Atatürkçülük önce çocuklar içindir

ATATÜRK HER YERDE

Atatürkçülük önce çocuklar içindir

Her ana baba, evladına önce Türk ve İslam olmanın gerek ve şartlarını öğretmeli, sonra medeni ve bilimsel yaklaşımı, çalışmanın önemini, doğruluğun kıymetini, karşılıklı hak, görev ve sorumlulukları kapsayacak vatandaş devlet ilişkisini içeren bir eğitim ve terbiye yolu izlemelidir.

Bu mesuliyet adına ister terbiye ister eğitim denilsin şart olandır ve medeniyet yolunda karanlıklardan çıkış ve aydınlık toplumlarla aynı seviyede oluş ancak bu sayededir. Yani eğitim bunlardan birisi değil tamamıdır, eğitim okula dek geciktirilecek, okulla birlikte mesuliyeti öğretmenlere atacak bir mazeret asla değildir.

Eğitim toplumsal bir mesuliyettir, bütündür, devam eden bir süreçtir.

Konuya Atatürkçülük penceresinden bakarsak anne ve baba evvela kendisi dünyaya getirdikleri evlatlarına Atatürk ve davasını anlatabilmeli, bunun için de önce kendileri öğrenmelidir ki anne baba bilmiyorsa veya bildiği halde anlatmıyorsa, o evladın yıllar sonra Atatürk düşmanı olduğunda mesuliyetten kurtulamazlar.

Okulda verilen dersler her ne kadar cılız olsa da anne baba, okul yıllarında dahi evde bu noksanı tamamlamak mecburiyetindedir ve çocuk ısrarcı bir eğitimden sonradır ki idrake ulaşır. Yani tüm disiplin ve eğitim metotlarında olduğu gibi sistem önce zorla da olsa tesis edilir ve sonra sevgi ile yüceltilir.

Anne babanın ve okulun verdiği eğitim bu anlamda başlarda zorlama ile olmalı, gerekirse ödül – ceza uygulanmalı, sonrasında sevgi ve minnet ile yüceltilmeye çalışılmalı ve ana baba eğitimi ömür boyu devam etmelidir.

Bu eğitim sadece öğretmekle sınırlı kalmamalı, aynı zamanda test etmeyi, gözlemlemeyi ve varsa yanlışları düzeltmeyi de içermelidir ki maalesef medeniyet, çağdaşlık, batılılaşma gibi kavramlar sebebiyle, ekranlarda oluşturulan algılarla, demode veya önemsiz gösterilmeye çalışılan Türklük ve Atatürk bilincini kovalamayan aileler sebebiyledir ki evlatlar karanlıklarda, dehlizlerde, yobaz zihniyetler elinde kaybolmaktadır.

Bu ruh ve idrak olmayınca da milli ve medeni olunamamakta, kopya teknoloji ve kültürlerle gençler arabizim veya ateizm çukurlarına inanç olarak ve kolaycılık, kopyacılık karakterine de maddeten yuvarlanmaktadır.

Oysa Atatürkçülük önce çocukların içindir. Çünkü yaşanan zaman diliminde bizlerin erişkinler olarak başarabildiklerimiz ortadadır ve onlar bizi beka anlamında geçmek zorundadır. Bizlerin belki var olmayacağı o yakın geleceklerde çocuklar olmaya devam edecektir ve o zaman onlara öğreten, düzelten de olmayacaktır. Yani çocuklar ve gençler bir an önce öğrenmek ve aile veya okul eğitimi olmadan da Atatürkçülüğü yaşayabilmelidir.

Gelecek, Atatürk ve davası ile güzeldir. Atatürkçülük yoksa, geleceğin tasavvuru; karanlık, pis kokulu cehalet, yobazlık tutkunu merdiven altı öğretiler, medeni aleme muhtaç üretemeyen bir toplum, diplomalı ama kültür ve benliğinden uzak gençler şeklinde olmaya mahkumdur.

Bu sebepledir ki Atatürk ilkeleri vardır ve kanunlarla sabitlenmiştir. Bu nedenledir ki inkılaplar yaşayan birer organizma olarak tesis edilmiştir. Bu sebepledir ki Atatürkçülük ruhu sözde değil özdedir ve hayatın her alanındadır.

Geleceğin güçlü ve aydınlık Türkiye’sinde var olacaklar gençlerdir. O an geldiğinde huzur ve güvenlik, refah ve mutluluk aranacaksa ki bu her toplumun bekasıyla doğrudan ilgilidir, yarınların şimdiden oynanan oyunlarla kirletilmemesi, Atatürk’ün davasını savunan aydın ve bilimsel gençlerce yarınların doğru istikamette tesis edilmesi lazım gelir.

Bu ise önce öğrenmek ve sonra öğretmek iledir.

Yarın, karanlık, yobaz, kopya, benliksiz ve haysiyetsiz bir yaşama mahkum olmamak için şimdiden tedbir almak ise kaçınılmaz bir gerektir, şart olandır.

23 Nisanlarda, 19 Mayıslarda milli bayramların ilk mesajı da bu olmak zorundadır.

Geleceğin güçlü Türkiye’si teknolojik, aydınlık, bilimsel, doğru ve güzel, insan haklarına saygılı, tam bağımsız ve tam egemen olacaksa ki bunlar Atatürkçülüğün temel hedefleridir, bizlerin ve bugünün gençlerinin gayesi buna yönelik olmalı, SONDAN BAŞA GELİNEREK ihtiyaçlar belirlenmeli ve yanlış yapılmamalıdır.

beşeri yaşamın hiçbir saltanatı, para, mevkiler, lüks ve israflar bu yoldan caydırmamalı, maddi imkansızlıklar engel olmamalı, yaşanan tüm kısıtlama ve eziyetler birer aksi motivasyona dönüşerek itici güç olmalı ve her genç kendisinde bilme ve anlatma gücünü, bu gücü faydalı yarınlar için kullanma kabiliyetini bulabilmelidir.

Çalışmak, güzel yarınların en büyük gereklerindendir ki bu yolda yorulmak var ama yorulduğu için durmak yoktur.

Boş kafalar elbette dolar ve dolacaktır. Şayet bu beyinlere Atatürk sokulabiliyorsa, zararlı yobazlıklar giremeyecektir. Yok, Atatürk davası bu beyinlere sokulmaya çalışılmıyorsa da bu kez yobazlar ellerini sallayarak, her türlü rüşveti kullanarak o beyinlere girecek ve o akıllara hükmedecektir. Bu ele geçen geri kafaların ise yöneteceği ve şekillendireceği yarınlar mutlu ve parlak olmayacaktır.

Demek ki bilmek yetmez anlatmak ve öğretmek gerekir. Demek ki öğretmek yetmez hissetmek ve sevmek gerekir. Demek ki öğretmek, sevdirmek ve takip ederek sevgiyle yüceltmek bir sebat işidir.

Öte yandan Atatürk davasına hizmet sadece olumlu yönde öğretmek ve sevdirmekle de sınırlı kalamaz ki onlarca yıldır yapılan bu yanlış sebebiyle hasım kitlenin inanç duvarları aşılamamıştır.

Olması gereken sevdirmekle aynı zamanda sevmeyenlerin sebep ve mazeretlerini öğrenmek ve bunları çürütmektir. Çünkü temelsiz ve mesnetsiz fikirler yok olmaya mahkumdur ve Atatürkçülüğü tanımayanları, sevmeyenleri, reddedenleri ikna etmenin öncelikli şartı onların sevmeyiş sebeplerinin yanlışlığını bulmak ve gösterebilmektir.

Bu aşırı güç ve emek isteyen bir iştir lakin bir ve beraber olmak için, yarınların Türkiye’sini birlikte inşa edebilmek için şarttır.

Yani matematiksel olarak;

Atatürkçülük eğitim ve idraki = (öğrenmek ve uygulamak + öğretmek ve sevdirmek) + (reddeden veya tanımayanların ele geçirilmiş beyinlerindeki sahte inanç, bilgi ve mazeretleri yok etmeye çalışmak)’tır.

Yarınlarda kardeşçe, el ele, mutlu ve güvenli şekilde geleceğe uzanacak tüm gençlerin başka vatanı ve bayrağı yoktur. Her ne yaşanacaksa bu ülkede yaşanacaktır. O halde o anda, bu ülkede güzel şeyler olması için akıllar ve kalpler ortak paydada buluşmalı, Türklük ve İslam kol kola girebilmeli, kardeşlikler arası husumet yaratmak için Türklüğü ve İslam’ı birbirine düşman göstermeye çalışanlarla kıyasıya mücadele edilmelidir.

Yarınları temelsiz arap zihniyetlerine, kopya ve kişiliksiz batı kültürlerine esir edip, Türklüğün ve Müslüman olmanın haklı gururunu unutturmaya çalışanlar daima vardır ve var olacaktır. Çare; bunların oyunlarını anlamak ve tuzağa düşmemek, rüşvetlere teslim olmamaktır.

Tüm dünya Anadolu’ya ve Türk kültürüne hayran iken, laik ve hukuk devleti Türkiye tüm cihana örnek iken, gençlik dünya liginde bayraktarlığı kimselere bırakmaz iken yakın zamanda Türk gençleri sadece ülkeyi refah seviyesine çıkarmakla kalmayacak aynı zamanda başta Avrupa ve sonra tüm dünyayı doğru ve gerekli ilkelerle yönetir hale gelecektir.

Bu sebeple gençliğin mesuliyeti sadece ülke sınırlarıyla sınırlı değildir.

Her alanda doğruyu arayan akılların yolu Atatürk’e çıkıyorsa bunun sebebi inkılapların bilimsel tabanlı oluşudur. Öyle ki Yüce Atatürk birgün sözleri ve bilim çatıştığında bilimin emrini dinlemeyi ilkeleştirerek zaten muazzam bir hakikati de ortaya koymuştur.

O yüce insanı anlamak ve yaşamaya çalışmak O’nun fiziğini anlamak veya O’nu şekliyle görmek asla değildir. O’nun manevi evlatları, O’nun idrak ve davasının yolunda yürüyen, çalışkan, kültürlü, Türklüğün aziz şahsiyetine saygılı olanlardır.

Bu ruhtur ki pek çok güçlüğe karşı kuvvet verir. Bu idraktir ki aşılmaz denizler aştırır. Bu anlayıştır ki yedi düvele karşı vatandan ve Yüce Allah’tan alınan iman gücüyle ülkeye bağımsızlık ve egemenlik sağlar. Bu sevgidir ki inkılaplar çok kısa zamanda topluma egemen olur ve kabul görür.

Yani inkılaplar ile akıl kol koladır, Atatürkçülük bilimseldir, evrenseldir.

Yobaz ruh ile tanımlanan karanlık ve cehalet sevgisi ise eskiye özlemin, kirli şehvetlerle, benliksiz ferdiyetlerle, Kur’an’sız İslam’la, aklı işletememekle bezenmiş halidir ve saltanata, hilafete duyulan bu özlemin modern dünyada yeri yoktur. Zorla tesis edilecek bir sistem ise mutluluk getirmeyecektir ve bilimsel olmaktan da ötedir.

Lakin bu yobaz zihniyetin teslim olacağı anlamında da değildir. Aksine doğruluk yüceldikçe yobazlık hırslanacak ve kini artacaktır. İşte bu durumda dahi Atatürk gençlerine düşen görev korkmamak, yılmamak, tembellik etmemek ve doğru yoldan ayrılmadan, Atalarından gördüklerini tekrar etmektir ki Atatürk hitabesinde bunu çok güzel özetlemiştir.

Evlatlarını yarınlara hazırlamakla mükellef anne ve babaların bu sebeple ilk okuması ve okutması gereken kaynak Nutuk’tur ki geniş özet durumundaki nutuk, delilli ve eş zamanlı olarak ak ve karanlıkları ayırt eden tarihi bir süzgeçtir.

Tamamen gerçeklere ve belgelere dayandığı için aksi savunulamayan nutuk, her Türk gencinin okuması, bilmesi ve kalbine yerleştirmesi gereken bir başucu eseridir.

Atatürkçülük reddolunsa dahi, bu topraklarda nefes alan her Türk genci Nutuk’u okumak zorundadır. Anlayarak okunan nutuk her şeye rağmen insana doğruyu gösteremiyorsa ve kişi inanmakta zorluk hala yaşıyorsa zamanla eğitilebilir ancak okumayı baştan reddetmek Atalara vefasızlık, tarihi inkar ve hadsizliktir.

İşte yarınların sahibi olacak gençler ve onların küçük ortağı çocuklar için yarınların şekillenmesi bu şartlar altında gerçekleşecektir ki çocukların yarın önce genç ve sonra anne baba, gençlerin yakın zamanda anne baba olacağı unutulmamalıdır. Bu sirkülasyon hızla cereyan edecek bugünün gençleri yarının öğreten anne ve babaları olacaktır.

Takip edeni, savunanı olmayan davalar ise önce terk edilmeye ve sonra unutulmaya mahkumdur.

Karanlık odakların Atatürk adını silme gayretleri de bunun içindir ki Atatürk kelimesinin geniş parantezinde A’dan Z’ye tüm Türklük, akıl, bilim, vatan, bayrak, Ulus bilinçleri topluca yer almaktadır. Yani Atatürk’ün unutulması demek yok olmak, esir olmak, köle olmak demektir.

Atatürk gençliğinin ilk vazifesi bu unutturma girişimlerinin tam aksine unutmamak, unutturmamaktır.

Çünkü doğru tarafta olanlar, Atatürk evlatlarıdır. Doğruyu inkar edenler ise savundukları temeller ister dini, ister başkaca şeyler olsun yanlış yoldadır.

Atatürkçülük bu sebeple anneden çocuklara, sonra çocuklardan onların çocuklarına doğru ve tam anlatılması gereken bir varoluş ve beka meselesidir.

Yapabilenler aziz şehitlerimizin yüce hatıralarına layık olanlar, yapmamakta direnen inkarcılar ise şehitlerimizin aziz hatırasını sızlatanlardır.

Sayfayı yazdırın Sayfayı yazdırın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir