YARBAY RIFAT BEY

Kahramanlarımız

YARBAY RIFAT BEY

13 ncü Alay Komutanı Yarbay Rıfat Bey de bugünkü kanlı dövüşün şehitleri arasındaydı. Tarassut tepede bir top mermisiyle şehit olduğunu öğrenen silah arkadaşları, onun sık sık yinelediği sözlerini içleri burkularak anımsamaktan kendilerini alamadılar:

“Ben ufak kurşunla ölmem. Öyle küçük şeylerle yıkılamayacak bir hayat yaşadım.”

Ve, Yarbay Rıfat Bey’in ölümü küçük bir kurşunla değil, koskoca bir top mermisiyle olmuştu…

Sivaslıydı Rıfat Bey. Harp Okulunu bitirdikten sonra, genç subaylık yıllarını imparatorluğun şurasına burasına dağılmış kışlalarda geçirmişti. Zor günlerdi o günler. O sıkıntılı yaşama dayanamayan zayıf yapılı eşi, ardında bir erkek çocuk bırakarak, veremden ölüvermişti…

Bir ara izinle Sivas’a gelmiş, dağınık yaşamına düzen vermek istemiş, ilk eşinin yakınlarından Refika hanımla nişanlanmıştı. Evlilik hazırlıkları sürdürülürken Balkan Savaşı patlamış, kendini Trakya’daki ateş çemberi içinde bulmuştu. O bozgun günlerini, subayların çaresizlikten çılgına döndüğü, Bulgarların İstanbul kapılarına dayandığı o kapkara günleri bir bölük komutanı olarak yaşamıştı…

Ardından hızlı bir olaylar dizisi başlamıştı: Balkan Devletlerinin birbirleriyle savaşa başlaması, fırsattan yararlanılarak Edirne’nin kurtarılması, savaşın bitişi, birliğinin Edirne’den Doğu Anadolu’ya, Bayburt’a kaydırılması… Olaylar akış hızını koruyordu: Bir yıla yakın nişanlılıktan sonra evlenişi, barış geldi derken Avrupa’nın koskoca bir dünya savaşı başlatması, savaş ilan edilmediği halde Ruslarla sınır çatışmalarına girişilmesi, bu çarpışmaların birinde yaralanması ve Erzurum’daki hastaneye kaldırılması… Bütün bu olaylar baş döndürücü bir hızla birbirini izlemiş, topu topu sekiz on ayın içine sığıvermişti…

Ne var ki, Binbaşı Rıfat Bey’in yaşamındaki fırtınalar dinmemişti henüz. Dinmeyecekti de… Ruslarla savaş başlamıştı çünkü. Yaraları kabuk bağlamadan cepheye koşmuş, Enver Paşanın Sarıkamış’ın kuş uçmaz kervan geçmez karlı dağlarına sürdüğü orduya katılmıştı. Çoğu bir tek kurşun atamadan, bir tek Rus’un yüzünü göremeden yazlık üniformalarıyla donan doksan bin Anadolu delikanlısının dramını yaşamıştı Sarıkamış’ta. On beş gün içinde eriye eriye bir avuç kalan yarı donuk 9 ncu Kolordu Karargahı, aniden çevresini saran Rus birliğine tutsak düşmüştü. Soğuktan adım atamadıkları için, donuk parmaklarını tetiklere uzatamadıkları için, kısaca kımıldayamadıkları için tutsak olan bu çaresizler arasında Binbaşı Rıfat Bey de vardı.

4 Ocak 1915 günü çileli tutsaklık yaşamı başlayan Rıfat Bey’i, öteki Türk tutsaklarla birlikte Sibirya’ya götürmüşlerdi. Sibirya’nın Grasnisas kentindeki tutsak kampında tam dört yıl, bitmek tükenmek bilmeyen upuzun dört yılı dolduran acılı günler yaşamıştı. Başarısızlıkla sonuçlanan bir kaç kaçma girişiminden sonra kaçmayı başarmış, Orta Asya çöllerini aşarak Çin sınırına ulaşmış, tam sınırı geçerken yeniden yakalanmıştı. Bu kez, Çin’in Çakicük kasabasında aylarca tutuklu kalmış, en sonunda Çin’li Müslümanlar tarafından kurtarılmıştı. Çahuf çöllerini aşarak Taşkent’e gelmiş, oradaki Türklerle hemen kaynaşmış ve Orta Asya Türklerinin eğitim sorunlarına eğilmişti. Taşkent’teki öğretmen okulunda öğretmenlik, müdürlük yaparak işe başlamış ve altmışa yakın okul açarak Türkistan eğitimine önemli katkılarda bulunmuştu. Taşkent ve Semerkant’ın en sevilen ve sayılan kişisi olmuştu…

1920 yılı Ağustos ortalarında Türkiye’ye dönebilmiş ve rütbesi yarbaylığa yükseltilerek Merzifon’daki 13 ncü Alaya komutan atanmıştı. Bu arada, tutsaklık nedeniyle 5 yıl, 8 ay, 10 gün ayrı kaldığı yuvasına kavuşmuştu. Ne yazık ki bu kavuşma da uzun sürmeyecek, Yunanlılar ileri yürüyüşe başlamadan önce, 1921 yılı Haziran ayı başlarında alayıyla cepheye

gidecekti. Cephedeyken bir kızının doğduğunu bildiren telgraf almıştı. Kısaca yine telgrafla yanıt vermişti:

“Saadet’e saadetler, hepinize afiyetler dilerim.”

Türlü fırtınalarla dolu yaşamında mutluluk yüzü görmeyen Rıfat Bey, kızına “Saadet” adını vererek teselli bulmak istemişti.

Fırtına dinmek bilmiyordu bir türlü. 10 Temmuzda ileri yürüyüşe başlayan Yunan Ordusu, üç gün sonra olanca gücüyle Türk mevzilerine çullanmıştı. Sekiz gün süren çok kanlı çarpışmalarda bozguna uğrayan Türk Ordusu Afyon, Kütahya ve Eskişehir’i bırakarak Sakarya ırmağı batısına çekilmişti. Yarbay Rıfat Bey, ezilen alayıyla Sakarya doğusuna geçmiş, son ve kesin savunma hazırlıklarına katılmıştı…

Yirmi gündür Sakarya boylarında dövüşen Yarbay Rıfat Bey, bugünkü çarpışmalarda Tarassut tepede bir top mermisiyle şehit düşmüştü.

Sık sık söylediği gibi, Yarbay Rıfat Bey’in türlü acı ve zorluklarla yoğrularak çelikleşen yaşamı, ufak bir kurşuna değil, koskoca bir top mermisine boyun eğebilirdi ancak…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir