Nezahat Onbaşı

Kahramanlarımız

Nezahat Onbaşı

Albay Hafız Halit Bey, daha 24 yaşındayken hayat arkadaşını (eşini) veremden kaybeder. Ve bir kızı vardır. 9 yaşında. Adı Nezahat. Onu bir yere bırakamaz ve yanında cepheye götürür.

Nezahat Baysel, babasıyla beraber Geyve Savaşı, Konya İsyanı, I. ve II. İnönü Savaşları ile Sakarya ve Gediz Muharebeleri’nde düşmanla çarpışır. Gösterdiği kahramanlıkla 70. Alayın simgesi olur. Hele ki Gediz Muharebesi’ndeki olay onu “onbaşı” yapacaktır.

Osmanlı askeri zor durumdadır. Yunan ordusunun saldırıdadır. Cephede karmaşa vardır. Kaçan askerlerin önüne dikilen Nezahat “Ben babamın yanına ölmeye gidiyorum, siz nereye gidiyorsunuz?” diye bağırır. Bu tavır Mehmetçikleri çok etkiler ve geri dönerler.

Nezahat Onbaşı’nın savaşlardaki kahramanlığı, Cumhuriyet’in ilânından sonra 30 Ocak 1921’de, TBMM’de gündeme gelir. Nezahat Onbaşı’ya İstiklal Madalyası verilmesi önerilir. Hatta Nezahat Onbaşı’nın asker yapılması, tuğgeneral rütbesiyle ödüllendirilip, “Paşa Hanım” olması da gündeme getirilir.  Sonunda İstiklal Madalyası ile ödüllendirilmesine karar verilir. Ancak bir türlü o madalya alınamaz.

Aradan 65 yıl geçer ve bir gazeteci konuyu gündeme getirir. Dönemin TBMM Başkanı Necmettin Karaduman, kendisine takdir beratı verir. Çocukluğu kahramanlıkla geçen Nezahat Onbaşı’ya Dolmabahçe Sarayı’nda törenle şükran plaketi verildiğinde tarihler 6 Temmuz 1986’yı gösterir. O zaman Nezahat Onbaşı 78 yaşındadır. Kahraman 1994 yılında GATA’da yaşamını yitirir.

Nezahet Onbaşı’nın hikâyesi, aslında Çanakkale Savaşı günlerine kadar uzanır. Savaş yıllarında annesi Hadiye  Hanım daha 24 yaşındayken ince hastalığın (veremin) kurbanı olmuştur. O günlerde İstanbul işgal altında olup, küçük kızın babası Albay Hafız Halit Bey ise cepheden cepheye koşmaktadır. Hafız Halit Bey, bir müddet sonra komutasındaki 70’inci Alay ile Anadolu’daki Millî Mücadele saflarına katılma kararı almıştır. Tabii kızını da yanında götürmek zorunda kalmıştır. Böylece kader, Küçük Nezahet’i daha 9 yaşındayken cephelerle tanıştırmıştır.

Halit Bey küçük kızını kimseye emanet edemeyeceğini düşünerek âdeta cephelerde büyütür. Küçük Nezahet, askerlerden at binmeyi, silah tutmayı öğrenir. Tam üç sene cephelerde bilfiil babasının katıldığı her muharebeye katılır. Adeta 70’inci Alayın simgesi olur. Gediz cephesindeki yenilgiye rağmen Hafız Halit Bey’in 70’inci Alayı başarılı olmuştur. Gediz harekâtı sırasında yaklaşık 600 kişilik alaydan bazı askerlerin kaçmaya çalışması üzerine Nezahet Hanım, “Ben babamın yanına ölmeye gidiyorum, siz nereye gidiyorsunuz?” diyerek askerin yüzüne tokat gibi bir gerçeği, vatan sevgisini ve şahadeti haykırınca askerler geri dönmüştür.

Gediz Muharebesi kaybedilse de Yunan askerinin Anadolu içlerine kolay sızması geciktirilmiştir. Bu başarısı üzerine Küçük Nezahet, onbaşı yapılmıştır.

Küçük Nezahet, cephelerde sükûnet olduğu zamanlarda çadırda babasının hizmetine bakıyor ve onun elbiselerini temizleyip söküklerini dikiyordu.

İlk asker elbisesini 1920 yılında giyer. Erlerin kullanılmayan kıyafetlerinden kendisine hâki bir elbise dikilir. Çerkez Ethem ile cephede karşılaşır. Asker elbiseli bu küçük kızı merak eden Çerkez Ethem, niye bu kıyafetleri giydiğini sorar. Nezahet’in cevabı, “Ben askerim.” olur. Askerin silahı olmazsa asker olmaz, diyen Çerkez Ethem çatışmalarda ele geçen bir Yunan filintasını ona silah olarak verir. 70’inci Alayın adı “Kızlı Alay” diye anılmaya başlanır.

Birinci İnönü Muharebesi’nde cepheye gelen Mustafa Kemal, Alayın sembolü Nezahet’le tanışır. Mustafa Kemal’in ziyaret sebebi aslında Alay Komutanı Hafız Halit’i denetlemektir. Komutan çadırında kulaklarında küpe, asker elbiseli olarak Nezahet Onbaşı ile karşılaşınca çok şaşırır. Albay Halit’in kızı olduğunu öğrenince ona sorar:

“Ne arıyorsun sen burada?”

O da vecize hâline gelen sözünü söyler:

“Ben askerlerin kalesiyim, dönmek isterlerse karşılarında beni bulurlar.”

Cevap, Mustafa Kemal’in çok hoşuna gider. Küçük kızı sever. Bursa Ahudağ eteklerinde, Bozüyük’te Mustafa Kemal’in özel vagonunda ve Akşehir’de olmak üzere üç kez daha cephede karşılaşırlar. Asker kıyafetleri içindeki küçük kız, Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa’nın da gözünden kaçmaz. At üstünde onu gördüğünde:

“Kim bu küçük asker, niye bu kadar küçükleri askere alıyorsunuz?” diye yanındakileri fırçalar! Sonra sarı sarı küpelerini fark eder minik kızın.

“Aç bakayım şapkanı?” der, saçlarını okşar, iltifat eder:

“Kimsin sen? Parola ne?”

“Onbaşı Nezahet.”

İnönü gülümser:

“İyi o zaman, ben seni kurmay yapıyorum.”

Sonra Alay Komutanı Hafız Halit’in, kızını cephelerde büyütmek zorunda kaldığını öğrenir. Paşanın kurmay iltifatı karşılıksız kalmaz. Nezahet Onbaşı, karargâh binasının bahçesindeki asma (üzüm) yapraklarından yaptığı sarmayı Paşa’ya ve babasına ikram eder.298

Bundan sonra Nezahet Hanım’la ilgili en ayrıntılı bilgi, 30 Ocak 1921 tarihinde TBMM’nin 140. içtimasındaki konuşmalardan öğrenilmektedir. Bu toplantıda Bursa Mebusu Operatör Emin Bey, muhtelif cephelerde bilfiil çarpışmalara katılan 12 yaşlarındaki Nezahet Hanım’ın İstiklal Madalyası ile mükâfatlandırılması için bir takrir sunmuştur.

Erzurum Mebusu Celâleddin Arif Bey’in izahat istemesi ile Emin Bey, gerekli izahatı şöyle vermiştir:

“Efendim, bu Nezahet Hanım denilen küçük hanım, mini mini hanım, sekiz yaşında öksüz kalmış. Babasının da başka kimsesi olmadığı için babasının kucağına düşmüş ve Harb-i Umumi’de muhtelif cephelerde bu çocuk harp içinde büyümüştür. Hafız Halit Bey denilen zat da gayet kahraman bir komutanımızdır. O kahramana lâyık bir çocuktur. O çocuk kendi eliyle yüzü mütecaviz (aşan) düşman öldürmüştür. Ne zaman bir neferin, bir zâbitin sarsıldığını görse hemen yanına koşar, haydi beraber çarpışalım der, onunla beraber çarpışır.

Babasında ufak bir tereddüt görse hemen babasına koşar, aman baba hiç müteessir olma, annem vakıa ölmüştür, seni de vururlarsa ben yetim kalmam. Bana millet bakar. Haydi, babacığım diyerekten bu suretle teşvik eder ve kim bir parça sendelerse Nezahet Hanım mutlaka onun yakasına yapışır. Bu çocuk mutlaka muhtac-ı taltiftir (ödüllendirmeye muhtaçtır). İlk İstiklâl madalyasını bu çocuğa verirsek büyük bir kadirşinaslık gösteririz. Hâ onu arz edeyim, bütün askerlerimiz buna (Türk Jandark’ı) namını vermişlerdir.”

İzmit Mebusu Hamdi Namık Bey, Halit Bey’le kerimesini kendisinin de tanıdığını, Nezahet Hanım’ın Türklerin Jandark’ı kabul olunabileceğini söylerken çok kıymetli İstiklal madalyalarını Yunan madalyalarına benzetmemek için 12 yaşında bir çocuğa verilmesini uygun görmediğini ifade etmiştir. Büyüdüğü zaman çeyizini temin edecek bir hediye verilmesini teklif etmiştir. (Hay hay sesleri)

Bolu Mebusu Tunalı Hilmi Bey’in teklifi ise gülüşmelere neden olmuştur. Kendisi ilk defa Osmanlı tarihinde bir paşa hanım görmek istediğini söyleyerek Nezahet Hanım’a mirliva (günümüzde tuğgeneral) rütbesinin verilmesini teklif etmiştir.

Hamdi Namık Bey’in Meclisin doğrudan doğruya karar veremeyeceğini, kanun gereği Ordu Komutanlığına sorulması gerektiğini bildirmesi üzerine Meclis Başkanının yaptığı oylamayla teklif, Divanı Riyasete havale edilmiştir.

İstiklal Harbi sona erip Nezahet Onbaşı babasıyla birlikte İstanbul’da yaşamaya başlayınca, okumak için, İstanbul Kumkapı’da açılan Jan Dark Enstitüsüne verilir. Bu okulun en başarılı öğrencisiyken aile kararıyla ortaokuldan sonra okuldan alınır. İstiklal Harbi’nin genç kahramanlarından Yüzbaşı Rıfat ile 1931’de evlenir. Yüzbaşı Rıfat da Alman Mektebini okurken 17 yaşında okulunu terk edip Kuleli Askerî Lisesine kaydını yaptırmıştır. Daha okulun birinci yılında o da kendini Millî Mücadele cephesinde bulur. Mehmet Rıfat (Asım), İstiklal Madalyası alan ilk genç askerlerdendir. Nezahet Hanım’la evlendikten sonra ATATÜRK’ün yaverlerinden biri olur.

Nezahet Onbaşı ve ailesi, ATATÜRK’e çok yakın oldukları hâlde hiçbir zaman alamadıkları İstiklal Madalyası’nı şikâyet konusu yapmaz. Dolmabahçe Sarayı’nda düzenlenen devlet törenlerinde, balolarda Nezahet Onbaşı da vardır.301

Sadi Borak, “Tarih Coğrafya Dünyası”nda, yazı dizisi hâlinde onunla yaptığı röportajları aktararak Nezahet’in hayat hikâyesini okuyucularıyla paylaşır.

Nezahet Hanım, verilmesi görüşülen ama bir türlü verilmeyen İstiklâl Madalyası’na hiçbir zaman kavuşamamıştır. Verilmesi öngörülen çeyiz de tıpkı İstiklal Madalyası kararı gibi zabıtlara geçmesine rağmen  gerçeğe dönüşmemiştir.

65 yıl sonra bir gazetecinin, köşe yazısında konuyu gündeme getirmesiyle, dönemin TBMM Başkanı Necmettin Karaduman tarafından Nezahet Onbaşı’ya bir takdir beratı verilir. Nezahet Onbaşı, 6 Temmuz 1986’da Dolmabahçe Sarayı’nda sessiz sedasız bir törenle şükran plaketini aldığında 78 yaşındadır. Aradan altı yıl geçer ve madalyasını göremeden 84 yaşında hayata gözlerini yumar.

Nezahet Onbaşı şimdi Anadolu yakasındaki Karacaahmet Mezarlığı’nda İstiklal Madalyası sahibi kocası emekli Albay Rıfat Baysel ile yan yana yatıyor. Her ne kadar kendisine İstiklal Madalyası verilemese de 1986 yılında verilen şükran plaketi, gönül kırıklığını biraz olsun hafifletmiş ve milletinin onu unutmadığını göstermiştir.

Sayfayı yazdırın Sayfayı yazdırın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir