Atatürk ve iman

Atatürk ve iman

Atatürk ve iman

İnternet sayfaları “Atatürk ve din”, “Atatürk’ün İslama hizmetleri” sayfalarıyla doludur ve gözden kaçan çok mühim bir mesele vardır. O mesele Atatürk’ün imana verdiği kıymettir.

Tekkelere mahkum olmuş, sebataylar elinde kıvranan, hurafelere boğulmuş, anlaşıl mayan dille okunmaya hapis, adeta okumayı yasaklayan ama dinlemeyi öne çıkaran, halkın anlamadığı İslam’ı, çamurlardan kaldırıp temizleyen ve layık olduğu temiz ve şerefli mevkiye oturtan Atatürk, din adamları ile birlikte ki Merhumlar Elmalılı, Börekçi ve Mehmet Akif baştadır, sayısız hizmeti ile sadece İslam’a değil, ihsana ve imana da hizmet etmiştir ki bu açıklanması egreken bir konudur.

Dine sayısız hizmetlerine rağmen, iki kadeh rakı ile Atatürk’ü birilerinin neden din dışına itmeye çalıştığı da bu sayede daha net anlaşılacaktır.

Dinin üç unsuru yani tevhidin üç esası; iman, İslam ve ihsandır.

Bağımsızlık mücadelesi ve akabinde yapılan inkılaplar din alanı için konuşursak imanla kazanılmış, mantık ötesi, mucizelerdir. Allah’ın yardımı olmadan kazanılamayacak bu savaşların Bedir ve Uhud’dan bir farkı asla yoktur. Yani Atatürk’ün ordusu öncelikle iman ordusudur ki Kahraman ordu ancak o sayede ölüme (şehitliğe) koşarak gitmiş, öleceğini bile bile kaçmayı reddetmiş, aç ve yaralı vaziyette kilometrelerce yol yürümüş, halk elindekini avucundakini imanının sesini dinleyerek Orduya teslim etmiştir. Yani Kurtuluş savaşı baştan sona iman savaşıdır, İman ordusunun savaşıdır.

Namus ve hakkaniyet, milli mücadelenin ve sonrasının en değerli kavramlarıdır ki namuslu olmak kaydıyla düşmana dahi merhamet gösterilmiş, sayısız İstiklal mahkemesi mahkumu bizzat Atatürk’ün emriyle idamdan kurtarılmış, mevkilere hep namuslular, adaletli ve ehil olanlar getirilmiştir.

İhsan, Allah’ı yanıbaşında bilerek iman ile güzel davranmaktır ki Kurtuluş savaşının ve inkılabın neferleri hayatı ve dini güzelleştirmek için canını vermiş, İslam’ı anlaşılır kılarak halkın asırlarca mahrum bırakıldığı nimete kavuşmasını sağlamıştır.

Dini hurafelerden ve yobazların, hainlerin, işbirlikçilerin egemenliğinden kurtararak sadece Allah’a kılavuzlayan İnkılap erleri, okullara, kıtalara ders kitapları, tefsirler, mealler göndererek hayatı Kur’an rotasına, ihsana çevirmiştir.

İslam’ın hak ettiği düzen ve güce erişmesi için laikliği ilke edinen, vicdanları hür ve İslam’ı gönüllerde yaşanan bir saadet noktasına getiren İnkılap erleri, ne cami yıkmış, ne ahırlaştırmış, ne mektuplarına Allah adını anmadan başlamıştır. Hatta tamamı Peygamberin savaşlarını incelemiş ve O’nu insan üstü mucizeler gösterdiği için Resul olduğuna kesin olarak inanan insanlardır.

“Bütün dünyanın Müslümanları Allah’ın son peygamberi Hz. Muhammed’in gösterdiği yolu takip etmeli ve verdiği talimatları tam olarak tatbik etmeli. Tüm Müslümanlar Hz. Muhammed’i örnek almalı ve kendisi gibi hareket etmeli; İslamiyet’in hükümlerini olduğu gibi yerine getirmeli. Zira ancak bu şekilde insanlar kurtulabilir ve kalkınabilirler.” (Atatürk, Nedim Senbai, A.Ü. Dil, Tarih, Coğrafya Yay., s. 102, 1979)

Türkçe ibadet meselesi ve laiklik Allah emridir ama kişilerin tercihine kalmıştır ama din (İslam), iman ve ihsanın adını, tarifini, rotasını belirleyen Allah’tır. Tamamı Kur’an’da olan bu güzellikler ancak akıl-bilim ve vahyin buluşması ile mümkündür ki Cumhuriyet bunu sağlamayı gaye edinmiş ama ne yazık ki ilk iki adımı tamamlanan dini inkılaplar (yani dine getirilen çağdaş ve kökten yorum yani tecdit, ama asla reform değil) maalesef Atatürk’ün vefatıyla yarım kalmıştır.

Projenin yarım kalmasına sebep olarak Atatürk’ü gösterenler ecel hakiklatini unutmakta, Atatürk’ün niyet ve maksadını kasten saptırmakta, Atatürk sonrası dönemin faurasını dahi Atatürk’ kesmektedir. Niyetler kötü olunca zaten başka türlüsü de olamaz.

İslam, dindir, tamdır, Kur’an’dadır. Allah’ın haram ve helalleri de O’ndadır. İçki bunlardan sadece bir tanesidir ve zararı sadece içenedir kaldı ki Atatürk asla sarhoş olmayan, masasına aldığı zevat ile muhabbet ederek, devlet meselelerini konuşandır.

İçkinin haramlığı ise şarabın tamamı ve alkolun sarhoşluk miktarından sonrasıdır.

Atatürk düşmanlığı, Cumhuriyet ve akıl düşmanlığıdır ki maalesef hedefte laiklik vardır. Laikliği anlamayan, laikliğin Allah emri olduğundan habersiz gafillerce ortadan kaldırılmaya çalışılan laiklik, tanımıyla oynanarak, dinsizliğe tercüme edilmeye çalışılmakta ama gerçek bunun tam aksini söylemektedir. lakiklik İslam’ın yaşayabilmesi için tek kurtuluş yoludur, Allah emridir.

Allah ve Kur’an, ayetlerdeki manaların hayata yansımasını sayısız adrese gönderir ki akıl ve bilim ve insanlık değerleri başta gelir. İşte laiklik bunların tamamını garanti eden, hür ve eşit dini yaşama şeklidir.

İtirazı olanlar ise yobaz zihniyetli, israiliyata veya arap milliyetçiliğine hevesli, dini tanımayan iman ve ihsan yoksunlarıdır.

Atatürk’ün, İslam ve ihsana verdiği hizmet, imana verdiği hizmetin yanında çok az kalır ki tecdit eri Mustafa Kemal, dini Kur’an istikametinde rotaya oturtarak, şeytancılıklara, aldatmalara ve hurafelere set çekmiş, bunlardan nasiplenen manevi mikropların tezgahını bozmuştur.

“Bizim dinimiz,akla en uygun ve en doğal bir dindir ve ancak bundan dolayıdır ki son din olmuştur.Bir dinin doğal olması için akla,bilme ve mantığa uygun olması gerekir.Bizim dinimiz bunlara tümüyle uygundur.”(1923)

Bugün Türkiye, İslam aleminin lideri, tek mutlu ve bağımsız İslam devleti ise, din hür vaziyette yaşanabiliyorsa bu laiklik nedeniyledir.

Ortadoğu İslam’ı yerlerde sürünüyorsa bu tek kişilik krallıkların halkı din rotasından çıkarması ve dini siyasileştirerek baskı aracı yapması sebebiyledir. Oysa dinde zorlama yoktur. Zorlama olursa riya ve gösteriş olur ki bu hem şirktir hem yaşanan din olmaktan çıkar.

Ve .. ezanlar hür okunabiliyorsa, hanımlar namusunu tehlikede hissetmiyorsa, dileyen dilediği mezhebe taraf olabiliyorsa bu Atatürk ve silah arkadaşları sayesindedir.

Mişnalardan Kur’an’a geçişin adı olan laik sistem, din adına tek tartışma üstü kişi olarak Hz. Peygamberi tanır ki başka kimsenin din adına ahkam kesmesine müsaade etmez. Bir itiraz da bunadır.

Atatürk, kefen torbasına gayret, amel ve niyetlerini koymuş, onları iman zarfıyla mühürlemiş tecdit eridir, mü’mindir. O’nu anlayamayan, O’na düşman olan evvela kendisini sorgulamalıdır.

Ahir zamanda o ruhu yaşatabilmek tüm iman sahiplerinin görevidir ki bu yapılmazsa, ahde vefa edilmemiş, iman ile arzulanan kurtuluşa düşman olunmuş olur ki esenlik mümkün değildir.

Atatürk’ü tekfire (din dışına çıkarmak) kalkışanlar evvela kendi dinlerini sorgulamalıdır.

Atatürkçüleri, irtidat etmiş (mürted) gösterip eskiden müslümanken şimdi din dışına çıkmakla itham edenlerin, Atatürk Cumhuriyetini darül-harp göstermeye çalışanların asıl maksadı; hurafelere mahkum ve kişiliksiz İslam’ı Ortadoğu ile kaynaştırarak halkı araplaştırmak, laikliği silmek, uzun vadede halkı köle gören-kendisini (haşa) Allah’ın gölgesi sayan-hem dine hem devlete sahip halifeliği geri getirmektir ki bu Peygambere de, Kur’an’a da, Allah’a da savaş açmaktır.

Şeytan, hurafeleri tatlı yalanlar olarak sunar, süslü gösterip aldatır, Kur’an ve iman nasipsizlerini bu sayede kendisi gibi cehennemlere mahkum eder. İman sahipleri ise hayatı Kur’an ile sorgulayabilenler, asli fetva makamı olarak daima kalbe müracat edebilenlerdir.

Ve takva sadece Allah katında bir üstünlük derecesidir. Kimse Atatürk’ün imanını sorgulama hak ve yetkisine asla sahip değildir. Çünkü Cumhuriyet halen O’nun gibi bir mü’min yetiştirmek şerefine erişememiştir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir