Atatürk’ün Japonya’da yaptırdığı cami

Tokyo cami

Atatürk’ün Japonya’da yaptırdığı cami

Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün ilke ve inkılaplarına karşı olanların iki tutamağı vardır ki iftiralarla bezenmiş bu iki tutamağın ilki kullandığı alkol ve diğeri kılmadığı namaz ve kaldırdığı hilafettir. En karşıt olanlar dahi bunun ötesinde bir ithamda bulunamazlar. Yani konu dine bağlanır ve Atatürk’ü İslam aleyhtarı göstermek nafile gayretiyle eserlerini de hükümsüz kılmak hedeflenir.

Oysa gerçek çok daha farklıdır ve Osmanlı İmparatorluğunun şaşalı çağları dahil, halifelik makamı hala İslam aleminde etkiliyken dahi hiçbir lider İslam’a Atatürk kadar hizmet etmemiş ve dinin halk tarafından anlaşılır kılınmasına O’nun kadar çaba göstermemiştir.

Zamanın ve günümüzün hala en değerli meal ve tefsiri durumundaki merhum Elmalılı Hamdi Yazır eserlerini bizzat hazırlattıran, finanse eden, ana dilde ibadeti mümkün kılan, Diyanet işleri başkanlığını kurup din işlerini sahipsizlikten kurtaran ve bilimselleştiren, tekke gibi miskin yuvaları kapatan, örfleri Kur’an ayetlerinden ayırmayı ilke edinen ve Peygamberin şeklinden ziyade ahlakını ve mucizelerini Türk insanına tanıtmaya çalışan Atatürk, bugüne kadar hep onardığı camilerle, yaptığı yardımlarla gündeme gelmiştir (ki bunlar bile ziyadesiyle yeterlidir).

Lakin çok daha fazlası vardır ve O’nun reklamsız hizmetlerinin devamı durumundaki bu çabaları her türlü takdire şayandır.

Japonya’da (Tokyo) Japon Kralının isteğiyle inşa ettirilen cami de bunlardan birisidir. Karşıt görüştekiler inatla reddetseler ve kamuoyundan saklamaya çalışsalar da o cami vardır ve yaptıran Atatürk’tür. Hem de Devlet bütçesinden değil, servetinden ve maaşından yaptırmıştır.

Konunun başlangıcı şöyledir; Tokyo’ya cami yapılmasını isteyen Kral, önce en makul ‘dost’ ve İslam aleminde lider ülke niteliğindeki devlet olarak Türkiye’yi düşünür… Çünkü Rusya’da meydana gelen Bolşevik İhtilalinden (1917) sonra, Rusya’yı terk eden Türkler (Kazan Tatarları) Japonya’ya yerleşmiş, müslüman nüfusun gittikçe artmasıyla beraber, Japonya’ya bir cami yapılması söz konusu olmuştur. Türkiye’nin ‘dost’ olarak algılanmasının tarihi sebepleri de vardır. (Ertuğrul Firkateyn’in hikâyesi…) Bir diplomatını Ankara’ya yollar Japonya… Japon Büyükelçisi Torijori Yamada Atatürk’le görüşür ve fakat görüşmenin detayı hep gizli kalır.

Aradan yıllar geçer ve bu konu hiçbir şekilde gündeme getirilmez Cumhuriyet hükümetlerince… Hep bu konunun üstü kapatılır ve halka yansıması engellenir…

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucusu, hürriyet kahramanı, büyük deha, komutan, devlet adamı Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 82 yıl önce kendi cebinden parasını vererek Japonya, Tokyo’da yaptırdığı caminin gerçek hikâyesi şöyledir. (Kaynak: Işın Erşen, Gazeteci)

Işın Erşen anlatıyor; “1980’li yılların başında kardeşim ve eşi, Japonya’da Tokyo’da diplomat olarak görev yapıyorlardı. Annem, kardeşimin yanına Tokyo’ya gitti. Annem, bir süre sonra döndüğünde Japonya anılarını anlatırken, Ertuğrul faciasının yaşandığı 18 Eylül günü Oshima’da yapılan anma törenine kardeşimle birlikte katıldığını ve kendisine de üzerinde Japonca ‘Ertuğrul faciasının anısına’ yazılı bir tabak verildiğini, aradan bir asırdan fazla zaman geçmesine rağmen Japonların bunu unutmadığını ve Türklere büyük saygı duyduğunu anlatmıştı…”

Bu aktarım bize bir şeyi hatırlatıyor; Japon milletinin vefakârlığını, ‘dost’ bildiği ülkelere karşı özgün davranışlarla farklı olduklarını göstermektedir. Gazeteci Işın Erşen’in annesi bir şeyden daha bahseder; Tokyo Camii hakkında bilgiler verir. Annenin konuşmaları arasında, Tokyo Camiine de gittiğini öğrenir. İşte Tokyo Camii hakkında aktarılan hatıra: “Tokyo’da cami de mi varmış?” sorusuna muhatap kalan anne gazeteci kızına “Hem de Atatürk yaptırmış” dediğinde bir gazetecinin hayatında yakalayabileceği flaş değerde haber olduğunu herkes kabul eder…
Olayın özeti şöyledir; yıl 1931… Japon Elçisi Torijori Yamada, Türkiye’ye gelip Atatürk’ü ziyaret eder… Atatürk’e Tokyo’ya bir cami yaptırması konusunda Japon Kralının ricasının olduğunu iletir… Atatürk’ün mükemmel Fransızcasının yanında az da Japonca bilmektedir. Mustafa Kemal Harp Akademisinde okurken kısa bir süre için Büyükelçi Torijori Yamada Japonca derslerine girdiğinden tanışmaktadırlar.

Torijori Yamada’yı “ hocam” diye karşılayan Mustafa Kemal Atatürk, büyükelçiye şunları söyler; “Daha savaştan yeni çıktık… Ülkem çok fakir… Borç harç içindeyiz, devlet parasıyla cami yaptıramam, ancak bu camiyi ben kendi maaşımdan biriktirdiğim paramla yaptırırım” dediğinde Japon diplomat hayrete düşer!

Mustafa Kemal Atatürk’ün burada gösterdiği üstün liyakat ve feraset, devletini yüceltme ve dinine sahip çıkma düşüncesinin doruktaki yaşanmışlıktır… İşte o günden itibaren Mustafa Kemal Atatürk devletten aldığı maaşıyla Yamada’ya verdiği sözü tutar Tokyo Camii’ni yaptırır…

Torijori Yamada, Ankara’yı ziyaretinden bir yıl sonra 1932 yılında vefat etmiş ama Atatürk verdiği sözü tutar ve Tokyo Camii’ni yaptırır. Cami, Atatürk’ün ölüm yılı olan 1938 yılında tamamlanır…

Mustafa Kemal Atatürk’ün ebediyete intikal ettiği yılda bu caminin bitirilmiş olması da anlamlıdır. Ve Tokyo Camii ibadete açılır… Gazi Paşa’nın ruhuna de Fatihalar ve Mevlit okunur…

Bu caminin en büyük özelliği ise her gün sabah ilk ezanın bu camide okunmasıdır.

Bu arada bir dip not olarak belirtmekte de fayda vardır ki Atatürk, yalnız Tokyo camii “Tokyo Jamii Mosque” yaptırmakla yetinmemiş, ayrıca Fransa’daki, Paris Camii de (la mosquée de paris) Mustafa Kemal’in yardımlarıyla tamamlanmıştır…

Mustafa Kemal, 1919- 1938 arasında her yıl Paris Camii’nin yapımı için “Bizim de katkımız bulunsun” diyerek yıllık onar bin frank para göndermiştir. Atatürk’ün ölümünden sonra bu yardım kesilmiştir. Bilgiyi veren; Paris Camii ve Enstitüsü rektörü Abbas Bencheikh El Hocine’dir. Caminin şeref defterinde II. Abdülhamit ve M. Kemal Atatürk’ün Paris Camii’nin inşasına maddi ve manevi katkıları olduğu belirtilmektedir. Bu caminin özelliği de şudur ki Fransa’daki ilk camidir. 

Varlığımızı borçlu olduğumuz Mustafa Kemal Atatürk’ü doğru anlamaya çalışmanın ne kadar önemli olduğu, O’nun hakkındaki bilinmezlerin ve yalanların ardından yürümenin çaresizliği ve zararı bu iki örnekten de malumdur. O, tanınmalı ve gelecek nesillere de iyi anlatılmalıdır ki aydınlanma ve Cumhuriyet payidar kalsın. Çünkü O tanınır ve anlaşılırsa modern çağların koyu karanlıkları ve emperyalist belaları da kendiliğinden yok olup gidecektir.

Türklüğün hak ettiği yere gelmesine imkân sağlayan ulu önderin, aynı hissiyatla İslam’ı da Kur’an’a geri döndürmek çabalarını inkâr etmek, en başta dindar olduğunu savunanların hakkaniyete nasıl karşı olduklarının da göstergesidir.
Buradan da çıkarılacak sonuç şudur ki Atatürk İslam’a asla karşı değildir ve Türk ve İslam tezini, devleti bilimselliğe teslim ederek ve vicdanları özgür bırakarak daima savunmuş ve hayata geçirmek istemiştir.

Gerçeği merak edenler O’nun ‘İnşallah’, ‘Allah’ın izniyle’, ‘Kur’an ile hatırlatmak isterim ki’ vs. diye başlayan ve biten mektuplarına, konuşmalarına bakmalıdır.

Çünkü Kur’an ile öğüt vermek ve hatırlatmak her baba yiğidin harcı değildir.

Sunay Akın’ın dediği gibi:

“Bu millet şunu biliyor mu! Bu gezegenin en doğusundaki (ve batısındaki) sabah ezanının ilk okunduğu camiyi Mustafa Kemal Atatürk yaptırmıştır.”

Yalan ve iftiranın, açık aramanın, ahde vefa etmemenin ise dinde yeri zaten bellidir.

Ruhun şad olsun Yüce Atatürk !

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir