar arasında serbest bir yarışma yapılmasına karar verilmiştir.

Yapılacak anıt ve ek binalarının inşaat programı, yarışma talimatnamesi ve inşaat yerinin haritası, sondaj planları ve diğer fen raporları hazır edilmiş olup, böyle önemli inşaat meydana getirmiş olduklarını belgelerle ispat edenlere adı geçen evrak ücretsiz verilir.

İlgililerin belgelerini bir dilekçe ile birlikte “Başbakanlıkta kurulmuş Anıtkabir Komisyonu Başkanlığına” göndermeleri gerekir. Komisyon yeterliliğini kafi gördüğü kimselere en kısa zamanda yarışma evrakını oluşturan dosyanın bir örneğini gönderecektir. Yeteneği kafi görülmeyenlerin evrakları iade olunur.

“Yarışma 31 Ekim 1941 akşamı hitam bulacağından, yarışmacıların teklif projelerini o tarihe kadar komisyona göndermiş olmaları şarttır.” Anıtkabir serbest proje yarışması şartnamesi Türkçe ve Fransızca olarak hazırlandı ve hükümet tarafından 1 Mart 1941 tarihinde yarışma açıldı. Bu yarışma, basında bir ilanla da duyurulmuştu.

Yarışmanın açıldığı yıl, İkinci Dünya Savaşı’nın en kanlı, en çetin zamanıydı. Avrupa’nın, Asya’nın ve Afrika’nın bir kısmı bu savaşın içindeydi. Yarışma süresi 8 aydı. Bu kısa zamanda Anıtkabir projesinin yetiştirilemiyeceği anlaşılıyordu. Komisyona, bu anlamda birçok “Müddet uzatma” teklifleri geldi. Bunun üzerine yeni bir Bakanlar Kurulu kararı alınarak yarışma müddeti dört ay daha uzatıldı. Bu konudaki bakanlar kurulu kararı aşağıdaki hususları içermektedir :

Yarışma süresi 2 Mart 1942 tarihi akşamına kadar uzatılmıştır.

Türkiye’de bulunan yarışmacılar, projelerini bu tarihe kadar Anıtkabir Komisyonu’na ulaşmış olmasını sağlayacaklardır. Türkiye dışında bulunan yarışmacılar ise, ya Türkiye dahilindeki gibi projelerinin aynı tarihe kadar komisyona ulaşmasını temin edecekler veyahut 2 Şubat 1942 akşamına kadar projelerini bulundukları memleketteki Türkiye Büyükelçiliği’ne teslim etmiş olacaklardır.

Yarışmanın talimatname ve programıyla, diğer evrak ve şartlarında başkaca hiç bir değişiklik yoktur.

Hükümet Anıtkabir proje yarışması şartları kapsamında önemli bir karar aldı ve bu kararı çeşitli dillerde yayınladı. Anıtkabir proje yarışmasına katılan sanatçıların eserleri, uluslararası bir jüri tarafından değerlendirilecekti. Bu karar, kamuoyunda büyük memnuniyet uyandırdı. Yarışma sonucunda jüri üç proje seçecekti. Birinciye verilecek ödül, inşaatın kontrol hakkı (% 3) olacaktı. Diğer iki projenin her ikisi de yarışmada ikinciliği kazanmış sayılacağından her birine 3000 TL. ödenecek, ayrıca jüri heyetinin teklifi ile bir veya bir kaçına 1000 TL. değerinde mansiyon ödülü verilecekti.

3. Anıtkabir Proje Yarışmasının Sonuçlandırılması

Hükümetçe kurulan tarafsız jüride, o zamanlar Avrupa’nın ünlü sanatçılarından olan Alman Prof. Paul Bonatz, İsviçreli Prof. İvar Tengbom ve Macar Prof. Karoly Wichinger ile ünlü Türk sanatçıları Prof. Arif Hikmet Holtay, Bayındırlık Bakanlığı Yapı ve imar işleri Reisi Yüksek Mimar Muammer Çavuşoğlu ve Ankara imar Müdürü Yüksek Mimar Muhlis Sertel vardı.

Yarışma umulandan çok fazla ilgi uyandırdı. İkinci Dünya Savaşı’nın en çetin zamanı olmasına rağmen yarışmaya, Türkiye, Almanya, İtalya, Avusturya, İsviçre, Fransa ve Çekoslovakya’dan toplam 49 proje katılmıştı. Yarışmaya gönderilen projelerin kabul işlemi, uluslararası yarışma esaslarına göre yapılıyordu. Projelerin üzerlerinde ad ve adres olmadığından, eserlerin kimlere ait olduğu bilinmiyordu. Yarışmaya müracaat süresi bittikten sonra 12 Mart 1942 tarihinde jüri üyeleri, Başbakanlıkta toplandılar. Ankara Sergi Evi jüri çalışmaları için tahsis edildi. Jüri, ilk toplantısında Prof. P. Bonatz’ı heyet başkanlığına, Yüksek Mühendis M. Sertel’i de raportörlüğe seçti. Jüri üyeleri ilk toplantısından sonra Etnoğrafya Müzesi’nde Atatürk’ün geçici kabrini ziyaret edip, Zafer Anıtı’na çelenk koymayı müteakip Rasattepe’ye giderek incelemelerde bulundular.

Ankara Sergi Evi’nde çalışmalarına başlayan jüri üyeleri yarışmaya gönderilen projeleri incelediler. Her üye, üzerinde rumuz (işaret) olarak rakamlar konulmuş olan projeleri inceliyor ve gizli olarak not veriyordu. Jüri, çalışmalarını 20 Mart 1942’de tamamlamış ve projelere ait değerlendirmelerini içeren raporu Başbakanlığa sunmuştur. 21 Mart 1942 tarihinde jüri üyeleri ülkelerine dönmüşlerdir.

Başbakanlık Anıtkabir Komisyonu, 23 Mart 1942 tarihinde jüri üyelerinin on günlük çalışmalarının sonuçlarını bir tebliğ yayınlayarak kamuoyuna duyurdu. Bu tebliğ şöyle özetlenebilir.

Ebedi Şef Atatürk için, Rasattepe’de yapılması kararlaştırılmış olan Anıtkabir’e ait uluslararası serbest proje yarışmasına 49 proje katılmıştır.

Bu projelerden bir tanesi yarışma süresi bittikten sonra komisyona vardığından, diğeri de projenin ambalajı üzerinde sahibinin kimliği yazılı bulunmadığından, yarışma talimatnamesinin yedinci maddesi gereğince jüri heyeti tarafından yarışma dışı bırakılmış ve incelemeler 47 proje üzerinden yapılmıştır.

Bu 47 projenin 17’si jüri tarafından yarışmanın yüksek amacını karşılayacak nitelikte görülmeyerek ilk incelemede reddedilmiştir.

Geriye kalan 30 proje ikinci elemeye tabi tutularak, bunlardan 19’u jüri heyeti raporunda açıklanan sebeplerden dolayı kabul edilmemiştir.

Bu suretle ilk iki incelemede seçilip, son bir incelemeye bırakılan 11 projeden 3’ü jürice mükafata layık görülmüş ve 5 tanesi de takdire değer görülerek satın alınması hükümete teklif edilmiştir.

Jüri heyetince ödüle layık görülen projeler müracaat sıra numarasına göre şunlardır.

SIRA NO –  HÜVİYET NO – PROJE SAHİBİ
42 – 11119 – Mimar Ronald Rohn
41 – 63636 – Mimar Giovanni Muzio
45 – 87541 – Mimar Guiseppe Vaccaro – Mimar Gino Franzi
24 – 22218 – Mimar Hamit Kemali Söylemezoğlu – Mimar Kemal Ahmet Aru – Mimar Recai Akçay
29 – 12898 – Mimar Feridun Akozan – Mimar M.Ali Handan

Jüri Heyeti tarafından takdire değer görülüp satın alınması hükümete teklif olunan 5 proje, jürinin tespit ettiği liyakat derecelerine göre şunlardır.

SIRA NO – HÜVİYET NO – PROJE SAHİBİ
42 – 11119 – Mimar Ronald Rohn
41 – 63636 – Mimar Giovanni Muzio
45 – 87541 – Mimar Guiseppe Vaccaro – Mimar Gino Franzi
24 – 22218 – Mimar Hamit Kemali Söylemezoğlu – Mimar Kemal Ahmet Aru – Mimar Recai Akçay
29 – 12898 – Mimar Feridun Akozan – Mimar M.Ali Handan

Bütün bu kararlar jüri heyeti tarafından oybirliği ile verilmiştir. Gerek ödül kazanan, gerek takdire değer görülen 6 ncı ve 7 nci maddede yazılı 8 proje, yarışma talimatnamesinin 19 ncu maddesi gereğince hükümetin malıdır. Jüri heyetinin raporu aynen yayınlanacak ve ayrıca yarışmaya katılmış olanlara da gönderilecektir. İkinci madde gereğince yarışmaya katılma hakkını kazanan 47 proje 24 Mart 1942 sabahından, 31 Mart 1942 akşamına kadar Ankara Sergi Evi’nde halka teşhir edilecektir.”

Komisyonun sonuçları açıklaması üzerine ödüle layık görülen üç eserden birinin sahibi olan Türk Mimarı Prof. Emin Onat, projesi hakkında şu açıklamada bulunmuştur.

“Çeşitli ülkelerin katıldığı bu yarışmada kazandığımız sonuçtan dolayı çok sevindim. Özellikle Ebedi Şefimiz Atatürk için yapılacak olan anıt olması, sevincimi bir kat daha artırmıştır. Bu yarışma için diğer arkadaşlarım gibi çok çalıştım ve başarılı olmak istedim. Yarışmanın Türk mimarlarının başarılarına bir kat daha fazla kıymet vermiş bulunduğuna hiç şüphe yoktur. Türk mimarisi çok ilerlemiş ve yükselmiştir. Avrupa’nın çok kıymetli şahsiyetlerinden kurulu olan jürinin böyle bir karar vermiş olması Türk mimarlığı açısından iftihar edilecek bir başarıdır.”

4. Ödüle Layık Görülen Eserler

Buraya kadar açıklandığı gibi jüri, Anıtkabir proje yarışmasına gönderilen 49 eserden 3 tanesini “ödül verilmeye değer” bulmuştu. Bunlardan biri ünlü Tannenberg Anıtını yapan Alman Prof. Johannes Kruger’in, biri İtalyan Prof. Arnaldo Foschini’nin, biri de İstanbul Mimarlık Fakültesi Profesörü Emin Onat ile Doçent Orhan Arda’nın eserleriydi.

Jüri, bu üç proje hakkında oybirliği ile karar vermiş, ancak bu eserlerden hiç birini ötekine üstün görmemişti. Jüri, bu üç eseri ayrı ayrı eleştirmiş, her üçünde de bazı değişiklikler yapılmasını öğütlemişti. Bu eleştiriler ve öğütler Anıtkabir Proje Müsabakası hakkında jüri raporu kitapçığına göre şöyle özetlenebilir:

5. Mansiyon ödülüne Layık Görülen Eserler

Jüri, Anıtkabir proje yarışmasına gönderilen eserlerden beş tanesini de “mansiyon ödülü verilmeye değer” bulmuştu. Bunlar; İsviçre’li mimar Ronald Rohn, İtalyan mimar Giovanni Muzio, İtayan mimarları Giuseppe Vaccaro-Gino Franzi, Türk mimarlar Hamit Kemali Söylemezoğlu -Kemal Ahmet Aru-Recai Akçay ile Feridun Akozan -M.Ali Handan’ın eserleriydi.

Ayrıca Jüri raporunda bu beş eseri de zayıf ve kuvvetli yönleri ile ayrı ayrı eleştirmiştir. Bu eleştiriler şöyle özetlenebilir :

a. 42 Numaralı Proje : Ronald Rohn

“İsviçreli mimarın projesi, kompozisyon bakımından diğerlerinden farklıdır. Anıt arazisinin icaplarına tamamen uygun bir şekilde tertiplenmiştir. Mozole, müze ve diğer teferruat ayrı ayrı tanzim edilmiş ve bunlar iyi karıştırılmıştır. Fakat eserde bir abideye lazım olan azamet ve anıtsal tesirler yoktur. Buna rağmen fikir kuvvetlidir.”

b. 41 Numaralı Proje : Giovanni Muzio

“Projede dış mimari itibariyle en eski abide ve mezar şekillerinden ilham alınmıştır. Altı köşeli plan üzerindeki piramit, taş inşaata çok uygun görülüyorsa da, mimar bu satıhları o kadar çok pencereler ile doldurmuştur ki, ancak betonarme ve zor bir inşaat sistemine muhtaçtır. Bir piramit olan esas kitle ile diğer ayrıntı arasında uyumsuzluk vardır.”

c. 45 Numaralı Proje : Giuseppe Vaccaro-Gino Franzi

“Bu proje ağır ve klasik tesirden ziyade, dekoratif bir iç mimariyi ve hiç lüzum olmadığı halde zor bir inşa tarzını icap ettirmektedir. Sadece dört adet köşe ayağı üzerinde duran anıt, ancak betonarme iskelet olarak inşa edilip, dış yüzü taş plakalarla kaplamak suretiyle yapılabilirdi. Sonsuza kadar kalması düşünülen böyle bir anıt için bu inşa tarzının garanti temin edeceği şüphelidir.”

d. 24 Numaralı Proje : K.Söylemezoğlu-K.Ahmet Aru-R.Akçay

“Kare bir plan üzerinde yükselen ve köşe yapılarıyla takviye edilen anıt, kuvvet ifade etmektedir. Dış görünüşünün tesirli olması için köşe yapıları, dar olan esas girişe oranla abartılı düşmüştür. Ancak piramit çatının burada uygun olup olmadığı kuşkuludur. Fazla miktarda konulan küçük pencereler bir mozoleden çok kaleyi andırmaktadır.”

e. 29 Numaralı Proje : Feridun Akozan-M.Ali Handan

“Bu proje dört tarafına yapılan eklemelerle genişletilmiş basit küp biçiminden oluşmaktadır. Bu dört ilavenin ancak üçü abide içinde birer yuva teşkil etmekteyse de, ne yazık ki giriş tarafına isabet eden dördüncü duvarla kaplanmıştır. Duvarların içte ve dışta hafif biçimde eğimli oluşu uygun görülür. Ancak tavanın taş levhalarıyla kaplanması inşai bir mesele teşkil eder.”

6. Anıtkabir İçin Uygulanacak Projenin Seçimi

Anıtkabir için seçilen projeJüri, “ödül verilmeye değer” bulduğu 3 eserden hiç birini ötekinden üstün tutmamıştı. “Anıtkabir Proje Yarışması Şartları” içindeki bir maddede; “Jüri Heyetinin en iyi addettiği üç projeden birinin kati olarak intihap keyfiyeti, doğrudan doğruya Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ne aittir” deniliyordu. Buna göre jürinin ödüle değer bulduğu üç eserden birini seçme yetkisi hükümete aitti.

Hükümet bu konuda, yetkili birçok kişilerin düşüncelerini dikkate alarak, Prof. Emin Onat ile Doç. Orhan Arda’nın eserini uygulamaya karar verdi. Bu kararın dayandığı düşünceler şunlardı : Yarışmayı kazanan üç proje birçok yönlerden aynı değerdedir. Fakat bunlar içinde, iki Türk’ün yaptığı eser bu milli konuyu daha başarılı olarak ifade etmiştir. Jüri raporunda belirttiği gibi, bu projenin araziye uygunluğu öteki projelerden çok üstündür.

Hükümet, jürinin öğütlediği değişiklikleri de göz önünde bulundurarak, 7 Mayıs 1942’de Türk sanatçıların eserlerinin uygulanmasına karar verdi. Hükümetin 9 Haziran 1942 tarihinde yayınladığı bu kararını açıklayan tebliğ, özet olarak şu hususları içeriyordu :

Ebedi Şef Atatürk için Anıtkabir projesini inceleyen jüri heyetince ödüle layık görülen üç projeden;

a. Prof.Emin Onat ile Doç.Orhan Arda’ya ait projenin birinci olarak seçilmesine,

b. Alman Profesörü J.Kruger’e, İtalyan Profesörü A.Foschini’ye ait iki projenin de ikinci sayılmasına,

Bu üç projeden hiçbirinin doğrudan doğruya uygulamaya elverişli olmadığına ve değişikliğe ihtiyaç olduğuna, birinci seçilen projenin jüri heyeti raporunda ön görülen değişikliklerin yapıldıktan sonra uygulanmasına,

Öngörülen değişikliğin, Anıtkabir projesi yarışmasında birinciliği kazanan proje sahibinin de dahil olacağı bir uzman heyete yaptırılmasına karar verilmiştir.

Türk sanatçıların eseri kabul edildikten sonra, jüri heyeti raporunda öngörülen değişikliklerin yapılması için 28 Ekim 1943 tarihinde yeni bir komisyon kuruldu. Komisyon, Milli Eğitim Bakanlığı emrinde çalışan Prof. Paul Bonatz ile Bayındırlık Bakanlığı Yapı ve İmar İşleri Başkanı Sırrı Sayarı ve Güzel Sanatlar Akademisi Mimari Şubesi Şefi Prof. Sedat Eldem’den oluşuyordu. Projede yapılacak değişiklikler, sanatçılarla da görüşülerek kararlaştırıldı.

Projede, kale ekseni ve Şeref Holü’nün etrafındaki odalar binanın anıtsal niteliğini kaybettirdiğinden eleştiri konusu oluyordu. Projede öngörülen değişiklikler bu bölümlerin iyileştirilmesini içeriyordu. Emin Onat ile Orhan Arda 5 Nisan 1943’de başlattıkları çalışmalarını 7 Ekim 1943 ‘de tamamlayarak komisyona teslim ettiler. Şartnameye göre yarışmayı kazanan projenin uygulanması ve kontrolü hakları, eser sahibine aitti.

Bunun için komisyon, asıl anıt projesi ile anıt sahasına ait park planı ve bu bütünlüğün Ankara şehri imar planı ile olan ilişkisi hakkındaki düşüncelerini içeren bir karar alarak, bu hakları 18 Kasım 1943 tarihinde Emin Onat’la Orhan Arda’ya verdi. Komisyonun hazırladığı rapor, proje ve maketler Bakanlar Kurulu toplantısında incelenerek projenin uygulanmasına 18 Kasım 1943 tarihinde karar verildi.

7. Sanatçının Eserini Açıklaması

Anıtkabir projesinin nasıl meydana getirildiğini Prof. Emin Onat şöyle açıklamıştır :

Anıtkabir inşası“Atatürk’ün başardığı devrimlerin en önemlilerinden biri, şüphesiz bize, geçmişin gerçek değerini göstermek olmuştur. Osmanlı devri şereflerle dolu bir devir olmakla beraber, itiraf etmek gerekir ki skolastik ruhun hüküm sürdüğü kapalı bir alemden ibaretti. Gerçekte ise tarihimiz, bir zamanlar Ziya Gökalp’in “Ümmet devri” dediği bir içe kapanmış medeniyetten ibaret değildi. Akdeniz milletlerinden birçoğu gibi, tarihimiz binlerce yıl önceye gidiyor. Sümerlerden ve Hititlerden başlıyor ve Orta Asya’dan Avrupa içlerine kadar birçok kavimlerin hayatlarına karışıyor, Akdeniz medeniyetinin klasik geleneğinin en büyük köklerinden birini teşkil ediyordu. Atatürk, bize bu zengin ve verimli tarih zevkini aşılarken, ufuklarımızı genişletti. Bizi ortaçağdan kurtarmak için yapılmış hamlelerden en büyüğünü yaptı. Gerçek geçmişimizin ortaçağ değil, dünya klasiklerinin ortak kaynaklarında olduğunu gösterdi.

Gerçek milliyetçiliğin, içe kapanmış bir ortaçağ gelenekçiliğinden asla kuvvet almayacağını, onun yalnız ortak ve eski medeniyet köklerine inmekle canlanabileceğini anlattı. Avrupalılaşmakla, medenileşmekle, millileşmenin aynı şey olduğunu, bundan iyi hangi fikir ifade edebilirdi ?

Bunun içindir ki biz, Türk milletinin skolastikten uyanma, Ortaçağ’dan kurtulma yolunda yaptığı devrimin Büyük Önder için kurmak istediğimiz anıtın, O’nun getirdiği yeni ruhu ifade etmesini istedik. Bu ruh, milletin içinden geçtiği medeniyetlerden birine ait, ölümlü bir ruh olamazdı. Atatürk’ün dehası bize gösterdi ki, dünyanın en büyük medeniyeti olan Sümer medeniyeti, Türkler tarafından yaratılmıştır. 0 önce Akdeniz medeniyetinin temeli olduğu gibi, zamanımızda, dünya medeniyetinin köklerini aynı yerde bulacaklardır. İşte bunun içindir ki batılılaşma yolunda en büyük hamlemizi yapan Ata’nın Anıtkabir’ini, bir sultan veya veli türbesi ruhundan tamamen ayrı, yedi bin yıllık bir medeniyetin, rasyonel çizgilerine dayanan klasik bir ruh içinde kurmak istedik.

Uzun yıllar dayanabilecek yapılar kurulmak istenilirse tabiatın vergisinden başka bir şeye gitmemek gerekir. Ancak tabiatın taşıdır ki vakar ile ihtiyarlar. Bu itibarla anıtın taştan yapılması düşünülmüştür. Anıtın mimari kuvveti her taraftan görünüşün aynı olması ile husule geleceğinden, bu nokta göz önünde tutulmuş, binanın dışının bir maske halinde olmayıp, içinin bir ifadesi olarak yaratılması önemle dikkate alınmıştır.

Atatürk’ün Lahdi’ni ihtiva eden Şeref Holü, dış mimariden kuvvetle görünecek ve abideye etki verecek şekilde bütün kitle arasından yükseltilmiştir. Bu holün etrafı birinci katta müzelerle Atatürk’ün hatıralarıyla sarılmıştır. Abide, meydandan merdivenler vasıtası ile altı metre kadar yükseltilmiş bir platform üzerine oturtulmuş, zemin kapalı ve küçük pencereli masif bir duvar şeklinde tutularak, bunun üzeri, Ankara’nın güneşli ikliminde büyük ışık ve gölge kontrastları yapacak taş kolonlarla çevrilmiştir. Programda istenen, uzaktan görünüşteki azamet ve kudret ifade edilmiştir. Kolonların üzerinden taşan ve tabutu andıran kitlenin dış duvarları İstiklal Savaşı ve büyük Türk İnkılabını canlandıran rölyeflerle süslenmiştir.

Anıtın doğu girişi, Aslanlı Yol’un başındadır. Bu yolun başlangıcında iki nöbetçi ile kuvvetlendirilmiş olan giriş kısmına, dört metre yüksekliğinde merdivenle çıkılır. Anıtın doğu girişi burasıdır. İhata duvarlarının anıtın altına alınması sayesinde ona, her taraftan yüksek kaide teşkil edilmiş ve Rasattepe ifadesi kuvvetli olmayan, yumuşak bir tepe olmaktan kurtarılarak, burası bir çeşit yüksek kale haline getirilmiştir.

Anıtın tepe üzerine yerleştirilmesinde, birbirini dikine kesen iki kuvvetli mihver esas olarak alınmıştır. Bu mihverlerden biri, Ankara Kalesi’nden, diğeri Büyük Millet Meclisi’nden geçer. Birincisi, kale karakteriyle başlangıçtaki hamleyi temsil ederek şehrin siluetinden kıymetli bir varlık alırken, diğerinin uzandığı istikamet bu inkılabı koruyanların ve sürdürenlerin bulundukları yeri, Çankaya’yı göstermektedir. Bu iki mihverin birleştiği mahal, Tören Meydanı’nın mimari merkezini teşkil ettiği kadar, başlangıç ile devamın heyecanına sürükleyen bir mevki olarak bu tekatu (kesişme) hal kazandırmaktadır.

Şeref antresinden girilince, 180 metre uzunluğunda bir platform vardır. Bunun iki tarafına dört sıra kavaklar dikilmiştir. Bu vakarlı methal, herkesi sükûnete ve ciddiliğe davet edecektir. Buradaki yürüyüş esnasında, tazim ziyaretine hazırlayan bir atmosfer yaratılması düşünülmüştür. Bu Aslanlı Yolun sonunda döşemeli bir ön avlu vardır. Bu avlunun üç tarafı taş ayaklıklı bir galeri ile çevrilidir. Bu taş avlunun giriş istikametinden Bakanlıklar, Çankaya ve Meclis görülmektedir.

Avlunun sol tarafında kale istikametinde, Anıtkabir’in platformuna götüren geniş bir merdiven başlamaktadır. Buradan Şeref Holü’ne gidilir. Esas abideye gelmeden önce ziyaretçinin ruhunda uyanmakta olan sabırsızlık ve vecdi meydana getiren hazırlık ve bekleme devresi burada son bulmaktadır. Bu açık merdivenin üstünde çok dik şekilde, büyük taş ayaklı galeri ile çevrilmiş bir Şeref Holü yükselmektedir.

İnşaat Aşamaları

A. Anıtkabir’in Temelinin Atılışı

Anıtkabir’in inşasının başlaması ve kamulaştırılma çalışmaları için ilk aşamada, 1 Haziran 1944 tarihinde Bayındırlık Bakanlığı’na 1.000.000 TL. ödenek tahsis edildi. Şartnameye göre, yarışmayı kazanan projenin uygulanması ve kontrolü haklarının eser sahibine ait olması nedeniyle, 4 Temmuz 1944 tarihinde Bayındırlık Bakanlığı, Prof. Emin Onat ve Doç. Orhan Arda ile sözleşme imzaladı. Bu tarihlerde, Rasattepe ve civarının ilk ağaçlandırma çalışmalarına başlandı. Bayındırlık Bakanlığı, 4 Eylül 1944 tarihinde birinci kısım inşaatı ihaleye çıkardı. Birinci kısım inşaat, Rasattepe’nin toprak tesviyesi ile Aslanlı Yol’un istinat duvarlarının yapılmasını ihtiva ediyordu. İnşaatın kontrol mühendislik hizmeti Bayındırlık Bakanlığı Yapı ve İmar İşleri Reisliği’ne verildi ve şantiye binası olarak rasathane binası kullanıldı.

Anıtkabir’in inşaatına 9 Ekim 1944 günü saat 10.00’da görkemli bir temel atma töreni ile başlandı. Törene Başbakan Şükrü Saraçoğlu, bakanlar ve kalabalık bir davetli topluluğu katıldı. Bayındırlık Bakanı Sırrı Day, törende şu konuşmayı yaptı. “Aziz Başbakanım, değerli arkadaşlarım,

Türk Milleti 1938 yılında Kasım’ın 10 ncu günü en kıymetli evladı Atatürk’ü kaybetmişti. Bunun acısı milletimizin kalbinde bütün tazeliği ile ebedidir. Ancak bizi teskin eden, kuvvet ve kudretimizi sağlayan iki mazhariyetimiz vardır. Biri Atatürk’ün ebedi varlığının, inkılapçı ruhunun daima içimizde ve aramızda olduğuna inancımız, biri de cumhuriyetimizin, milletimizin ve partimizin başında aziz milli şefimiz İnönü’nün bulunuşudur. Gerçekten, bu iki büyük kuvvet etrafında birleşen milletimiz, yaratılan büyük eseri korumak, büyütmek ve ileri medeniyet seviyesine varmak için hızla ve imanla çalışmakta, inkılabımız daha çok ileri merhalelerine varmaktadır.

Hep biliriz ki, Atatürk, kendisini hatırlatmak için bir anıta, bir abideye ihtiyacı olmayanlardandır. Türkiye Cumhuriyeti, maddi manevi bütün varlığı ile Atatürk’ün büyük ve yıkılmaz anıtıdır. Ancak kendi hislerimizi tatmin ve minnettarlığımızı ifade etmek ve en kutsal bir ziyaretgâhı kurmak içindir ki Anıtkabir’in inşası o felaket gününden beri kararlaşan bir amacımız olmuştur.

Bu ehemmiyetle yapıya başlamak için, lüzumlu hazırlıklar devamlı çalışmalarla ikmal edildi. Bugün ilk kazmanın vurulmasından itibaren inşaat devresine geçmiş olunacaktır. Bu hizmetin kendisine emanet edilmesini büyük bahtiyarlık bilen Bayındırlık teşkilatının bütün dikkat ve gayretini harcayarak ve muhtaç olduğu yardımlarınıza mazhar olarak muvaffak olacağına eminim.

Başvekilimizin isabetli rehberliği, kıymetli ve devamlı alaka ve yardımları, işlerimizin başarısı için bize daima cesaret ve emniyet vermektedir. Kendilerine bu vesile ile tekrar şükranlarımı sunmak için müsaadelerini rica ederim. Sözlerime son verirken Atatürk’ün büyük adını bir daha hürmetle anar, milli şefimiz İnönü’ nün başımızda daima var ve mesut olmasını candan dilerim.”

Bayındırlık Bakanının bu konuşmasından sonra Yapı ve İmar İşleri Başkanı Sırrı Sayarı’nın inşaat hakkında teknik bilgileri sunmasını müteakip temele ilk kazmayı Başbakan Saraçoğlu vurdu. Sonra sırası ile bakanlar, generaller ve törene katılan kuruluş temsilcileri de temel kazılmasına sembolik olarak katıldılar.

Anıtkabir inşasının başlaması nedeniyle Bayındırlık Bakanı, Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’ye şu telgrafı gönderdi:

“Büyük Reisicumhur,

Anıtkabir’in inşasına bugün Başvekilimizin uğurlu eli ile başlandı. Kendisine bu kutsal işin emanet edilmesiyle bahtiyarlık duyan Bayındırlık camiası eserin yüksek ilham ve iradeleri dairesinde en kısa zamanda ve en başarılı şekilde bitmesi için bütün gayretleri ile çalışacağına itimat buyrulmasını en derin tazim hisleri ile arz eder, ellerinizden öperim.” “Sırrı Day Bayındırlık Bakanı”

Cumhurbaşkanı İsmet İnönü de başarı dileklerini sunan şu cevabı telgrafı gönderdi:

“Sırrı Day, Bayındırlık Bakanı Ankara

Anıtkabir’in temeli atılması münasebetiyle yazdığınız tel için çok teşekkür ederim. Anıtkabir’in yüksek mevzuuna layık tarihi bir eser olması için milletimizin gösterdiği dikkat, eserin mümkün olduğu kadar süratle bitirilmesini candan temenni ettirmektedir. Sebatlı ve devamlı çalışma ile Bayındırlığımızın tam bir başarısını tebrik ettiğim gün kendimi bahtiyar sayacağım. “İsmet İnönü Cumhurbaşkanı”

Hükümet, inşaat başladıktan bir süre sonra 1 Kasım 1944 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne Anıtkabir inşaatı için ödenek tahsisine yetki isteyen bir kanun tasarısı sundu. Bu tasarıya göre, 1945-1949 yıllarını kapsayan dönem için her yıl 2.500.000 TL. nı aşmamak üzere 10.000.000 TL. na kadar geçici taahhütlere girme yetkisi hükümete veriliyordu. Kanun tasarısının mecliste görüşülmesi esnasında söz alan Bayındırlık Bakanı, “Anıtkabir için gerekli arazinin kamulaştırılmasının tamamlandığını, ancak halen incelenmekte olan ve genişletilmesi düşünülen inşaat projesinin kabulü halinde bir kısım arazinin daha kamulaştırılmasına ihtiyaç duyulacağını, bu maksatla ek ödenek talep edilebileceğini” açıkladı. Genel Kurulca, birinci maddesinin daha açık bir şekilde ifade edilmesi için tasarı Bütçe Encümenine sevk edildi. Bütçe Encümeninde gerekli değişiklik yapılarak 22 Kasım 1944 tarihinde Meclis Genel Kurulu’nda tartışmaya açıldı.

Genel Kurul’da söz alan Trabzon Milletvekili Mithat Aydın, “Anıtkabir proje yarışmasının, dünyanın bunalımlı bir dönemine rastladığı, bu yarışmaya değerli profesörlerin katılımının sağlanamadığını, fakat bir Türk projesinin kabul edilmiş olmasının övünülecek bir durum olduğunu” belirterek 10.000.000 TL. ödeneğin tahsis edilmesinin yerinde olacağını ifade etti. Kanun, 283 milletvekilinin oyları ile 22 Kasım 1944 tarihinde kabul edildi. Aşağıdaki maddelerden oluşan 4677 no.lu kanun 4 Aralık 1944 tarihinde yürürlüğe girdi.

1. Anıtkabir inşaatı için, senelik ödeme miktarı 2.500.000 TL. yi geçmemek ve her yıl bütçesine konacak parayla ödenmek üzere 10.000.000 TL. ye kadar, 1945-1949 yıllarında geçici taahhütlere girişmeye Bayındırlık Bakanı ve faizleriyle birlikte bu miktarı geçmemek üzere bono ihracına Maliye Bakanı yetkilidir.

2. Bu kanun tarihinden geçerlidir.

3. Bu kanun hükmünü icraya Bayındırlık ve Maliye Bakanları görevlidir.

Anıtkabir’in inşaatının dört aşamada tamamlanması planlandı, yapımına 9 Ekim 1944’de başlandı ve 1 Eylül 1953’de bitirildi.

B. Anıtkabir’in İnşaat Evreleri ve Projede Yapılan Değişiklikler

1. Birinci Kısım inşaat

Toprak tesviyesi ve Aslanlı Yol’un istinat duvarlarının yapılmasını kapsayan birinci kısım inşaatın yapımı, 9 Şubat 1944’de müteahhit Yüksek Mühendis Hayri Kayadelen’e ihale edildi 3 Mayıs 1945’de Prof. Emin Onat, Yapı ve İmar İşleri Başkanı Sırrı Sayan ve Anıtkabir Kontrol Şefi Ekrem Demirtaş tarafından “Anıtkabir İnşaatı Çalışma Programı” hazırlandı. Buna göre, Aslanlı Yol bölümünün denge ve dayanıklılık araştırmaları Yüksek Mühendis Ali Kranti, temel sistemin belirlenmesi ve zemin gerilimlerinin incelenmesi Prof. Hamdi Peynircioğlu tarafından yapıldı. Birinci kısım inşaata 9 Ekim 1944 tarihinde başlandı ve Ekim 1945’de tamamlandı.

2. İkinci Kısım İnşaat

Mozole ve yardımcı binaların yapılmasını kapsayan ikinci kısım inşaatı, 29 Eylül 1945’de Rar-Türk Limited Sosyetesi’ne ihale edildi.

Anıtkabir yapısının temel ve inşa durumunu incelemek üzere 12 Şubat 1946’da Bayındırlık Bakanlığı’nda yapılan toplantıda, Anıtın yapılacağı Rasattepe’nin temel bakımından yapılan incelemesinde, Anıtkabir inşaatı için elverişli olduğu ve mimari projede belirtildiği gibi bu yerde yapılmasına teknik bir engel olmadığı kararlaştırıldı. Bunun yanında, üst yapının zemine vereceği basıncın azaltılması, yer sarsıntılarına karşı dayanıklılığın arttırılması, esnekliğin ve yekpareliğin sağlanması maksadı ile “kombine kagir ve betonarme” bir sistemle inşa edilmesinin uygun olacağı, binanın bütün statik hesaplarında, depremin etkilerinin göz önünde tutulacağı bu toplantıda kararlaştırıldı.

Bayındırlık Bakanlığı’nda 13 Şubat 1946 tarihinde yapılan ikinci bir toplantıda, inşaatın kagir ve betonarme yapı sistemine göre, temel basıncının azaltılması göz önünde tutularak, statik hesapları yapacak olan mühendis ve Bayındırlık Bakanlığı yetkililerinin görüşleri de alınarak, esas kitlenin ileride büyük değişikliklere uğramayacağı düşüncesi ile bir temel projesi hazırlanması kararlaştırıldı.

1947 yılı sonuna kadar, mozolenin temel kazısı ve izolasyonu bitirilmiş, her türlü çöküntüleri engelleyecek olan 11 metre yüksekliğinde betonarme temel sisteminin demir montajı bitirilme aşamasına gelmişti. Aynca, yardımcı binalardan bir bölümü ile giriş kuleleri de bitirilmek üzereydi. Yolların toprak düzenlemesinin önemli bir kısmı yapılmış, bir kısım yolların kaplamaları, fidanlık tesisi, arazi tesviyesi, park içi yollar, ağaçlandırma çalışmaları ve arazinin sulama sisteminin büyük bir bölümü tamamlandı. Bütün bu işler için 4.000.000 TL. harcandı.

İkinci kısım inşaatı yüklenen müteahhit firma, yapılacak işlerin ihale bedelinin % 20′ sini aştığını ve bunun iş programındaki süre içinde planlanan işlerin bitirilmesinin mümkün olmadığını belirtmişse de Bayındırlık Bakanlığı’nca bu iddia yersiz bulundu.

Müteahhit firma, projenin 1 Şubat 1946’da tadil edilmesi nedeniyle kullandıkları beton ve demir miktarının ilk keşiflere göre daha fazla olduğunu, bunun sonucu olarak zarar ettiğini ileri sürerek Bayındırlık Bakanlığı’ndan fiyat farkı talep etti. Bakanlıkça bu talep başlangıçta uygun görülerek 240.000 TL. fiyat farkı ödenmesi düşünüldü ve konu iki kez Danıştay Başkanlığı’na incelettirildi. Ancak, Danıştay 7 Temmuz 1947 tarihli sözleşmeye göre idarenin proje üzerinde her türlü tadilatı yapmaya yetkili olmasından dolayı müteahhit tarafından talep edilen fiyat farkının ödenmesine imkan olmadığına karar verdi ve durum müteahhite bildirildi.

Müteahhit firma, bir yandan sözleşme hükümlerine göre işe devam etmekle birlikte söz konusu anlaşmazlık nedeniyle 1949 yılında Bayındırlık Bakanlığı aleyhine 2.000.000 TL. lık bir tazminat davası açtı. Dava, Bayındırlık Bakanlığı lehine sonuçlandı. Karar müteahhit firmaya bildirilirken, iddiasının devam etmesi halinde sözleşmenin iptal edileceği ve yeni bir ihale açılacağı da ifade edildi. Müteahhit ile olan anlaşmazlığı duyan Yüksek Öğretim gençliği büyük bir coşku ile gönüllü olarak Anıtkabir inşaatında çalışmaya başladı.

1944 yılında kabul edilen 4677 sayılı kanunla Anıtkabir inşaatına tahsis edilen 10.000.000 TL. lık ödeneğin, 1 Mart 1950 gün ve 5581 sayılı kanunla 24.000.000 TL. na yükseltilmesinden sonra ikinci kısım inşaat hızlandırıldı.

Başbakanlıkça, 1 Şubat 1950 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunulan ek ödenek talebi ile ilgili kanun tasarısının gerekçeleri şu şekilde özetlenebilir:

“Asırlara intikal edecek anıtın, 4677 sayılı kanunla verilen 10.000.000 TL. lık ödeneğe istinaden keşif bedeli üzerinden ihalesi yapılmıştır. İnşaatın 31 Aralık 1949 tarihinde bitirilmesi kaydı ile 29 Eylül 1945’de sözleşme yapılarak işe başlanmıştır. Anıt projeleri kagir olması esasına göre hazırlanmışken, yapılan sondajlar sonucunda çok ağır olan bu kitle için temel zeminin yeter derecede uygun bulunmayışı, statik hesapların düzenlenmesinde son zamanlarda memleketimizde sık sık meydana gelen deprem etkilerinin daha emniyetli bir şekilde dikkate alınmasını zorunlu kılmıştır. İstanbul Teknik Üniversitesi profesörlerinin de katıldığı bir komisyon tarafından yapılan incelemeler sonucunda, kitlenin hafifletilmesi ve bağlantılı olabilmesi için son kagir sistemi yerine, betonarme iskeleti ve içi dışı taştan olan bir sisteme göre inşa edilmesine karar verilmiştir.

Gerek bu sistem değişikliği gerek anlaşmanın yapılması sırasında fiatların düşmeye doğru gösterdiği eğilim dolayısıyla diğer büyük işler gibi, Anıtkabir de değişen fiat esası üzerinden ihale edilmiş ise de, bu zaman içinde fiatlarda tahminlerin üzerinde yükselmeler olması, diğer taraftan yeniden bir bölüm arazinin daha kamulaştırılmasına gerek görülmesi nedeniyle, bu yapının bütün ayrıntıları ile bitirilmesi için 14.000.000 TL ek ödeneğe ihtiyaç olduğu tespit edilmiştir. 1950 yılı sonuna kadar, Anıtkabir’in ara katı, yardımcı binalar çatıya kadar, müze ve kabul kısımlarının birinci kata kadar olan kaba işleri, Aslanlı Yol ve giriş kuleleri inşaatı bitirilecektir. Bundan sonra ise;

1. 65.000 metrekarelik sahanın kamulaştırılması.

2. Mozole’de ara kattan yukarı kısmın inşaatı.

3. Yardımcı binaların kaba kısımlarının bitirilmesi.

4. Binaların her türlü kaplama, doğrama, tesisat ve süsleme işleri ile döşemelerinin yapılması.

5. Parkın toprak işleri, istinat duvarların, yolların ağaçlandırılması ve her çeşit tesisatın ikmali yapılacaktır.”

Dönemin Bayındırlık Bakanı Şevket Adalan 3 Mart 1950’de, Anıtkabir ikinci kısım inşaatının kaba işlerinin yıl içinde tamamlanacağını Başbakanlığa bildirdi. Ek ödenek tahsis edilmesi sonucunda, devam eden diğer inşaat işleri ile birlikte kabartma, heykel ve Şeref Holü’nde yapılacak işlerin de tespit edilmesi gerekiyordu. Bunun için; Milli Eğitim Bakanlığı, Ankara Üniversitesi ve Türk Tarih Kurumu üyeleri ile Bayındırlık Bakanlığı temsilcisi ve proje mimarlarından oluşacak bir komisyonun görevlendirilmesi kararlaştırıldı. İkinci kısım inşaat 8 Ağustos 1950’de tamamlandı.

3. Kısım İnşaat

Anıtkabir üçüncü kısım inşaatı; anıta çıkan yollar, Aslanlı Yol ve Tören Meydanı’nın taş kaplama işleri, mozole üst döşemesinin taş kaplanması, merdiven basamaklarının yapılması, lahit taşının yerine konması ve tesisat işlerinin yapılmasını kapsıyordu. Üçüncü kısım inşaatı, 12 Eylül 1950′ de Amaç Ticaret A.Ş. ne ihale edildi. İhale bedeli 2.800.000 TL. idi.

4. Dördüncü Kısım İnşaat

Anıtkabir dördüncü kısım inşaatı; Şeref Holü’nün döşemesi, tonozlar alt döşemeleri ve Şeref Holü çevresi taş profilleri ile saçak süslemelerinin yapılmasını kapsıyordu. Dördüncü kısım inşaat müteahhit Muzaffer Budak’a ihale edildi.

Anıtkabir inşaatının daha ucuz maliyetle ve süratle bitirilebilmesinin mümkün olup olmadığını araştırılıp sonuçlarını bir raporla hükümete arz etmek üzere, Bayındırlık Bakanlığı Müsteşarı Muammer Çavuşoğlu başkanlığında, Prof. Paul Bonatz, Prof. Sedat Eldem, Prof. Emin Onat ve Doç. Orhan Arda’dan oluşan komisyon 20 Kasım 1950 tarihinde toplandı. Komisyonda oluşan görüşler şu şekilde özetlenebilir :

1. En büyük tadil şekli, bugünlerde bitmek üzere olan Şeref Holü’ndeki platformu, taşla kaplayarak üzerine konacak lahitle (sarkofaj) yetinmektir. Bu kış inşaatı yapıp, yan binaları bitirdikten ve meydanları düzenledikten sonra, asıl mozole kısmının kaldırılması düşünülse de ortak kanaatimizce bu durum Ulu Önderin kişiliğine uygun düşmez ve lahitin bu muazzam saha üzerinde yalnız başına konulması ile hiçbir zaman yüce bir etki sağlanamaz.

2. İkinci düşünce, esas platform üzerindeki lahitten başka, sadece dış kolonlar sırasının ve bunları bağlayan kornişlerin inşasıyla yetinmektir. Bu durumda da anıtta beklenen ağırlık ve asalet sağlanamayacaktır. Haliyle, gelecekte abideyi eski plan ve projelere göre tamamlama imkanı vardır. Fakat komisyon yarım kalmış veya geçici bir eser yaratak fikrinde olmayıp, planın basitleşmesine rağmen, elde edilecek sonucun kesin sonuç olması kanaatindedir.

3. Üçüncü düşünce, Mozole’nin kolonat üstünde yükselen kısmının kaldırılması meselesidir. Bu düşünce iki noktada incelenebilir.

a. Bu kısmın kaldırılmasından sonra, binanın dış görünüşü nasıl olacaktır?

b. İç etkisi ne durum alacaktır?

1/100 ölçekli maket üzerinde yapılan incelemeler, yapı mahallinin incelenmesi ve şehrin çeşitli noktalarından bu görünüşün kontrol edilmesiyle komisyonumuz, dış görünüş itibariyle kolonat üstündeki kitlenin yükselişinin muhakkak lüzumlu olmadığı neticesine oy birliği ile varmıştır. Hatta bu şekilde anıt daha asil bir karakter kazanabilir. Bu itibarla kolonat üzerindeki kitlenin kaldırılması anıtın güzelliğini bozacak bir değişiklik değildir.

İç görünüş itibariyle esaslı bir değişiklik icap etmektedir. Şeref Holü’nün alçak bir tavanla örtülmesi, mevcut projedeki yüksek hacmin verdiği ulvi etki yanında çok zayıf kalırdı. Bu nedenle iç mimarinin değişmesi gerekmektedir. Bu durum, üstü açık bir şekilde mimari unsurlarla çevrelenmiş bir tarzda teşkil edilecek olursa bunun neticesinde eski yüksek hacme ihtiyaç duyulmayacaktır. Eğer hükümet bu şekli uygun görür, programdaki kapalı bir Şeref Salonundan vazgeçerek lahidin açıkta ve etrafı duvarla çevrili mezar odası içinde bulunması fikrini kabul ederse, anıt çok daha sadeleşmiş bir vaziyet alacaktır.

Asıl mezar, platformun bir kat aşağısında bir mahalde ve topraktadır. Büyük granit lahdin ciddiyeti ve asaleti her mevsimde ve her türlü hava tesirlerine maruz, gece gündüz gök kubbenin altında bulunmasıyla azalmayacaktır. Komisyon üyeleri, anıt mimarları da dahil olduğu halde, bu şekilde değişik tesir ve güzellikte bir anıt yaratılacağı kanaatindedirler.

Planların bu şekilde tadiliyle inşa edilecek hacmin azalması ve inşaatın sadeleşmesi zamandan ve maliyetten önemli tasarruflar sağlayacaktır.

Komisyon raporu Bakanlar Kurulunda incelenerek kabul edildi. Bayındırlık Bakanı, bu tadil şekli ile Anıtkabir’in Kasım 1952’de bitirilebileceğini ve böylece iki sene kazanılmış olacağını, ayrıca da inşa ve kamulaştırma bedelinden de 7.000.000 TL. na yakın bir para tasarruf edileceğini 30 Aralık 1950 tarihinde yaptığı basın toplantısında açıkladı.

Prof. Emin Onat bir makalesinde inşaatta yapılan dördüncü tadil şeklini şöyle açıklamıştır.

“4 Aralık 1951 tarihinde hükümet, Şeref Holü’nün ikinci projedeki 28 metrelik yüksekliğini azaltarak, yapı müddetinden bir tasarruf temin etmek imkanının mevcut olup olmadığını mimarlara sordu. Yaptığımız çeşitli maketler ve etütler sonucunda bu yüksekliğin, kolonatı yükselterek azaltılabileceği sonucuna vardık ve Şeref Holü’nü taş bir tonoz yerine, bir betonarme tavan ile örterek bunu temin etmenin mümkün olduğunu gördük. Bu hal tarzı esasen deprem bakımından büyük zorluklarla karşılaştığımız taştan tonoz yapının teknik mahzurlarını da ortadan kaldırıyordu.”

Hükümet, mimarların bu görüşüne katılarak mozolenin üzerinde Milli Mücadele ve Türk inkılabını canlandıran kabartmaların yer alacağı çepeçevre dört duvardan oluşan ikinci kattan vazgeçerek, projeyi bugünkü şekli ile uygulamıştır.

Mimari Özellikleri

Travertenler

Polatlı ve Malıköy’den getirilen beyaz travertenler kulelerin iç duvarlarında, Kayseri’nin Pınarbaşı ilçesine bağlı Kumarlı mevkiinden getirilen beyaz travertenler, heykel grupları, aslan heykelleri ve mozole kolonatlarında kullanılmıştır. Kayseri’nin Boğazköprü mevkiinden getirilen siyah ve kırmızı travertenler ise toplantı alanı ve kulelerin zemin döşemelerinde kullanılmıştır.

Çankırı’ya bağlı Eskipazar’dan getirilen sarı travertenler, Şeref Holü’ne çıkan merdivenlerin sağında ve solundaki zafer kabartmaları, bütün Şeref Holü dış duvarları, Tören Meydanı’nı çevreleyen kolonatlar ve arkadlı bölüm kolonatlarında kullanılmıştır. İkinci kısım inşaatın müteahhit firması Rar-Türk Limited Sosyetesine, sarı travertenleri Eskipazar istasyonu’na yaklaşık 5 Km. uzaklıktaki Budaklar Köyü civarındaki taş ocaklarından çıkartabilmesi için Çankırı Valiliği’nden 2 Eylül 1944 tarihinde yazı gönderilmiştir.

31 Ekim 1945 tarihinde de müteahhit firmaya bu taş ocaklarından gerekli miktarda taş çıkarılması için, Çankırı ilinden alınan ruhsat verilmiştir. İnşaat müteahhitliği, Bayındırlık Bakanlığı Yapı ve îmar Başkanlığı’na traverten taşlarının teşekkülleri itibariyle içlerinde delikler olduğunu, örnek olarak şantiyeye getirilen yüzey üzerinde delik gözükmeyen travertenlerde, işlenmeye başlandıktan sonra delikler çıktığını ve bazılarında da yüzey dışında gözüken deliklerin yontulma sırasında kaybolduklarını 3 Kasım 1948 tarihinde bildirmiştir.

Traverten taşına ait şartnamede açıklanan deliksiz olma şartı, gerek taşın yapısını, gerekse gösteriş bozacak şekilde bulunanları kapsamaktadır. Bunun üzerine başkanlık, durumu yerinde incelemek için Jeolog Doktor Erwin Lahn’i Eskipazar’a göndermiştir. Dr. Lahn görüşlerini belirttiği raporda, travertenin tabiatı gereği delikli olacağını ve bu taşın normal bir traverten olduğunu açıklamıştır. Haymana’dan getirilen beyaz travertenle bütün merdivenler ve Aslanlı Yol ile Tören Meydanı döşemeleri inşa edilmiştir. Kayseri’den getirilen bej travertenler ise Mozole kolonatları üzerinde lento (kiriş) taşı olarak kullanılmıştır.

Mermerler

Çanakkale’den getirilen krem, Hatay’dan getirilen kırmızı ve Adana’dan getirilen siyah renkte mermer ile Şeref Holü’nün zemini inşa edilmiştir. Afyon’dan getirilen kaplan postu mermer, Bilecik’ten getirilen yeşil renkte mermer ile Mozole Şeref Holü’nün iç yan duvarları kaplanmıştır. Şeref Holü’ne konulacak lahit taşı için Adana’nın Osmaniye ilçesindeki Gavur dağlarından kesilen iki adet yekpare taş Ankara’ya getirilmiştir. Bu taşlar, Kayserili Hacı Mustafa Kuranel’in taş ocağında 25.000 TL. ye yaptırılmıştır. Her bir taşın ağırlığı 40 tondur. Afyon’dan getirilen beyaz mermer ile lahit mekanının yan duvarları inşa edilmiştir.

Şeref Holü iç duvarlarında kullanılan yeşil mermer, Bilecik’in 23 Km. uzağında Hasandere köyü civarında bulunan, bir şahsa ait taş ocağından elde edilmiştir. Dördüncü kısım inşaatın müteahhiti Muzaffer Budak’tan alınan 2 Ağustos 1952 tarihli dilekçede, Bilecik yeşil mermeri ile yapılacak olan Şeref Holü iç kaplamalarının projede belirtildiği gibi ortalama 24 cm. kalınlığında yapılmasında, dayanıklılık bakımından bir zorunluluk görülmemesi, ocağın verimsizliği ve uzun zamana ihtiyaç göstermesi göz önüne alınarak bir sıra 20-25 cm., bir sıra 5 cm. olmak üzere inşası istenmiştir. Rar-Türk Limited Sosyetesi inşaatta kullanılması gerekli olan traverten ve mermerlerin; su emme, basınç, donma ve diğer deneylerini İstanbul Teknik Üniversitesi laboratuvarlarında 25 Nisan 1947’de yaptırmıştır. Bu deneyler sonucunda, taş ve mermerlerin basınç ve suya dayanıklı, donma ve sıcak su deneylerinde ise çatlaklık ve döküntü olmadığı sonucuna varılmıştır.

Diğer Malzemeler

Anıtkabir’in inşasında, Karabük Demir-Çelik Fabrikalarından getirilen çubuk demir kullanılmıştır. Sivas Çimento Fabrikası tarafından bloke edilen çimentonun, Anıtkabir’in yapımında kullanılmak üzere Rar-Türk Şirketi’ne verilmesine müsaade edilmiştir. Anıtkabir’de kullanılacak kum ve çakılın sağlanması için, Rar-Türk Şirketi’ne Ankara ili sınırları içindeki Esenkent ve Sincan köyü civarında Çubuk Çayı yatağında 1946-1949 yılları arasında dört ocak ayrılmıştır. Dördüncü kısım inşaatta, ithal malı “Germania” marka Alman Portland çimentosu kullanılmıştır. İkinci kısım inşaatın sorumluluğunu alan müteahhit, yardımcı binaların çatı kaplamalarında, 2 mm kalınlığında 100 ton kurşun levhayı Almanya’dan ithal etmiştir.

Bronzdan 12 adet aplik mesale, Ankara Erkek Teknik Öğretmen Okulu atölyelerinde Temmuz 1953 tarihinde yapılmıştır. Şeref Holü’ndeki lahit arkasındaki büyük pencere, bütün bronz kapı ve parmaklıklar, Nisan 1954 tarihinde İtalya Milano’dan Veneroni î. Preziati Şirketi’nce gönderilmiştir.

Heykel ve Kabartmalar

Anıtkabir’in yapımı istenilen duruma gelince, Başbakanlıktaki komisyona bağlı yeni bir komisyon daha kuruldu. Komisyon; Yapı ve imar işleri Başkanı Selahattin Onat, Türk Tarih Kurumu’ndan Prof. Halil Demircioğlu, Ankara Üniversitesi’nden Prof. Ekrem Akurgal, proje mimarlarından Doç. Orhan Arda ve Anıtkabir înşaatı Kontrol Şefi Yüksek Mimar Sabiha Güreyman’dan oluşmuştu. Bu ikinci komisyonun görevi; Anıtkabir’de yapılması düşünülen heykel ve kabartmaların konuları ile anıtın çeşitli yerlerine yazılacak yazıların tespiti idi.

3 Mayıs 1950 tarihinde toplanan komisyon üyeleri, üzerinde çalışılacak konuların hem çok yönlü, hem de çok önemli olduğunu ileri sürdüler ve bu kurulun uzman kişilerle genişletilmesini kararlaştırdılar. Böylece komisyona yeni üyeler de katıldı. Bayındırlık Bakanlığında, yeni üyelerin de katılmasıyla 31 Ağustos 1951 tarihinde bir toplantı daha yapıldı.

Bu toplantıya katılan yeni üyeler; Prof. Ahmet Hamdi Tanpınar, Prof. Rudolf Belling, Prof. A. Afet İnan, Prof. Enver Ziya Karal, Doç. Kemali Söylemezoğlu, Prof. Emin Barın, Milli Eğitim Bakanlığı temsilcisi Kamil Su, Faik Reşit Unat ve Enver Behnan Şapolyo, Bayındırlık Bakanlığı temsilcisi Müsteşar Muammer Çavuşoğlu ile proje mimarı Prof. Emin Onat’tı. Komisyon toplantıda şu kararları aldı. “1. Anıtkabir’e konulacak heykel, kabartma ve yazıların konuları, Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı’ndaki hayatı ve Türk inkılaplarından seçilecektir. 2. Anıtkabir’in çeşitli yerlerine yazılacak yazıların seçilmesi için bir alt komisyon kurulmuştur.

Bu komisyon, hazırlayacağı raporu, iki ay içinde Bakanlığa sunacaktır. 3.Komisyon, heykel ve kabartmalar hakkında sanatçılara üslup yönünden direktifler vermeğe kendini yetkili görmemiştir. 4. Heykel ve kabartmaların konularını tespit için Prof. Ahmet Hamdi Tanpınar, Prof. Ekrem Akurgal, Prof. Belling, Doç. K. Söylemezoğlu’ndan meydana gelen bir küçük komisyon daha kurulmuştur. Bu komisyon toplantılarına, Anıtkabir’in mimarları da katılacaklardır.” Komisyon, çalışmalarını kısa bir zamanda bitirerek vardığı sonucu bir raporla üst kurula sundu.

Genişletilmiş komisyon bu raporun ışığında, 1 Eylül 1951’de özet olarak aşağıdaki şu kararları aldı.

“1. Anıtkabir’de yapılacak heykel ve kabartmalar, yapının mimari özelliklerine uygun olacaktır. Kabartmalar, istenilen konuyu olduğu gibi (fotoğraf gibi) dile getirmeyecek, olayın özünü ifade edecek temsilî (allegorik) eserler olacaktır.

2. Kulelere yapılacak kabartmalar (rölyefler) ise bu kulelere verilen adlara göre, Atatürk’ün şerefli hayatını ve Kurtuluş Savaşı tarihini, büyük çizgileri (ana hatları) ile hatırlatacaktır. Bu eserleri işleyen sanatçılar, Atatürk’ün hayatına ait belgelerden faydalanacaklardır.

3. Aslanlı Yol başında, giriş yerinin sağında ve solunda iki heykel grubu bulunacaktır. Heykel gruplarının ana konuları, Türk Milletinin ve Atatürk’ün kurtardığı ve yetiştirdiği nesillerin, O’nun ölümünden duyulan derin acıları ifade edecek nitelikte olacaktır. Bu heykel grupları, Ata’nın aziz naaşını ziyaret edecekleri, O’nun yüce katına saygı ile girmeğe hazırlayacaktır.

4. Aslanlı Yol’un iki yanında, büyük çizgileri ile kuvvet ve sükünet telkin eden stilize 24 aslan heykeli bulunacaktır. Bu heykeller, altlıklar üzerine oturmuş ve yatmış olacaktır. Bu aslanlarda yatay durum esastır.

5. Şeref Holü’ne çıkan merdivenin iki yanına, iki kabartma kompozisyonu işlenecektir. Bunlardan biri, 1683’de Viyana’da başlayan savunma savaşlarımızın sonuncusu olan Sakarya Meydan Savaşını, ikincisi tarihimizin acıklı olaylarına son veren Başkomutanlık Meydan Savaşını temsil edecektir. Sanatçılar, bu panoların birincisi için Atatürk’ün “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. 0 satıh, bütün vatandır….”, Başkomutanlık Meydan Savaşı için de “Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir ileri” emrinden ilham ve fikirler almalıdırlar.

6. Şeref Holü’nün iki yan duvarına, büyük, iki alçak kabartma yapılacaktır. Bu kabartmaların ana konuları Atatürk devrimleridir. Bu kabartmalar, çalışmanın, kendine güvenin, kendisini aydınlıkta bilmenin, kısaca canlı ve yeni bir hayata kadın, erkek birlikte doğuşumuzun ifadesi olacaktır.

7. Şeref Holü’ne giriş kapısının iki tarafına, Atatürk’ün Türk Gençliği’ne Hitabı ile Cumhuriyetin 10 ncu Yıl Nutku yazılacaktır.

8. Anıtkabir’deki on kuleye şu adlar verilmiştir. – Hürriyet Kulesi – İstiklal Kulesi – Mehmetçik Kulesi – Zafer Kulesi – Müdafaa-i Hukuk Kulesi – Cumhuriyet Kulesi – Barış Kulesi – 23 Nisan Kulesi – Misak-ı Millî Kulesi – İnkılap Kulesi bu kulelerin gerek kabartmaları, gerekse kitabe yerlerine yazılacak yazılar bu isimlere göre seçilecektir.”

Türk Mimarisi ve Anıtkabir

anıt blokTürk mimarlığında 1940-1950 yılları arası, “İkinci Ulusal Mimarlık Dönemi” olarak adlandırılmaktadır. Bu dönem içinde meydana gelen olaylar mimarlığı da etkilemiştir. Bu olaylar içinde, 1938 yılında Atatürk’ün ölümü ve 1939 yılında başlaması sayılabilir. “İkinci Ulusal Mimarlık Dönemi”ne girerken bu olayların anıtsal yönü ağır basan, simetriğe önem veren, taş malzemeyi yeğleyen büyük boyutlu binalar belirli bir yoğunluğa ulaşmıştır. Bu yıllarda Türk mimarları iklim koşullarına geleneksel mimarlıkla ilişkili yerli malzeme ve işçilikle yapı üretmenin gerekliliği üzerinde duruyorlardı. Bir bölümü ise, devletin mimarları yönlendirme isteğinin olmayışını eleştirmekte, yetkili kurumlarca bunun oluşturularak gelecek kuşakların da bu doğrultu da yetişmelerinin sağlanmasını uygulamaların denetlenmesini istemekteydi. Oysa başta Atatürk olmak üzere o dönemin yöneticileri çağdaş, bilimsel temellere dayalı bir uluşçuluktan yanaydılar.

İkinci Ulusal Mimarlık Döneminde mimarlık eğitimi yapan kurumlar gittikçe örgütlenerek etkinliklerini arttırmışlardır. Türk mimarların yarışmalara katılımı artmıştır. Dış ve iç etkilerle beslenen duygusal düzeyde gelişen bu akım, savaş ve benzeri koşulların değişmesiyle etkilerini yitirmiştir. Bu dönemden günümüze birçok yapı ulaşmıştır. Bunların başında Anıtkabir gelmektedir. Bu boyutlarda olmamakla birlikte, başta Ankara ve İstanbul’da olmak üzere birçok kamu yapılarında bu dönemle ilgili örneklere rastlanmaktadır.

Anıt Blok Hakkında

Aslanlı Yol : Anıtkabir’e giriş yerinden başlayarak, ortadaki Tören Meydanı’na kadar uzanan yol “Aslanlı Yol” olarak adlandırılır. Bu yol, ziyaretçileri Atatürk’ ün yüce huzuruna hazırlamak için yapılmıştır. Yola 26 basamaklı merdiven ile çıkılır. Yolun uzunluğu 262.20 m., genişliği 12.80 metredir. Yolun iki yanı güller ve ardıçlarla süslüdür. Yol, traverten ile döşelidir. Yolun iki yanında ikişerli gruplar halinde 12’ si sağ yanda, 12’ si sol yanda olmak üzere 24 aslan heykeli vardır. Bu heykeller, Anadolu’ da büyük devlet kurmuş olan Hititlerin sanat tarzında yapılmıştır.

Tören Meydanı : Aslanlı Yol’ un sonunda, Anıtkabir yan binalarının ve kolonların çevrelediği bir alana çıkılır. 129 X 84.25 m. Boyutlarında olan, dört tarafından üçer basamak merdivenle inilen 15.000 kişi kapasiteli bu alan “Tören Meydanı” olarak adlandırılır. Bu alanın zemini küp şeklinde siyah, kırmızı, sarı ve beyaz renkte traverten taşlarla döşenerek 373 adet halı kompozisyonu oluşturulmuştur. Tören Meydanı’na, bayrak direğinin bulunduğu kısımdan da merdivenlerle çıkılabilir.

Mozole : Anıtkabir’in en önemli bölümü Mozole’dir. Tören Meydanı’ndan 42 basamaklı merdivenle çıkılan Mozole, iki katlı ve dikdörtgen planlı bir yapıdır. Bu bölüm anıtın yapılışında ağırlık merkezi olmuştur. Çünkü, Atatürk’ün kabri ve sembolik lahit bu bölümde bulunmaktadır. Bu nedenle, Anıtkabir’i meydana getiren mimarlar, yardımcı binalar dizisi içinde Mozole’nin diğer kısımlarından çok daha görkemli olmasına önem vermişlerdir.
Zemin katın dış duvarları kesik piramit biçiminde, masif bir kitle halindedir. Bundan ötürü yapının alt kesiminin genel görünüşü bir kale bedeni gibidir. Üzerinde küçük pencereler bulunan dış duvarlar betondur. Duvarların dış yüzleri traverten ile kaplanmıştır.

mozoleAtatürk’ün aziz naaşı, bu katta doğrudan doğruya kazılmış bir mezarda bulunmaktadır. Mozole’nin birinci katı olan Şeref Holü’ndeki sembolik lahit taşının tam altında bulunan mezar odası; Selçuklu ve Osmanlı türbe mimarisi stilinde sekizgen planlı olup, piramidal külahlı tavanı geometrik motifli mozaiklerle süslenmiştir. Zemin ve duvarlar, siyah, beyaz, kırmızı mermerlerle kaplanmıştır. Mezar odasının ortasında kıble yönünde kırmızı mermer sanduka yer almaktadır. Mermer sandukanın çevresinde, bütün illerden, Azerbaycan’dan ve Kıbrıs’tan gönderilen toprakların konulduğu pirinç vazolar bulunmaktadır.

Mozole’nin birinci katı olan Şeref Holü’nün dört yanı köşeli sütunlarla çevrelenmiştir. Yapının önünde ve arkasında 14.40 m. yüksekliğinde, köşe sütunları hariç 8’er sütun vardır. Yanlarda ise 14’er sütun yer almaktadır. Kare biçimindeki sütunların gövdeleri beton olup, yüzeyleri traverten kaplıdır. Şeref Holü’ne bronz kapılardan girilir. Girişin tam karşısında büyük pencerenin yer aldığı nişin içinde, lahid taşının yer aldığı bölüm ise beyaz Afyon mermeri ile kaplıdır. Şeref Holü’nün zemini Adana ve Hatay’dan, yan duvarları ise Afyon ve Bilecik’ten getirilen kırmızı, siyah, yeşil ve kaplan postu mermerlerle kaplanmıştır.

Şeref Holü’nün iki yan bölümünde dikdörtgen planlı galeriler yer almaktadır. Bunların çatıları içten dokuzar adet çapraz tonozla örtülüdür. Şeref Holü’nün 27 kirişten oluşan tavanı ile galeri tavanları mozaik ile süslenmiştir. Şeref Holü’nün yüksekliği 17 metre olup, yan duvarlarında altışardan 12 adet bronz meşale bulunmaktadır. Mozole yapısının üstü, düz kurşun çatı ile örtülüdür.

Emeği Geçen Sanatçılar

EMİN ONAT (1908 – 1961)

EMİN ONAT (1908 – 1961)İstanbul’da doğdu, Beyazıd Mektebi ve Vefa Sultanisi’nde okudu. 1926’da Yüksek Mühendis Mektebine girdi. Üçüncü sınıftan sonra tahsilini tamamlamak ve dönüşünde kendi okulunda öğretim üyesi olmak üzere seçilerek Zürih Yüksek Teknik Okulu’na gönderildi. 1934 yılında Mimarlık Bölümü’nden birincilikle mezun oldu. 1935’te Yüksek Mühendis Okulu Mimari Bölümü’nden Doçent ve 1938’de de Profesör oldu. 1942’de Uluslararası Anıtkabir Proje Yarışması’nda birinci seçildi. 28 Mayıs 1943’te Ordinaryüs Profesör oldu. 1946’da İngiliz Mimarları Kraliyet Enstitüsü fahri üyesi seçildi. 1938’den itibaren Mimarlık Şubesi Şefi olarak Teknik Üniversite’nin kuruluşuna kadar çalıştı. 1944’te Teknik Üniversite kurulunca Mimarlık Fakültesi’nin ilk dekanı seçildi. İki devre dekanlık ve 1951 – 1953 yılları arasında da rektörlük hizmetlerinde bulundu. 27 Haziran 1951’de fakültenin gelişmesinde gösterdiği büyük hizmetlerden dolayı Profesörler Kurulu tarafından, rektörlük dönemindeki başarılarından dolayı da Senato tarafından çeşitli takdirnamelerle ödüllendirildi.

1956’da Ordinaryüs Profesör Emin Onat’a Hannover Technische Hochshule’nin 125 nci yıldönümü münasebetiyle seçtiği 6 yabancı ilim ve sanat adamı arasından fahri doktorluk payesi verildi.

1954’te milletvekili seçildi. 1957 yılına kadar bu hizmeti yaptı. 1957 seçimlerine girmeyerek milletvekilliğinden ayrıldı ve Mimarlık Fakültesi’ndeki görevine döndü.

Emin Onat’ın akademik kariyeri dışında, başta Anıtkabir olmak üzere İstanbul Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakülteleri, İstanbul Adalet Sarayı, İTÜ Merkez Binası (Taşkışla), Uludağ Sanatoryumu, Ankara Emniyet Sarayı gibi birçok eserleri vardır.

Emin Onat, 17 Temmuz 1961’de geçirdiği kalp krizi sonucu İstanbul’da vefat etmiştir.

ORHAN ARDA (1911 – 2003)

ORHAN ARDA (1911 - 2003)19 Mayıs 1911’de Selanik’te doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini İstanbul’da yaptı. 1936’da Yüksek Mühendis Mektebi’nden mezun oldu. 1938’de mezun olduğu yüksek okulun İnşaat Şubesi’ne asistan olarak atandı.

Mart 1941’de Anıtkabir için açılmış olan uluslararası yarışmaya Prof. Emin Onat ile birlikte katıldı ve birincilik aldı.

1944’te Yüksek Mühendis Mektebi’nin üniversite haline gelmesiyle Mimarlık Fakültesi Bina Bilgisi Doçenti unvanını aldı. Bu tarihten itibaren 10 Kasım 1953 tarihine kadar geçen zamanda bir taraftan büro mesaisini yürütürken, gerektiğinde üniversitedeki görevinden de izinli olarak şantiye çalışmalarına katıldı.

1960’da ITÜ Mimarlık Fakültesi İkinci Bina Kürsüsü profesörlüğüne atandı. Bir süre sonra aynı kürsünün başkanlığına getirildi. ITÜ Mimarlık Fakültesi Çevre Analizi ve Endüstrileşmiş Bina Tasarımı Kürsüsü Profesörlüğü görevinde bulundu.

Hüseyin Özkan ANKA

Türk heykeltıraştır. 1909 yılında Dumurcalı’da doğmuştur. Güzel Sanatlar Akademisi’nde (bugünkü Mimar Sinan Üniversitesi) öğrenim görmüştür. Güçlü bir teknikle yaptığı anıtsal heykelleriyle tanınmıştır. Antik Yunan heykeli geleneğine bağlı bir figür anlayışı geliştirmiş ve bu doğrultuda durağan, etkili heykeller üretmiştir.

Yapıtlarından Örnekler:

Aydın’da; Atatürk Anıtı

Trabzon’da Atatürk Anıtı

Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi bahçesinde; Mimar Sinan heykeli

Anıtkabir’de; Hürriyet Kulesi Önü “Üçlü Erkek Heykel Grubu”

İstiklal Kulesi Önü “Üçlü Kadın Heykel Grubu”

Aslanlı Yol “24 Aslan Heykeli”

Zühtü MÜRİDOĞLU

Türk heykeltıraştır. 1906 yılında İstanbul’da doğmuştur. Sanayi-i Nefise Mektebi’nin Heykel Bölümü’nü bitirdikten sonra Paris’te Collarosi Akademisi Heykel Bölümü’nde öğrenim görmüştür. Yurda dönünce resim öğretmenliği, Müzeler Genel Müdürlüğü ve İstanbul Heykel ve Mulaj Atölyesi Şefliği yapmıştır.

Yapıtlarından Örnekler:

Zonguldak’ta; Atatürk Anıtı

Anıtkabir’de; Mozole Çıkış Merdiveni Solu “Başkumandan Meydan Muharebesi Rölyefi”

İstiklal Kulesi İçi “Kılıç Tutan Genç ve Kartal Rölyefi”

Hürriyet Kulesi İçi “Melek ve Şaha Kalkmış At Rölyefi”

Mehmetçik Kulesi Dış Duvarda “Mehmetçik Rölyefi

İlhan KOMAN

Türk heykeltıraştır. 1920’de Edirne’de doğmuştur. Güzel Sanatlar Akademisi Heykel Bölümü’nü bitirmiştir. Paris’te Prof. Belling’in öğrencisi olmuştur. Başlangıçta figüratif heykel türünde eserler vermiş, 1948’den sonra soyuta yönelmiştir.

Yapıtlarından Örnekler:

İstanbul Resim ve Heykel Müzesi ile New York Modern Sanatlar Müzesi’nde eserleri bulunmaktadır.

Anıtkabir’de; Mozole Çıkış Merdiveni Sağı “Sakarya Meydan Muharebesi Rölyefi”

Nusret SUMAN

21 Mart 1905, Selanik’te doğmuştur. Türk heykeltıraştır. Sade, ayrıntılardan uzak heykeller yapmıştır. Sanayi-i Nefise Mektebi’ni (bugünkü Mimar Sinan Üniversitesi) bitirmiştir. Cumhuriyet döneminde Avrupa’ya gönderilen dört heykeltıraştan biri olmuştur. Güzel Sanatlar Akademisi Heykel Bölümü’nde öğretim üyeliği yapmıştır.

Yapıtlarından Örnekler:

Ankara’da; Hitit Güneşi

İstanbul Resim ve Heykel Müzesi’nde Mimar Sinan Heykeli

Anıtkabir’de; Misak-ı Millî Kulesi “Kılıç Kabzası ve Dört El Rölyefi”

Barış Kulesi “Yurtta Barış Dünyada Barış Rölyefi”

İnkılâp Kulesi “Meşaleler Rölyefi”

Müdafaa-i Hukuk Kulesi “Erkek Figürü Rölyefi”

Kenan YONTUNÇ

Türk heykeltıraştır. 1904 yılında İstanbul’da doğmuştur. Güzel Sanatlar Akademisi’ni bitirmiş ve aynı akademide öğretmenlik yapmıştır. Atatürk’ün yakınlarından General Kâzım Sebüktekin’in kızıyla evlenmiş ve bu yolla Atatürk’e yaklaşma olanağı bulmuştur. Atatürk’ten izin alarak, bir sohbet sırasında salonun bir köşesine çekilerek yaptığı “mask” (1938), plâstik yönden ilgi çekici bir kalitesi olmakla beraber, Atatürk’e benzeme yönünden de başarılıdır. Bu niteliği ile ilgi görmüş ve hazırladığı pişmiş toprak çoğaltmaları her tarafa dağılmıştır.

Yapıtlarından Örnekler:

Atatürk’ün vefatının hemen ardından el ve yüz masklarını almıştır.

Anıtkabir’de; “Bayrak Direği Kaide Rölyefi”

“Hitabet Kürsüsü Rölyefi ve Yazısı”

“Kuş Evleri” (bütün yapıdaki)

Hakkı ATAMULU

Türk heykeltıraştır. 1912 yılında Nevşehir’de doğmuştur. Güzel Sanatlar Akademisi Heykel Bölümü’nü bitirmiştir. Anıt-heykel türünde örnekler vermiştir. Hakkı Atamulu, malzemeye hâkim, tekniği güçlü bir sanatçıdır. Figürlü yapıtlarında çok temiz modle edinmiş büyük kitleler stilize edilmiş detaylarla hareketlendirilmiştir. Yapıtlarında genellikle, tok, dolu kitleler ağır basar.

Yapıtlarından Örnekler:

Nevşehir’de; Damat İbrahim Paşa Anıtı

Erzurum’da Atatürk ve Erzurum Kongresi Anıtı

Anıtkabir’de; 23 Nisan Kulesi “Ayakta Duran Kadın ve Anahtar Rölyefi”

Emin BARIN

Türk hattat ve cilt uzmanıdır. 1913 yılında Bolu’da doğmuştur. Gazi Terbiye Enstitüsü’nden mezun olduktan sonra “matbaacılık ve klişecilik ihtisası” sınavını kazanmış ve Almanya’da el cildi yapımını öğrenmiştir. Güzel Sanatlar Akademisi’nde öğretmenlik yapmıştır.

Yapıtlarından Örnekler:

Anıtkabir’de; Şeref Holü Girişi “Onuncu Yıl Nutku” ve

“Gençliğe Hitabe” (Taş ustası Sabri ILTAÞ ile birlikte yapmıştır.)

“İsmet İnönü’nün Millete Beyannamesi” ve “Türk Ordusuna Atatürk’ün Son Mesajı” (Taş ustası Mehmet AKGÜNLER ile birlikte yapmıştır)

Anıtkabir’in çeşitli bölümlerinde yer alan 32 Yazı Bloğu

Tarık LEVENDOĞLU

9 Eylül 1913’te İstanbul’da doğmuştur. Türk sahne tasarımcısıdır (dekoratör). Önce İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde resim öğrenimi, daha sonra da burslu olarak İtalya’da Brera Güzel Sanatlar Akademisi’nde sahne tasarımı öğrenimi görmüştür. Hazırladığı kostüm ve dekorlarla Ankara Devlet Tiyatrosu’nun çalışmalarına başlangıç yıllarından beri önemli katkılarda bulunmuştur.

Yapıtlarından Örnekler:

Dekor ve Kostüm: Otelci Kadın, Köroğlu, Akvaryum vb. oyunlarda

Yönettiği Oyunlar: Gönül Avcısı, Cephede Piknik, Akvaryum vb.

Anıtkabir’de; Fresk ve Süslemeler

İtalyan M.A.R.M.I. Firması:Şeref Holü Tavan Halı ve Kilim Motifleri

Nazmi CEMAL: 

Bayrak Direği (33,5 m)

Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi Panorama, Tablo Ve Rölyefleri Yapan Sanatçılar:

Mehmet ÖZEL (Sanat Koordinatörü, ressam)

Erol ARDA (Mimar)

Aydın ERKMEN (Ressam)

Tahir SALAHOV (Ressam)

Sergei PRISEKIN (Ressam)

Turan EROL (Ressam)

Tankut ÖKTEM (Heykeltıraş)

Metin YURDANUR (Heykeltıraş)

Aslan BAŞPINAR (Heykeltıraş)

Latif RÜSTEM (Heykeltıraş)

Sait RÜSTEM (Heykeltıraş)

Ragıp ÇİÇEN (Heykeltıraş)

kaynak; Anıtkabir Komutanlığı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir