CUMHURİYET DEVRİ TÜRK ŞİİRİ

CUMHURİYET DEVRİ TÜRK ŞİİRİ

CUMHURİYET DEVRİ TÜRK ŞİİRİ

Türk Milletinin hayatında Osmanlı devleti devrinden sonra yeni bir süreci ifade eden Cumhuriyet devri 1923’ten günümüze kadar olan bir süreyi ifade eder. Elbette bu devrin kendine özgü bir şiiri olduğunu söylemeliyiz. Fakat bu noktada bilinmesi gereken ilk şey bu dönem şiirinde adı geçecek olan pek çok şair, Cumhuriyet öncesi dönemde eserler vermeye başlamış ve bu yeni dönemde de aynı şekilde eserler vermeye devam etmiş olan isimlerdir.

Bu yüzden onların şiirlerinde ağırlıklı olarak Milli Edebiyat devri ve Beş Hececiler topluğunun şiir anlayışının özellikleri görülür. Bunlar kadar olmasa bile Fecr-i Âti çizgisini sürdüren, saf şiir peşinde olanlar da vardır. Bütün bunlar bir yana elbette bu yeni dönemde oluşan şiir toplulukları da söz konusudur. Dolayısıyla Cumhuriyet devri Türk şiirini onlarla başlatmak yanlış olmayacaktır. Bu topluluklar şunlardır:

1.Yedi Meşaleciler:

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla birlikte Mütareke devrinde her alanda olduğu gibi şiir alanında da görülen dağınıklık ortadan kalktı. Yedi Meşale adını taşıyan topluluk Cumhuriyet’in kuruluşundan beş yıl sonra yani 1928’de yayımladıkları ortak bir kitapla adlarını duyurdular. Yeni bir edebiyat kurmak, Batı edebiyatını takip etmek, özgün şiir oluşturmak adına ortaya çıkarlar.

Bu topluluğu oluşturanlar, Cumhuriyet öncesinde Servet-i Fünun dergisinde şiirler yayımlayan şairlerdi. Bu dergi etrafında buluşan şairler, o yıllarda oldukça genç isimlerdir. Sürekli birlikte olurlar ve yeni bir şiir oluşumunu kendilerince zaruri görürler.

Sonuçta şiirlerini tek bir kitapta toplayarak Türk şiirinde yeni bir akımı başlatırlar. Yedi kişiden oluştukları için bu harekete “Yedi Meşale” adını verirler. Bu isimler Sabri Esat Siyavuşgil, Vasfi Mahir Kocatürk, Yaşar Nabi Nayır, Cevdet Kudret, Kenan Hulusi, Muammer Lütfi, Ziya Osman Saba’dan oluşur. Bunların Kenan Hulusi dışında hepsi şairdir ama zaman içinde en çok öne çıkan isim Ziya Osman Saba olur.

Topluluk mensupları ilk iş olarak şiir anlayışlarını ortaya koyan bir beyanname yayımlarlar. Bu beyanname bu hareketin nasıl doğduğunu ve ne tür bir şiiri benimsediklerini açıkça ortaya koyan bir metindir. Bu metinden hareketle bu akımın ilkeleri şöyle sıralanabilir:

a-Sanat, sanat için olmalıdır.
b-Edebiyatta taklitten kaçınılmalı, daima yenilik, içtenlik, canlılık aranmalıdır.
c-Batılı ilkelerle sanat yapılmalı, geleneksel temalar yerine yeni temalar bulunmalıdır.
d-Şiirde konu zenginliği sağlamak için hayalden yararlanılmalıdır.
e-Şiirde hece ölçüsünü kullanmışlardır.
f-Çarpıcı imge ve benzetmelerle zenginleştirdikleri şiirleri, ustalıkla yapılmış birer tablo değeri taşır.
g-Fransız sembolistlerin etkisinde kalmışlardır.

Topluluk bu anlayışlarıyla edebiyatımızda kısa süreli de olsa bir yankı uyandırır fakat; hedeflerini tam olarak gerçekleştiremeden dağılmışlardır.

2. Garipçiler:

1940–41 yılında ise yeni bir şiir topluluğu ile karşılaşırız. Türk şiirinde Garip hareketi, önceki akımların aksine Türk şiirini gelenekten kopararak yepyeni bir vadiye sokar. Konuda, biçimde, söyleyişte çok önemli değişiklikler ve yenilikler görülür. Bu akımın üç önemli ismi vardır. Bunlar Orhan Veli Kanık, Oktay Rifat ve Melih Cevdet Anday’dır. Adlarını ortaklaşa yayımladıkları Garip adlı kitaptan alan bu şairler, şiirde yeni arayışlara girerler. Garip akımının şiir ve sanat anlayışı da şöyle özetlenebilir:

a- Şiirde tamamen serbest bir tutum izlenmelidir.
b-Şiirde her türlü kural ve belirli kalıplar ortadan kalkmalıdır.
c-Şiirde ölçü, kafiye ve dörtlüğe gerek yoktur.
d-Şiirde şairanelik, mecazlı söyleyiş ve edebi sanatlardan vazgeçilmelidir.
e-Şiirin dili süslü ve sanatlı olmamalıdır.
f-Şiirin konuları zenginleştirilmelidir.
g-Şiire günlük konuşma dili hakim olmalıdır.
h-Şiirde halk deyişlerinden yararlanılmalıdır.
i-Şiirde anlam, şiirin en önemli niteliği olmalıdır.
j-Şiirde edebi sanatlardan vazgeçilmelidir.
k-Şiir halka seslenmeli, sokağı ve günlük yaşamdaki her şeyi anlatmalıdır.

Edebiyat eleştirmenlerinin değişik yorumlarına uğrayan Garip akımını Nurullah Ataç ve Sabahattin Eyüboğlu desteklemiş, Ahmet Hamdi Tanpınar ise bu akımı şiirden uzaklaşma saymıştır.

3-İkinci Yeniciler:

Garip şiirinin başlangıçta bir hayli destekçisi olduysa da bir süre sonra şiirde şiirsellik, duyarlılık, duygu ve imge yeniden aranmaya başlandı. Batı’da geliştirilen “soyut”, “imgesel” benzeri niteliklerle yazmak gibi yeni arayışlara gidildi. İşte bu durum, İkinci Yeni adıyla yeni bir şiir akımı ortaya çıkardı.

Bu akımın ortaya çıkmasında Türkiye’nin ve Dünya’nın o yıllarda yaşadığı savaşlar, ekonomik sıkıntılar gibi olaylar da etkili oldu. Bu yüzden İkinci Yeni şiirinde boşluk duygusu, sıkıntı, yalnızlık, yabancılık, yenilmişlik, içe kapanma, bunalım, bezginlik, şüphe, gibi temalar ortaya çıktı. Şiirde soyut kavramların ağırlık kazanması ise İkinci Yeni şiirini kapalı, sezdirmeli bir hale getirdi.

İkinci Yeni şairleri kendi içlerine kapanarak bir dil dünyası kurdular. Bu durum, şiiri yeniden kültürlü, donanımlı okurların okuyup anlayabileceği bir hale getirdi.

Bu akımın genel özellikleri şöyle özetlenebilir:

a-Günlük konuşma dili dışlanarak kurulu dilin yapısı bilinçli olarak bozulmuştur.
b-Şiir, diğer sanatlarla yakın ilişki içerisindedir.
c-Bilinçaltına yönelim vardır.
d-Dadaizm ve Sürrealizm akımları İkinci Yeni şiirine kaynaklık eder.
e-Bireyci bir şiir anlayışı hakimdir.
f-Daha çok betimleme yöntemi kullanılır.
g-Nükte, şaşırtmaca ve tekerlemelerden uzaklaşılmıştır.

Garipçilerin şiirsel düzeyi oldukça düşürmelerine de bir tepki olan bu hareket kimi olumsuzluklara rağmen Türk şiir dilinin anlatım imkânlarının çoğalması gibi önemli bir sonuç da sağladı. Turgut Uyar, İlhan Berk, Edip Cansever gibi güçlü şairler yetiştirdi. Cemal Süreya, Ece Ayhan, Ülkü Tamer ve Tevfik
Akdağ da bu tarzın önemli şairleridir.

4-Hisarcılar:

Sosyal hayatın etki-tepki kuralı şiirimizde de her zaman kendini göstermiştir. 1. Yeni nasıl 2. Yeni’yi doğurmuşsa 2. yeni de Hisarcılar olarak adlandırılan yeni bir topluluğu ortaya çıkardı. Bir grup şair, 1949 yılı sonlarında, “eski şiirimizden, millî kültür ve edebiyatımızdan kopmadan yeni ve güzel bir şiir sergilemek, o yıllarda şiirimizi çıkmaza sokanlara ve yozlaştıranlara karşı çıkmak ve tavır almak’” parolasıyla Hisar dergisini çıkardılar. İlk sayısını 16 Mart 1950’de yayımlanan bu dergide kendi anlayışlarına uygun şiirlerle Türk şiirine geleneğin sesini yeniden getirdiler. Munis Faik Ozansoy, Mehmet Çınarlı, İlhan Geçer, Mustafa Necati Karaer, Gültekin Sâmanoğlu ve Nevzat Yalçın gibi isimlerin başını çektiği bu topluluk ilkelerini şöyle açıklamaktadırlar.

1. Sanatçının dili yaşayan dil olmalıdır. Aksi takdirde, ister eski, ister yeni olsun, ölü kelimelerden doğan her eser yeni nesilleri birbirinden ayırır. Türk sanatına ve kültürüne olumlu katkıda bulunamaz.
2. Sanatçı bağımsız olmalıdır. Zira, onun eseri, siyasî sistemlerin de, ekonomik doktrinlerin de propaganda aracı değildir.
3.Sanat millî olmalıdır. Çünkü kendi milletinden kopmuş bir sanatın milletlerarası bir değer kazanması beklenemez.
4. Sanatta yenilik asıldır. Ne var ki, bu yenilik arayışı eskinin ret ve inkârı şeklinde yorumlanmamalıdır. Dünden kuvvet alarak yarın da kolay kolay eskimeyecek bir yenilik anlayışı ilke edinilmiş; mutlaka serbest şekilli şiir yazmak, şiiri nesre ve hikâyeye yaklaştırmak, heceyi ve aruzu ölü vezinler olarak görmek gibi ısrarcı yaklaşımların doğru olmadığı savunulmuştur.

5-Maviciler:

Türk şiir aynı yıllarda Maviciler diye anılan bir şiir hareketiyle de karşılaşır. Bu hareketin mensubu şairler de 1 Kasım 1952’de Ankara’da yayımlanmaya başlanan “Mavi” adlı derginin etrafında bir araya gelirler. Topluluğun başındaki isim ise Attilâ İlhan’dır. Ferit Edgü, Orhan Duru, Özdemir Nutku, Yılmaz Gruda, Ahmet Oktay gibi sanatçıların oluşturduğu bu edebi topluluk da tıpkı Hisarcılar gibi Garip Akımı’na ve Orhan Veli’nin şiir anlayışına karşı çıkmışlar, şairane bir sanat anlayışını benimsemişlerdir.

Mavicilerin şiir tutumları şöyle özetlenebilir:

a-Şiir basit bir anlatım demek değildir.
b-Şiirde zengin benzetmelerle bir derinlik sağlanmalıdır.
c-Şiir açık bir anlatım da değildir. Anlam kapalılığı nazmı nesirden ayıran en temel özelliktir.
d-Şiirde bireyselliğin de yansıtılması gerekir.

6-Sosyal Gerçekçiler:

Toplumsal gerçekçilik 20. yüzyılda, gerçekçiliğin Marksist yorumuyla geliştirilen bir sanat kuramıdır. Toplumsal gerçekçilik 1930’lu yıllarda ortaya çıkmış ve ana ilkeleri 1934 yılında Sovyet Yazarlar Birliğinin Birinci Kongresi’nde saptanmıştır.

Bu anlayış çok geçmeden Türkiye’de de yankısını bulmuş ve bu anlayışı benimseyen bir şair kuşağı ortaya çıkmıştır. Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında toplumsal gerçekçilik anlayışı, Türk Marksist kuramcıların yayın organı olarak kabul edilen “Aydınlık” dergisinde yayımlanan felsefi, sosyal, ekonomik ve tarihi yazılarla sanat ve fikir dünyasında varlığını göstermeye başlamıştır. Cumhuriyet’in ilk yıllarında toplumsal gerçekçilik anlayışının Türkiye’deki en güçlü sesi olan Nazım Hikmet’le beraber, Dr. Şefik Hüsnü, Sadrettin Celal, Nizamettin Ali gibi isimler de bu dergide Türkiye’nin toplumsal yapısını, edebiyat ve sanat sorunlarını sosyalist bir anlayışla ele alırlar.

Bu akımın şiir anlayışı da özetle şöyledir:

a-Toplumcu gerçekçi şiir, serbest nazım özellikleri taşır.
b-Toplumcu gerçekçi şiir, ideolojik içerikli bir şiirdir.
c-Toplumcu gerçekçi şiir, o güne kadar görülmemiş, denenmemiş bir görsellik, karmaşık biçimli teknikler barındıran bir şiirdir.
d-Politik bir içerik taşıması şiirin etkileme ve belirleme gücünü yükseltmiştir.
e- Materyalist ve Marksist bir dünya görüşü üzerinde temellendirilmiştir.
f-Toplumcu gerçekçi edebiyat, halkçılık, köycülük kavramları ile hümanist bir düşünce etrafında şekillenen bir edebiyattır.
g-Toplumcu gerçekçi anlayışın ekseninde insan, toplum ve üretim ilişkileri vardır.
h-Toplum için sanat anlayışı vardır.
h-Toplumcu gerçekçi şiir, programa dayalı ve tezi olan bir şiirdir.

Türkiye’de bu anlayışın en önemli şairi Nazım Hikmet’tir. Rıfat Ilgaz, Enver Gökçe, Ömer Faruk Toprak, Mehmet Kemal, Arif Damar, Ahmet Arif, Attila İlhan, Ataol Behramoğlu ise akımın diğer önemli şairleridir.

7-Yeni İslamcılar:

Edebiyat tarihçisi Ahmet Kabaklı, Cumhuriyet devrinin bu şiir topluklarına bir grup daha ekler. Köklerini Namık Kemal, Muallim Naci, Mehmet Akif ’e, Meşrutiyet yıllarındaki İslamcılık akımına kadar uzattığı bu şiir akımını “Yeni İslamcı şiir” olarak adlandırır. Bu akımın yakın dönemdeki en önemli temsilcileri ise hecenin Cumhuriyet devrindeki en önemli şairi olan Necip Fazıl Kısakürek ve şiiri 2. Yeni kuşağı içinde de değerlendirilen Sezai Karakoç’tur.

İşte bu iki önemli şairin açtığı bu yolda Cahit Zarifoğlu, Erdem Beyazıt, Ebubekir Eroğlu, Arif Ay, Vahap Akbaş, Mustafa Özçelik, Mustafa Miyasoğlu, M. Atilla Maraş, Turan Koç, Cumali Ünaldı gibi yeni isimler yetişerek son dönem Türk şiirinde yeni bir şiir anlayışı ve tarzı ortaya konulur.

Bu akıma mensup şairler, şiirde dil, biçim olarak yeni şiir tarzını benimsemiş olmakla beraber konu ve temalarda tamamen yerli, İslami bir tavır içinde olurlar. Sanatta yabancılaşmaya karşı çıkarak “yerli düşünce”yi savunurlar. Bu anlayış ifadesini Büyük Doğu, Diriliş, Edebiyat, Mavera gibi dergilerde bulur.

Kaynak: Türk Dünyası Kültür Başkenti Ajansı.

Sayfayı yazdırın Sayfayı yazdırın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir