Mustafa Kemal geçmiş değil gelecektir

Mustafa Kemal geçmiş değil gelecektir

Mustafa Kemal geçmiş değil gelecektir

Mustafa Kemal Atatürk; tarihte hiçbir kula nasip olmayacak bir büyük kabiliyet, başkaca hiçbir ulusa nasip olmayacak bir nimet, savaştan yaratılan bir barış, barıştan var edilen bir Cumhuriyet ve Cumhuriyet’ten filizlenen bir aydınlanmadır.

Dünya tarihinden pek çok lider gelip geçmiştir ki kimi asker, kimi devrimci bir önder, kimi deha, kimi siyasetçi, kimi bilim adamı, kimi ileri görüşlü bir dahi, kimi halkı tarafından hala çokça sevilen bir kahraman, kimileri de kurtarıcı ve kurucu olarak kalplerde yaşatılan müstesna şahsiyetlerdir.

Lakin bu güzelliklerin tümünü bünyesinde barındıran bir tek lider vardır ve O ATATÜRK’tür.

En büyük Türk, asker, lider, devlet adamı, Cumhuriyetçi, Milliyetçi, Laik, Halkçı, İnkılapçı, Devletçi, aydın, kahraman, öğretmen Atatürk, Türk Ulusu’nu sadece karanlıklardan ve esaretten kurtaran değil, sadece aydınlatan değil, çağdaş insanlık ve medeniyet seviyesi ile tanıştırıp, Ulusa çok daha büyük işler yapabileceğini hatırlatan bir umut, fikir ve idealdir.

Silah ve dava arkadaşlarıyla birlikte daha gençlik yıllarından itibaren O’nun verdiği bu var olma mücadelesi, zamanın köhne ve tutucu rejimine rağmen, hilafete ve saltanata rağmen, karanlık cehaletin diz boyu olmasına rağmen, zayıflayan Osmanlı’nın üzerinde çöldeki akbabalar gibi pek çok leş yiyen devletin dolaşmasına rağmen hayat bulabilmiş, direnmiş ve başarı sağlamışsa bunun sebebi haklı ve inanç temelli olmasındandır.

Allah’ın bir lütfu olan Mustafa Kemal’in bu Ulus’a kazandırdıkları sadece özgürlük, Cumhuriyet veya devrimler değil, artık geriye dönüşü olmayan muazzam bir aydınlık bilgi çağıdır ki Türk Ulusu bu yolda bir asırdır ilerlemektedir.

Gençliğe hitabesinde, tüm nutuk ve söylevlerinde Atatürk’ün ısrarla altını çizdiği nokta, kendisinin ve arkadaşlarının yaptıklarının yeterli olmadığı, bu yol ve hedefte daha yapacak çok şeyin olduğu merkezindedir. Yani O’nun başardığı bu mükemmel galibiyet ve ilerlemeler daha yolun başıdır.

Bu da demektir ki Türk Ulusu Atatürkçülüğün ve Çağdaş Medeniyet Davasının henüz başındadır ve savaşları takip eden rejim değişikliği ile peşi sıra gelen inkılapların ana gayesi de bu ilerlemenin yolunu aydınlatmak, özellikle gençlere seslenişlerle Cumhuriyet, bilim ve Bağımsızlığı olmazsa olmaz bir şart olarak ilerlemeyi durdurulamaz bir hale sokmaktır.

Kişilerin keyfi arzularından bağımsız, halkın egemenliğine ve hür yaşama arzusuna endeksli bu vazgeçilmezliğin kalıcı kılınması ise ilkeler ve inkılaplar sayesindedir.

En başta Türkçe ve tarih konusu olmak üzere, milli ve bağımsız olmak kaydıyla yapılan tüm hamlelerin özü kalıcı, refah artırıcı ve esaretten kurtarıcı olmasıdır. Ekonomiden spora, siyasetten orduya, ahlaktan sanata kadar her alanda Atatürkçülüğün özü de zaten Cumhuriyet temel ilkesine bağlı bu kalıcılığı temindir.

Bu da demektir ki Atatürk ve dava arkadaşlarının yapmaya çalıştıkları şey sadece yolun başını göstermek ve ilerlenecek istikameti işaret etmektir. Yoksa iş tamamlanmış ve bitmiş değildir. Öyle olsaydı şu an Türk Milleti sorunsuz ve refah içinde yaşıyor olurdu.

Böyle olmadığı içindir ki bu medeniyet yolunda durmadan ilerlemenin önemini her ortamda vurgulayan Atatürk, çalışmanın ve emeğin, bilgi ve aklın önemini her fırsatta öne çıkararak gençlere yorulsalar dahi ilkeleri takip etmeleri emrini vermiştir.

Bir fidan misali sulandıkça, çapalandıkça, budandıkça boy atıp köklenecek olan bu muzaffer şahlanış, durmadan devam etmek ve aynı ilke ve hedeflerle daha yukarılara çıkmak zorundadır ki bunun teminatı Atatürkçü, aklın ve bilimin yol göstericiliğini kabullenmiş, çalışkan ve namuslu Türk Gençliğidir.

Vatan aşkına, maneviyata, haysiyet ve şerefe her konuşmasında değinen Mustafa kemal Atatürk, bu medeniyet yolunda öz kültürün muhafazasını ve milli ahlakın yüceltilmesini de şart koşarak ilerleme esnasında sahip olunacak karakter ve huyları da ortaya koymuş, öz benliklerin kaybı durumunda o servet ve teknolojilerin ancak yokluk ve bela getireceğini de anlatabilmiştir.

Yine Atatürk, ilke ve demeçleriyle karanlıklara umut ve ışık olurken, ilerleme yolunda başa bela olacak soysuzlara, düşmanlara, satılmışlara da dikkat çekerek Ulus’unu iç ve dış tehlikelere karşı uyarmış, yaşanan karanlık günlerin tekrarlanmaması için neler yapılması gerektiğini tek tek ve ısrarla anlatmıştır.

Atatürk’ün bu rehberlik rolü ve ilerlenecek medeniyet yoluna ışık olması elbette sadece Türk Ulusu için de değildir. Kaderin verdiği bir mesuliyet olarak O’nun yaptıkları, mazlum devletlere de bir ışık ve umut olmuş, özellikle Türki Devletler ile İslam âlemine, Türk ve Müslüman olarak nasıl ayakta, dik, bağımsız ve şerefli bir varlık olarak kalınabileceğini göstermiş, esaret yerine ölümü, yok olmak yerine yaşamayı seçen Türk halkının eşsiz mücadelesiyle zulme karşı nasıl cihat edileceğini yaşayarak örneklemiştir.

Yine Mustafa Kemal Atatürk, tarihini ve kültürünü bilmeyen devletlerin diğerlerine yem ve köle olacağını duyurarak, tüm mazlum devletleri tarihteki has ve saf kudretlerini araştırmaya davet etmiş, dil başta olmak üzere kültür ve geleneklerden fırlayan milli kudretlerden feyz almayı öğretmiştir.

Atatürk’ün bir diğer alkışlanacak başarısı da elbette İslam’ı yaban otlarından temizlemek için verdiği mücadeledir ki aydınlanmanın laik olmayan, kişisel saltanat ve hüküm ile gerçekleşemeyeceğinin idrakiyle İslam’ı Kur’an dinine geri döndüren Mustafa Kemal, başta tefsir ve meal çalışmaları olmak üzere, halkın can damarlarına amipli dizanteri gibi çöken yobazlık ve hurafecilik illetine savaş açarak İslam’ı hak ettiği aydınlık ve temizliğe kavuşturmuş, başta hukuk alanı ve kadın hakları olmak üzere köhne sistemler yerine modern, adil ve şeffaf bir adalet sistemi tesis etmiştir.

Atatürk’ün başarısı ve kurduğu laik sistemin kalıcılığı da aslen buradadır ki O’nun yaptığı her şey dine, adalet ve hakkaniyete, Milli davaya, kültür ve örfe tamamen uygundur, Kur’anidir.

Bu bazılarının işine gelmemiştir ve gelmeyecektir ama böyle olması durmak veya vazgeçmek anlamına da asla gelmeyecek, aksine Türk evlatları varlıklarına ve Cumhuriyet’lerine düşman bu oluşları sezecek ve tedbir alacak, düşman bilecektir.

Eskinin karanlıklarına, esarete, mandacı zihniyete, köhne hilafete mahkûm etmek arzusundaki batıl direnişlerin ne kadar haksız ve yanlış olduğunu idrakte zorlanmayacak modern Türk gençliği Atatürk’ün ışığıyla refah, huzur ve barışa doğru açtığı yelkenlerini asla söndürmeyecektir.

Çünkü Atatürk ve Atatürkçülük yolu uzun ince bir yoldur ve sonsuza akıp gidecektir. Yaşanılanlar yaşanacakların ispatıdır. Zorluk ve işgal yıllarında başarılanlar, devlet hazinesinde tek kuruş yokken on yılda kalkınan ekonomik atılımlar, aydınların dahi okuma yazma oranı yerlerde sürünürken halkın çoğunluğunun gazete, kitap okur hale gelmesi bundan sonraki demokratik ortamda başarılması asla imkansız olmayan işlerdir.

Mesele o zamanın inanç ve umuduyla, o zaman ki gayret ve çalışmayla, o kurucu kadronun azim ve istikrarıyla buluşabilmek, aynı arzu ve isteği yaşatabilmektir. Bu sağlandığı takdirde Türk Gençliği kendisinde çok daha büyük işler yapmak için güç ve kudreti zaten bulacaktır.

Gençliğin muhtaç olduğu kudret damarlarındaki asil kanda zaten mevcuttur ve önünde Atatürk gibi muhteşem bir deha örneği durmaktadır.

Bu nedenle yarınlar çok daha güzel olmaya gebedir ve bunu durdurmaya kimsenin gücü yetmeyecektir. Çünkü ok artık yaydan çıkmış, Türk Ulusu esaretini kaybetme noktasına geldiği o karanlık anlarda bir daha aynı hataları yapmayacağına yemin etmiştir.

Unutturulmaya çalışılsa da, tabelalardan kaldırılmaya çalışılsa da Atatürk ve ilkeleri şekilsel değil kalbi bir meseledir ve tüm dünya devletleri gibi, bu Atatürkçü görüşe düşman olanların anlayamadığı şey tüm şekillerden kalksa da Atatürk aşkının kalplerden silinemeyeceğidir.

Çünkü Atatürk adı gökyüzüne yıldızlı harflerle kazınmış, kalplerin en müstesna yerlerine konuk edilmiş, göz bebeklerine imza diye atılmış, fikirlere nefes gibi nakşedilmiştir.

Bu sevda seli sayesindedir ki Cumhuriyet’in yıldızı her geçen gün parlamakta, ay yıldızlı bayrak daha bir gururla dalgalanmaktadır.

Türk Milletinin tarihinin her anında mertlik, namus, çalışkanlık ve kahramanlık yatmakta, Mustafa Kemal imzasına her güzel şeyin altında rastlanmaktadır. Çünkü bu Millet Atatürk’e çok şey borçludur ve bunun bilincindedir.

Arada bazı unutanlar veya unutmak isteyenler yahut zorla kendisine unutturulanlar olacaktır ama gerçek güneş gibi ortadadır ve güneş balçıkla asla sıvanamaz. Bu yüzden medeniyet yolunda uygun adım yürümekte olan Türk Ulusu’nun diğer Türki devletler ile İslam âleminden kat kat önde olmasına şaşmamak lazım gelir.

Çünkü onlar Atatürkçülüğü ve laikliği anlayamamış, anlasalar da hayatlarına yansıtamamışlardır. Aydınlanamadıkları için de hala o karanlık tek kişi yönetimlerine mahkûmdurlar ve bırakın milli, şahsi hürriyetleri bile teminat altında değildir.

Modern Türkiye Cumhuriyeti ise Samsun’un bu yüzüncü yılında bağımsız ve güçlü bir devlet olarak dimdik ayaktadır ve ilelebet de payidar kalacaktır.

Ulu Önder’in aziz hatırası, dava ve silah arkadaşlarının, tüm şehit ve gazilerin kan ve terleri sayesinde tertemiz kılınmış bu vatan toprakları üzerinde artık namert ayaklara, hain işgallere yer yoktur. Yeter ki birlik ve beraberlik içerisinde kardeşlik türküleri söylenebilsin.

Mustafa Kemal’ler tükenmez, Mustafa Kemal’in askerleri tükenmez.

Türk ve Müslüman Türk Ulusu, ezele uzanan nice yüzyıllarda var ve bağımsız olarak hürriyet ve istiklal sancağını gururla taşımaya devam edecektir. Çünkü Atatürk ideali sadece bir mazi destanı değil, yaşamın vazgeçilmez felsefesidir.

Bu yolda en büyük görev de Türk Gençliği’ne düşmektedir.

Ne mutlu bizlere ki “Ne Mutlu Türk’üm” diyebilen bir gençliğe sahibiz ve ne mutlu bize ki Gazi Mustafa Kemal Atatürk gibi bir önderimiz kalbimizde, dağlarımızda, nehirlerimizde, semalarımızda, kulaklarımızda her daim yaşıyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir