KURTKAYA MEVZİLERİNİN ELE GEÇİRİLMESİ

Kahramanlarımız

KURTKAYA MEVZİLERİNİN ELE GEÇİRİLMESİ

Türk milletinin sabırsızlıkla beklediği ve ona sonsuza kadar hür, egemen yaşama hakkını getirecek olan Büyük Taarruz, 26 Ağustos sabahı, günün ilk ışıkları ile beraber başlamıştı. Yunan mevzileri üzerinde patlayan toplar bütün bir evrene şu gerçeği haykırıyordu:

“Duysun bunu kainatta herkes, Türk’ün sesidir bu gürleyen ses.”

Taarruz, pek yaman başlamıştı. 26 Ağustos günü akşam olurken ordularımız Kalecik Sivrisi-Poyralıkaya bölgelerini ele geçirmiş, Belentepe-Tınaztepe-Kırcaarslan tepelerindeki Yunan mevzilerinin birinci hatları alınmıştı. Süvarilerimiz Ahır Dağları’nı aşarak bir mızrak gibi Yunanların bağrına saplanmış, İzmir’le bağlantısını kesmişti. Zafere giden yolun kapıları yer yer kırılmış, yer yer zorlanmakta bulunulmuştu.

4 ncü Kolordunun 34, 35, 36 ncı Alaylardan oluşan 12 nci Tümeni de bütün gün taarruzlarına olanca güçleriyle değil insan gücünün üstünde bir gayretle katılmış, gözünü budaktan, kanını topraktan esirgememişti. Bu tümene taarruz planı gereğince, Yunanların işgal etmekte olduğu Kurtkaya bölgelerinin ele geçirilmesi görevi emredilmişti. Bu bölge çok kuvvetli bir şekilde takviye edilmiş ve birkaç sıra tel örgüsü engelleriyle de örülmüştü.

8 nci Tümenin topçu ateş hazırlığından sonra, bu tümenin 189 ncu Alayı doğudan ve 12 nci Tümenin 36 ncı Alayı batıdan olmak üzere Kurtkaya bölgesine taarruzu başlatmıştı.

Bu sırada 135 nci Alay Meşecik ve Hacılar tepelerine, hücum taburu da İncik tepeye saldırmaktaydılar.

36 ncı ve 189 ncu Alaylar, Yunanlardan gördükleri büyük dayanışma ve soluk aldırmayan makineli tüfek, tüfek ve top ateşlerine rağmen, ölüme meydan okurcasına ilerlemekte, üst üste yiğitlik örnekleri vermekteydiler. Komutanların yüksek sesleri, toz duman arasında ve barut kokuları içinde gürlüyor, birlikler ilerliyordu. Yunan siperlerine 150 metre kalmıştı. Yunanların makineli tüfek, tüfek atışları o kadar yoğun bir şekil almıştı ki buradan öteye geçmek olanaksız gibi görünmekteydi. Nitekim birkaç kez daha saldırıya geçmek istendi ise de başarı sağlanamadı. Gece bastırmış ve artık çevre görülmez olmuştu.

Yer yer yanan savaş alanı, kızıl alevlerini yanık yüzlerde yansıtıyor, hemen karşıdaki Yunan siperlerinin ne olursa olsun ele geçirilmesi azmi herkesin içinde boğucu bir düğüm gibi yumruklaşıyordu.

Birliklerin, gecenin bilinmezliği içinde birbirine karışması endişesiyle, 8 nci Tümen Komutanı 189 ncu Alayını kendi bölgesine almış Kurtkaya Taarruzu’nda 36 ncı Alay yalnız kalmıştı.

Bu sırada tümenden gelen bir emir de alayı büsbütün gayrete getirmiş ve kınından çekilmiş bir kılıç gibi her an Yunan bağrına saplanmaya hazır bir hâle getirilmişti. Emir; birliklerin o gün için kendilerine verilen hedefleri ele geçirdiklerini yalnız 36 ncı Alayın Kurtkaya’yı Yunanlardan alamadığını açıklıyordu.

Alay komutanı, bugüne kadar her zorluğu yenmiş kahraman alayının böyle bir başarısızlığa düşmüş görünmesine dayanamazdı. Derhâl bir gece baskını planlandı ve saat 03.00’te gerekli düzen alınarak ansızın yapılan bir saldırıyla tel örgüler önüne gelindi.

Yunan, baskının farkına varmış ve en yakın mesafeden tüfek ve bombalarla kanlı bir boğuşma başlamıştı.

Bu, her şeyin başı ya da sonu demekti. Bu savaş mutlaka kazanılmalıydı. Yunan, siperlerinden mutlaka atılmalı, yok edilmeliydi. 6 ncı Bölük Komutanı Yüzbaşı Agâh Bölüğü ile süngü hücumuna geçmiş ve başta kendisi olduğu hâlde, ateş yağmuru altında tel örgülerden gedikler açarak Yunan siperlerine atılmıştı. Yüzbaşı Agâh bu hücum sırasında yaralandığının farkında bile değildi. 7 nci Bölük ve onu izleyerek bütün birlikler “Allah, Allah!” sesleriyle bu korkunç süngü hücumuna katılmışlar, gecenin karanlığını yırtan bu ilahî ses, Yunan birliklerini paniğe uğratmıştı. Süngülenmekten kurtulabilenler belirsiz yönlere kaçmaktaydılar.

Yüzbaşı Agâh, yarasının acısını hiçe sayarak demir gibi pençeleriyle bizzat tepelediği Yunanlardan bir bomba tüfeği almış ve tepenin ele geçirildiğini işaret tabancasıyla alayına bildirmişti.

O, bununla yetinmiyordu. Ele geçirdiği siperleri de aşarak yamacın en yüksek noktasına kanlar içerisinde çıkmış, kaçmakta olan Yunanları acı bir gülüşle seyrederken kahpe bir kurşun daha başına isabet etmişti. Özlediği ve kurtardığı vatan toprakları üzerine asil kanı ile süslenmiş bir gülümsemeyle düşen bu kahraman subay, yanında bulunan başçavuşundan su istemiş, sonra “Ben gidiyorum, Allahaısmarladık.” diyerek ruhunu teslim etmişti. Yunanlardan aldığı tüfeği, elinde sıkı sıkı tuttuğu için onunla beraber Kurtkaya tepesine defnedildi.

Sabahın 05.00’inde 2 nci Tabur Komutanı Binbaşı Hüseyin Hamit, Alay Komutanına şu raporu veriyordu: “Kurtkaya tepesi, taburumuz tarafından işgal edilmiştir. Bozguna uğrayan Yunanlar kaçmaktadır.”

… Ve sonra günün durum raporunda da 6 ncı Bölük Komutanı Yüzbaşı Agâh’la 7 nci Bölük Asteğmeni Rıfat ve diğer şehitdüşen erler bildiriliyor ve harp ceridesine de geçiriliyordu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir