Atatürk’ün biyografisi

Atatürk'ün biyografisi

Atatürk’ün biyografisi

Gazi Mareşal Mustafa Kemal Atatürk; Kurtuluş Savaşımızın baş kahramanı, inkılapların fikir babası ve çağdaşlaşma rehberi, aydınlanmanın baş öğretmeni,  Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ve ilk Cumhurbaşkanıdır. En büyük Türk, komutan, devlet adamı ve öğretmendir.

***

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, 1881 yılında (Kendi ifadesiyle 19 Mayıs tarihinde) Kocakasım Mahallesi, Islâhhâne Caddesi’ndeki üç katlı pembe evde doğdu. Selanik yerlilerinden olan Babası Ali Rıza Efendi, Söke’den Selanik’e gelmiş Türkmenlerden “Kırmızı Hafız” lakaplı Ahmet Efendinin oğludur. Hafız Ahmet Efendi XIV-XV. yüzyıllarda Konya ve Aydın’dan Makedonya’ya yerleştirilmiş Kocacık Yörüklerindendir. Annesi Zübeyde Hanım ise 1871 yılında Selanik yakınlarındaki Langaza kasabasına yerleşmiş, Hacı Sofi ailesinden Feyzullah Ağa’nın kızıdır.

Milis subaylığı, evkaf kâtipliği ve kereste ticareti yapan Ali Rıza Efendi, 1871 yılında Zübeyde Hanım’la evlendi. Atatürk’ün beş kardeşinden dördü küçük yaşlarda öldü, sadece Makbule (Atadan) 1956 yılına değin yaşadı.

Bir süre Rapla çiftliğinde dayısının yanında kaldıktan sonra, annesi Mustafa’nın eğitim hayatına devam etmesini istediği için, Selanik Mülkiye İdadisi’ne (ortaokul) kaydoldu. Mustafa’nın bu okulda hocasıyla arasında bir tartışma geçince, zaten orada okumasını istemeyen büyük annesi onu derhal okuldan aldı. Askeri Rüştiye elbisesi giyen komşusunun oğluna özenen Mustafa, asker olmasını istemeyen annesinin karşı çıkmalarına rağmen, gizlice, Selanik Askeri Rüştiyesi’nin sınavına girdi. Sınavı kazandığı haberini alan Mustafa annesine karşı bir oldubitti yapıp, bu okula kaydını yaptırdı. (1893). Bu okulda, Matematik hocası Mustafa Bey, O’na “Kemal” adını ilave etti.

Selanik Askeri Rüştiyesini başarıyla bitiren Mustafa Kemal, Manastır Askeri İdadisi’ne (lise) girdi. Burada Fransızca’dan geri kalınca, ilk tatilde Selanik’e gitti ve iki üç ay gizlice Fransız Firerler Okulu’nun özel sınıfına devam ederek, Fransızcasını geliştirdi. Ertesi yıl Manastır Askeri İdadisi’nde, buraya yeni gelen Şair Ömer Naci ile tanıştı ve edebiyatla da ilgilenmeye başladı.

1896-1899 yıllarında Manastır Askeri İdâdi’sini bitirip, İstanbul’da Harp Okulunda (13 Mart 1899) öğrenime başladı. Harp Okulu’nun ilk sınıfında az çalışan Mustafa Kemal, diğer iki yılda var gücüyle derslerine sarıldı. 1902 yılında teğmen rütbesiyle mezun oldu, Harp Akademisi’ne devam etti. 1903 yılında Üsteğmen oldu. 11 Ocak 1905’te kurmay yüzbaşı rütbesiyle Akademi’yi tamamladı.

1905-1907 yılları arasında Şam’da 5. Ordu emrinde görev yaptı. 1907’de Kolağası (Kıdemli Yüzbaşı) oldu. Manastır’a III. Ordu’ya atandı. 19 Nisan 1909’da İstanbul’a giren Hareket Ordusu’nda Kurmay Başkanı olarak görev aldı. 1910 yılında Fransa’ya gönderildi. Picardie Manevraları’na katıldı. 1911 yılında İstanbul’da Genel Kurmay Başkanlığı emrinde çalışmaya başladı.

1911 yılında İtalyanların Trablusgarp’a hücumu ile başlayan savaşta, Mustafa Kemal bir grup arkadaşıyla birlikte Tobruk ve Derne bölgesinde görev aldı. 22 Aralık 1911’de İtalyanlara karşı Tobruk Savaşını kazandı. 6 Mart 1912’de Derne Komutanlığına getirildi.

Ekim 1912’de Balkan Savaşı başlayınca Mustafa Kemal Gelibolu ve Bolayır’daki birliklerle savaşa katıldı. Dimetoka ve Edirne’nin geri alınışında büyük hizmetleri görüldü. 1913 yılında Sofya Ateşemiliterliğine atandı. Bu görevde iken 1914 yılında yarbaylığa yükseldi. Ateşemiliterlik görevi Ocak 1915’te sona erdi. Bu sırada I. Dünya Savaşı başlamış, Osmanlı İmparatorluğu savaşa girmek zorunda kalmıştı. Mustafa Kemal 19. Tümeni kurmak üzere Tekirdağ’da görevlendirildi.

1911 Trablusgarp Savaşı sırasında adını duyuran Mustafa Kemal, esas ününü 1915 Çanakkale Savaşında elde etti.

1914 yılında başlayan I. Dünya Savaşı’nda, Mustafa Kemal Çanakkale’de bir kahramanlık destanı yazıp İtilaf Devletlerine “Çanakkale geçilmez!” dedirtti. 18 Mart 1915’te Çanakkale Boğazını geçmeye kalkan İngiliz ve Fransız donanması ağır kayıplar verince Gelibolu Yarımadası’na asker çıkarmaya karar verdiler. 25 Nisan 1915’te Arıburnu’na çıkan düşman kuvvetlerini, Mustafa Kemal’in komuta ettiği 19. Tümen Conkbayırı’nda durdurdu. Mustafa Kemal, bu başarı üzerine albaylığa yükseldi. İngilizler 6-7 Ağustos 1915’te Arıburnu’nda tekrar taarruza geçti. Anafartalar Grubu Komutanı Mustafa Kemal 9-10 Ağustos’ta Anafartalar Zaferini kazandı. Bu zaferi 17 Ağustos’ta Kireçtepe, 21 Ağustos’ta II. Anafartalar zaferleri takip etti. Çanakkale Savaşlarında yaklaşık 253.000 şehit veren Türk ulusu onurunu İtilaf Devletlerine karşı korumasını bilmiştir. Mustafa Kemal’in askerlerine “Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum!” emri cephenin kaderini değiştirmiştir.

Mustafa Kemal Çanakkale Savaşları’dan sonra 1916’da Edirne ve Diyarbakır’da görev aldı. 1 Nisan 1916’da tümgeneralliğe yükseldi. Rus kuvvetleriyle savaşarak Muş ve Bitlis’in geri alınmasını sağladı. Şam ve Halep’teki kısa süreli görevlerinden sonra 1917’de İstanbul’a geldi. Veliaht Vahdettin Efendi’yle Almanya’ya giderek cephede incelemelerde bulundu. Bu seyahatten sonra hastalandı. Viyana ve Karlsbad’a giderek tedavi oldu. 15 Ağustos 1918’de Halep’e 7. Ordu Komutanı olarak döndü. Bu cephede İngiliz kuvvetlerine karşı başarılı savunma savaşları yaptı. Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasından bir gün sonra, 31 Ekim 1918’de Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığına getirildi. Bu ordunun kaldırılması üzerine 13 Kasım 1918’de İstanbul’a gelip Harbiye Nezâreti’nde (Bakanlığında) göreve başladı.

Mondros Mütarekesi’nden sonra İtilaf Devletleri’nin Osmanlı ordularını işgale başlamaları ve özellikle İzmir’in işgali üzerine; Mustafa Kemal 9. Ordu Müfettişi olarak (ama aklında Anadolu’dan başlatılacak bir kurtuluş destanına kılavuzluk etmek bilinci ve isteğiyle) 16 Mayıs 1919 tarihinde İstanbul’dan Bandırma vapuru ile ayrılarak, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktı. 22 Haziran 1919’da Amasya’da yayımladığı genelgeyle “Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararının kurtaracağını” ilan edip Sivas Kongresi’ni toplantıya çağırdı.

23 Temmuz – 7 Ağustos 1919 tarihleri arasında Erzurum, 4 – 11 Eylül 1919 tarihleri arasında da Sivas Kongresi’ni toplayarak vatanın kurtuluşu için izlenecek yolun belirlenmesini sağladı. 27 Aralık 1919’da Ankara’da heyecanla karşılandı. 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılmasıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması yolunda önemli bir adım atılmış oldu. Meclis ve Hükümet Başkanlığına Mustafa Kemal seçildi. Türkiye Büyük Millet Meclisi, Kurtuluş Savaşı’nın başarıyla sonuçlanması için gerekli yasaları kabul edip uygulamaya başladı.

Türk Kurtuluş Savaşı, Atatürk Samsun’a yola çıkmadan bir gün önce, 15 Mayıs 1919’da Yunanlıların İzmir’i işgali sırasında düşmana ilk kurşunun atılmasıyla başladı. 10 Ağustos 1920 tarihinde Sevr Antlaşması’nı imzalayarak aralarında Osmanlı İmparatorluğu’nu paylaşan I. Dünya Savaşı’nın galip devletlerine karşı, düzenli ordu teşkil edilinceye kadar, Kuvâ-yi Milliye adı verilen vatansever milis kuvvetleriyle savaşıldı. Türkiye Büyük Millet Meclisi düzenli orduyu kurduğunda, Kuvâ-yi Milliye – ordu bütünleşmesini sağlanarak Kurtuluş savaşı Atatürk ve silah arkadaşlarının cesaret ve kahramanlıklarıyla, milletin fedakar yardım ve desteğiyle zaferle sonuçlandırıldı.

Mustafa Kemal yönetimindeki Türk Kurtuluş Savaşının önemli aşamaları şunlardır:

  • Sarıkamış (20 Eylül 1920), Kars (30 Ekim 1920) ve Gümrü’nün (7 Kasım 1920) kurtarılışı.
  • Çukurova, Gazi Antep, Kahraman Maraş Şanlı Urfa savunmaları (1919- 1921)
  • İnönü Zaferi (6 -10 Ocak 1921)
  • İnönü Zaferi (23 Mart-1 Nisan 1921)
  • Sakarya Zaferi (23 Ağustos-13 Eylül 1921)
  • Büyük Taarruz, Başkomutan Meydan Muhaberesi ve Büyük Zafer (26 Ağustos 9 Eylül 1922)
  • Ordularımızın İzmir’e girişi (9 Eylül 1922)

Sakarya Zaferinden sonra 19 Eylül 1921’de Türkiye Büyük Millet Meclisi Mustafa Kemal’e Mareşal rütbesi ve Gazi unvanını verdi. Kurtuluş Savaşı, 24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Antlaşması’yla sonuçlandı. Bu anlaşma ile muharebe meydanlarında kazanılan zaferler diplomasi yoluyla da taçlandırılmış oldu. Böylece Sevr Antlaşması’yla paramparça edilen, Türklere 5-6 il büyüklüğünde vatan bırakılan Türkiye toprakları üzerinde ulusal birliğe dayalı yeni Türk devletinin kurulması için hiçbir engel kalmadı. Zaten saltanat da artık sadece kağıt üzerinde kalmış vaziyetteydi.

23 Nisan 1920’de Ankara’da TBMM’nin açılmasıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu zaten müjdelenmiştir. Meclisin Türk Kurtuluş Savaşı’nı başarıyla yönetmesi, yeni Türk devletinin kuruluşunu daha da hızlandırdı. 1 Kasım 1922’de hilâfet ve saltanat birbirinden ayrıldı, saltanat kaldırıldı. Böylece Osmanlı İmparatorluğu’yla yönetim bağları koparıldı. 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet idaresi ve bunun on gün öncesi Ankara’nın hükümet merkezi olduğu kabul ve ilan edildi, Atatürk oybirliğiyle ilk cumhurbaşkanı seçildi. 30 Ekim 1923 günü İsmet İnönü tarafından Cumhuriyet’in ilk hükümeti kuruldu.

Türkiye Cumhuriyeti, “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” ve “Yurtta barış cihanda barış” temelleri üzerinde yükselmeye başladı. Böylece Atatürk’ün daha genç yaşlarda aklında olan Cumhuriyet fikri gerçekleşmiş oldu.

Böylece yılların zorluk, ihmal, yenilgi ve baskıları altında can çekişen Anadolu, yeniden umuda ve refaha kavuştu. Ancak yılların geri kalmışlığının izlerini silmek kolay değildi. Bu her alanda çok ve büyük işler yapmayı gerektiren milli ve topyekun bir mücadele demekti. Bu mücadele de savaş meydanlarında değil hayatın her alanında yenileşme ve akıl ve bilimi hayata egemen kılma şeklinde yapılacaktı. Atatürk Türkiye’yi işte bu “Çağdaş uygarlık düzeyine çıkarmak” amacıyla bir dizi devrim yaptı. Bu devrimleri beş başlık altında toplayabiliriz:

  1. Siyasal Devrimler:
  • Saltanatın Kaldırılması (1 Kasım 1922)
  • Cumhuriyetin İlanı (29 Ekim 1923)
  • Halifeliğin Kaldırılması (3 Mart 1924)
  1. Toplumsal Devrimler:
  • Kadınlara erkeklerle eşit haklar verilmesi (1926-1934)
  • Şapka ve kıyafet devrimi (25 Kasım 1925)
  • Tekke zâviye ve türbelerin kapatılması (30 Kasım 1925)
  • Soyadı kanunu ( 21 Haziran 1934)
  • Lâkap ve unvanların kaldırılması (26 Kasım 1934)
  • Uluslararası saat, takvim ve uzunluk ölçülerin kabulü (1925-1931)
  1. Hukuk Devrimi:
  • Mecellenin kaldırılması (1924-1937)
  • Türk Medeni Kanunu ve diğer kanunların çıkarılarak laik hukuk düzenine geçilmesi (1924-1937)
  1. Eğitim ve Kültür Alanındaki Devrimler:
  • Öğretimin birleştirilmesi (3 Mart 1924)
  • Yeni Türk harflerinin kabulü (1 Kasım 1928)
  • Türk Dil ve Tarih Kurumlarının kurulması (1931-1932)
  • Üniversite öğreniminin düzenlenmesi (31 Mayıs 1933)
  • Güzel sanatlarda yenilikler
  1. Ekonomi Alanında Devrimler:
  • Aşârın kaldırılması
  • Çiftçinin özendirilmesi
  • Örnek çiftliklerin kurulması
  • Sanayiyi Teşvik Kanunu’nun çıkarılarak sanayi kuruluşlarının kurulması
  • I. ve II. Kalkınma Planları’nın (1933-1937) uygulamaya konulması, yurdun yeni yollarla donatılması

Kurtuluş savaşının zaferle sonuçlanması, Lozan Anlaşması ile barışın tesis edilmesi, siyasi alanda yapılan devrimler ile yüzü gülmeye başlayan halk, kendisine bu huzur ve güveni sağlayan Ata’sına minnetini göstermek istedi ve Meclis’in önderliğinde çıkarılan soyadı Kanunu gereğince, 24 Kasım 1934’de TBMM’nce Mustafa Kemal’e “Atatürk” soyadı verildi.

Atatürk, 24 Nisan 1920 ve 13 Ağustos 1923 tarihlerinde TBMM Başkanlığına seçildi. Bu başkanlık görevi, Devlet-Hükümet Başkanlığı düzeyindeydi. 29 Ekim 1923 yılında Cumhuriyet ilan edildi ve Atatürk ilk cumhurbaşkanı seçildi. Anayasa gereğince dört yılda bir cumhurbaşkanlığı seçimleri yenilendi. 1927,1931, 1935 yıllarında TBMM Atatürk’ü yeniden cumhurbaşkanlığına seçti.

Atatürk sık sık yurt gezilerine çıkarak devlet çalışmalarını yerinde denetledi. İlgililere aksayan yönlerle ilgili emirler verdi. Cumhurbaşkanı sıfatıyla Türkiye’yi ziyaret eden yabancı ülke devlet başkanlarını, başbakanlarını, bakanlarını komutanlarını ağırladı. Hiçbir yurt dışı ziyaretine gitmeyen Atatürk’ü sayısız yabancı devlet adamı ülkemize gelerek ziyaret etti ve Atatürk hepsiyle savaş yıllarının ardından iyi niyete dayalı ve barış içinde sağlam dostluklar kurdu, barışın kalıcı hale getirilmesi için pek çok anlaşmaya ve pakta öncülük etti, sorunları diplomasi yoluyla çözmeye gayret gösterdi.

15-20 Ekim 1927 tarihinde Kurtuluş Savaşı’nı ve Cumhuriyet’in kuruluşunu anlatan büyük nutkunu, 29 Ekim 1933 tarihinde de 10. Yıl Nutku ‘nu okudu. Altı günde okuduğu nutku ile tarihimizde yapılan hataları, mücadeleleri, halkın fedakarlıklarını, hürriyet ve istiklalin ne kadar kıymetli olduğunu, bir daha aynı duruma düşmamak için yapılması lazım gelenleri ve gelecekte gençliğin nelere dikkat etmesi gerektiğini nutkunda belgeleri ve tarihleriyle açıklayan Atatürk’ün bu söylevinin dünyada bir örneği daha yoktur ve Türk İnkılap tarihinin en kıymetli kaynağı hala bu nutuktur.

Atatürk özel yaşamında sadelik içinde yaşadı. 29 Ocak 1923’de Latife Hanımla evlendi. Birçok yurt gezisine birlikte çıktılar. Bu evlilik 5 Ağustos 1925 tarihine dek sürdü. Kendi çocuğu olmayan ama çocukları çok seven Atatürk Afet (İnan), Sabiha (Gökçen), Fikriye, Ülkü, Nebile, Rukiye, Zehra adlı kızları ve Mustafa adlı çobanı manevi evlat edindi. Abdurrahim ve İhsan adlı çocukları himayesine aldı. Yaşayanlarına iyi bir gelecek hazırladı.

1937 yılında çiftliklerini hazineye, bir kısım taşınmazlarını da Ankara ve Bursa Belediyelerine bağışladı. Mirasından kız kardeşine, manevi evlatlarına, Türk Dil ve Tarih Kurumlarına pay ayırdı. Kitap okumayı, müzik dinlemeyi, dans etmeyi, ata binmeyi ve yüzmeyi çok severdi. Zeybek oyunlarına, güreşe, Rumeli türkülerine aşırı ilgisi vardı. Tavla ve bilardo oynamaktan büyük keyif alırdı. Sakarya adlı atıyla, köpeği Fox’a çok değer verirdi. Zengin bir kitaplık oluşturmuştu. Akşam yemeklerine devlet ve bilim adamlarını, sanatçıları davet eder, ülkenin sorunlarını tartışırdı. Temiz ve düzenli giyinmeye özen gösterirdi. Doğayı çok severdi. Sık sık Atatürk Orman Çiftliği’ne gider, çalışmalara bizzat katılırdı.

Sayısız kitap okuyan, pek çok kitap yazan, gazeteler çıkartan, gazetelere makaleler yazan Atatürk akıl ve bilim arayışı ile daima ilmi rehber olarak aldı ve altı ana ilkesiyle de Cumhuriyet Türkiye’sinin sonsuza dek emniyet ve huzur içinde yaşamasına imkan sağlayacak ana esasları belirledi.

Kişilerin vicdan ve din hürriyetini de temin eden Atatürk, din ve devlet işlerini birbirinden ayırarak modern Cumhuriyet’in çağdaş medeniyete sahip ülkelerle rekabet eder hale gelmesine imkan sağladı.

İsabetli öngörüleri ve akıllı hamleleri ile Ulusa her alanda önderlik eden Gazi Mustafa Kemal Atatürk, ülkeyi karanlıklardan aydınlığa çıkarırken, sayısız fabrika ve işletme kurarak, eğitim ve Türkçe’ye önem vererek, Türk tarih ve kültürünü yücelterek, unutulan milli değerleri yeniden yücelterek on beş yıl gibi kısa bir sürede anlatılamaz bir değişime liderlik etti. Ekonomiden sanata, spordan siyasete kadar her alanda halkına önder ve öğretmen olan Atatürk, en çok eğitim üzerinde durmak suretiyle eğitim ve öğretimin önemine vurgu yaptı.

Fransızca ve Almanca biliyordu. Bu sayede pek çok kitabı ana dilinde okuyabiliyordu.

10 Kasım 1938 saat 9.05’te yakalandığı hastalığından kurtulamayarak İstanbul’da Dolmabahçe Sarayı’nda hayata gözlerini yumdu. Cenazesi 21 Kasım 1938 günü törenle geçici istirahatğahı olan Ankara Etnografya Müzesi’nde toprağa verildi. Anıtkabir yapıldıktan sonra nâşı görkemli bir törenle 10 Kasım 1953 günü ebedi istirahatgâhına gömüldü.

Manevi mirasçıları olan Türk gençliğinin gönüllerinde yaşamaya devam eden Atatürk, sadece Türkiye Cumhuriyeti’nin değil aynı zamanda tüm mazlum ulusların, Türki ve Müslüman devletlerin de lideri oldu. Laik ve müslüman Türkiye Cumhuriyeti, hukuka saygılı, demokratik ve laik yapısıyla dünyaya örnek bir model oldu ve halen Türkiye Cumhuriyeti dünyada saygın bir yere ve Atatürk tüm dünya liderleri arasında ilk sırada anılmaktadır.

Ruhu şad olsun, mekanı cennet olsun.

GÖZ ATMAK İSTEYEBİLİRSİNİZ;

Atatürk’ün büyük nutku

Gün gün Atatürk güncesi

Fihristli veciz sözleri

Silah ve dava arkadaşları

Az bilinen resimleri (yer ve tarihleriyle) 

Atatürk evleri ve müzeleri

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir