DARENDELİ MEHMET ÇAVUŞ

Kahramanlarımız

DARENDELİ MEHMET ÇAVUŞ

Alayı süngü saldırısına kalktığında Darendeli Mehmet Çavuş takımının en önündeydi. Sağ ayağındaki kapanmış eski bir yaradan ötürü aksayarak koşuyordu. Ayağındaki aksaklığı gür sesiyle bastırmak istercesine olanca gücüyle bağırıyordu:

Allah! Allah! Allah! Allah!…

Yunan siperlerine elli metre kala, takımının bazı erlerinin kendisini geçtiğini görünce canı sıkıldı. Kafasını yana çevirince, ötekilerin de kendisine yetiştiğini anladı. Artık süngü saldırısını, siperlerdeki Yunanlıları unutmuş, kendini yarışa dönüştürdüğü koşuya kaptırmıştı. Yeni bir hırsla bir iki adım atmıştı ki, yanı başında soluk soluğa bir ses duydu :

Ha çavuşum, dayan çavuşum!

Amasyalı Dursun’un sesiydi bu.

Takım şişkosu Dursun bile başlangıçtaki mesafeyi kapatmış, kendisine gayret veriyordu aklınca. Bu ağırına gitti Mehmet Çavuşun. İç geçirdi. Ulan Rus’un kurşunu sağ bıraktı, şişkonun sözü öldürecek.

Son bir çabayla şişko Dursun’a yetişeyim derken, bir silah sesi duydu. Şişko Dursun yere yıkılınca, birden ayıldı. Tam süngü çatışmasına gireceklerken, Yunanlı tetiği çekmişti. Yunanlının namluya yeni bir mermi sürmek için tüfeğin mekanizmasına el attığını gördü. Tüfeğiyle çapraz vuruş yapmak için atak yaptığı anda, patlama sesiyle birlikte sağ bacağında

bir sızı duydu. Çapraz vuruşla yeniden mekanizma koluna el atan Yunanlının tüfeğini çeldi, süngüsünü sapladı. Karnı deşilen Yunanlı yere düştü.

Mehmet Çavuş, ileride süngü çatışmasını sürdüren takım erlerine yetişmek koşmak istedi. İlk adımda sağ bacağı beynini zonklatan bir acıyla bükülünce, yüzüstü toprağa düştü. Yunanlılar bozulmuştu. Sevindi.

Kafasını sola çevirince, Şişko Dursun’un kendine doğru sürünmeğe çabaladığını gördü.

Orda kal deli şişko. Tüfeğini doğrult. Ben yanına varıyom. Gavur gelirse bas tetiğe.

Sürünerek beş adım ötedeki şişkonun yanına ulaştı. Şişkonun yüzü boncuk boncuk terdi. Göğsünün sol omuza yakın kesimi kıpkırmızıydı.

Mehmet Çavuş, sargı paketini açtı. Pamuk yumağını olduğu gibi şişkonun yarasına bastırdı :

Gözün aydın şişko, dedi. Yaran yüreğinden ırak. Soluk alırken acıyo mu?

Biraz.

Kurşun ciğerini sıyırtmıştır. Öksür hele.

Şişko bir kaç kez öksürdü.

Gözün aydın ki ne aydın, dedi Mehmet Çavuş. Kan içeri sızmıyor. Ciğere değmemiş.

Sen ne haldesin çavuşum.

Benden hayır yok. Gavurun kurşunu eski kırığa rast geldi. Zor kaynamıştı kemik zati. Şimdi iyice dağıldı herhal? Sen pamuğu sıkıca bastır yarana. Hiç kıpırdanma. Tepe alındı gibi. Birazdan sedyeciler yetişir.

Mehmet Çavuş, ellerine dayanarak gövdesini dikledi, oturdu. Pantolonunun kayışını çözdü. Kıçını hafifçe kaldırarak pantolonunu sıyırdı, ite ite ayağındaki çarığın üstüne yığdı. Bacağının bir yana kaykılan dizden aşağısını doğrulttu. Yara fazla kanamıyordu. Sargı bezini sıkıca sararken seslendi.

Lan deli şişko! Benden hayır yok. Topal kalırım gayri. Askerlik bitti. Barışa kavuşunca çavuşunu unutmuşluk etme. Darende’nin Fenk köyündenim. Sivas’ın Darendesi, Darende’nin Fenk köyü. Unutayım deme Fenk, Fenk!…

Doğruydu. Mehmet Çavuşun dokuz yıllık askerlik yaşamı bitmişti. Ordu dışı kalacaktı bundan böyle. 1906 yılında yirmi yaşındayken askere alınmıştı. Savaş yoktu. Diyarbakır kışlasında üç yıl askerlik yaptıktan sonra köyüne dönmüştü. 1912’de Balkan Savaşı patlayınca askere çağırmışlar, Trakya’ya götürmüşlerdi. Edirne’yi geri aldıktan sonra barış olmuştu. Edirne’den alıp İstanbul’a getirmişler, orada terhis etmişlerdi. Vapurla Samsun’a

gelmiş, oradan köyüne dek yürümüştü. Tam tarlayı, bağı düzene koyacaktı ki, bu kez Dünya Savaşına çağırdılar. Rusların doğuda Hasankale’ye dek ilerlediği günlerde, Oltu yakınlarındaki cephede buldu kendini. Yükselmiş, çavuş olmuştu. Takım komutan vekili olarak Kaleboğazı geçidini savunurken, bir şarapnel parçasıyla sağ bacağının diz altından yaralanmıştı. Tortum’a gönderdiler Mehmet Çavuşu. Yarası iyi olunca yeniden cepheye döndü. Birliği ile Aşkale’ye, oradan da Erzincan’a dek çekildi, vuruşa vuruşa. 1917’de Rusya’da komünist devrimi olup da Ruslar çekilince, Ermenilerle çarpışma başladı. Mehmet Çavuşun birliği vuruşa vuruşa ilerlemeye başladı. Erzurum’un, Kars’ın, Gümrü’nün kurtarılışını yaşadı. Savaş bitip de silah bırakışması olunca, köyüne döndü.

Tarlayı, bağı yeniden düzene koymaya girişti. İşler yoluna girdi derken, bu kez Yunanlılarla savaş başlamıştı. Ver elini Sakarya…

Otuz beş yıllık yaşamının dokuz yılını asker ocağında, altı yılını savaşta geçiren Mehmet Çavuş, geri kalan ömrünü tarlasında doldurmayı umuyordu. Barış olursa eğer…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir