Bandırma vapuru ile Samsun’a yolculuğun hikayesi

Bandırma vapuru ile Samsun’a yolculuğun hikayesi

Bandırma vapuru ile Samsun’a yolculuğun hikayesi

Mustafa Kemal Atatürk’ün ulusal bağımsızlık mücadelesini çok önceden planlamış olduğunu kendisi nutkunda ifade ettiği halde ve Vahdettin’in ihanetinden uzun uzadıya bahsettiği halde bazı kesimlerce Samsun’a yolculuk değişik boyutlara çekilmek istenmekte ve sanki padişah kendisi göndermiş ve hatta yolluk olsun diye 40.000 altın vermiş izlenimi yaratılmaya çalışılmaktadır.

Bu tartışmaların sebebi malumdur ve iddiaların hepsi yanlıştır. Çünkü Mustafa Kemal’i Samsun’a gönderen makam öncelikle padişah değil, padişaha baskı yapan işgal kuvvetleridir. Sonra sarayın Mustafa Kemal’e verdiği para sadece 1000 liradır ve üç günün sonunda zaten bitmiştir ve faturası (harcamalar) telgraf ile saraya bizzat Mustafa Kemal tarafından çektirilmiştir. Mustafa Kemal’in bu para ile ilgili ince tutumu milli mücadele döneminde de aynen devam etmiş, devletten (maaşı hariç) veya başkaca teklif makamlarından (İngilizlerden) tek kuruş almamıştır. Harcamalarının tamamını da bir kenara not etmiş, ettirmiştir.

Dolayısıyla nutkunda da ifade ettiği gibi Ata’mızın Samsun’a gidişi planlı bir uyanma ve direnme hareketidir, milli mücadelenin ilk ateşinin yakılmasıdır ve bizzat Vahdettin ve O’nun ardındaki işgal kuvvetlerine karşıdır. Nitekim bir süre sonra aynı Vahdettin Mustafa Kemal hakkında idam fermanı verecek, İstanbul fetvası yayınlatacak, milli kuvvetleri vatan haini ilan edecektir.

Özetle; 16 Mayıs tarihinde başlayan meşakkatli yolculuk 19 Mayıs tarihinde sonlanmış ve umutlar baharın müjdecisi Anadolu’ya taşınmıştır. Bu umut halkın inancıdır ve o gün orada doğan güneş Mustafa Kemal’den başkası değildir.

ATATÜRK KURTULUŞ SAVAŞINA NE ZAMAN VE NEREDE KARAR VERMİŞTİ?

Atatürk Ulusal Kurtuluş mücadelesine 5 Kasım 1918´de Adana´da, Karargahı Konya Ereğli´sinde bulunan 20. Kolordu komutanı General Ali Fuat CEBESOY ile birlikte karar verdiler. Fakat bu kararı milli mücadelenin sonunda, Atatürk´ün 15 Mart 1923 tarihinde eşi ile birlikte Adana´yı ziyaretine kadar milli bir sır olarak sakladılar ve resmen hiçbir zaman açıklamadılar.

Atatürk 13 Kasım 1918 günü Adana´dan İstanbul´a gelmişti. İstanbul´un durumu çok hazindi. O gün 61 parçadan oluşan dev İtilaf donanması boğazda namlularını son Osmanlı padişahı Vahdettiin’in oturduğu Yıldız Sarayı´na doğru yöneltmişlerdi. Mustafa Kemal bu heybetli gemilere nefretle baktı ve dudaklarından şu sözler döküldü. “Hata ettim. İstanbul’a gelmemeliydim. Ne yapıp yapıp Anadolu´ya dönmenin çaresine bakmalı” dedi.

İşte bu düşünceyle ulusal kurtuluş için en uygun yer neresi olabilirdi düşünmeye ve araştırmaya başladı.

MUSTAFA KEMAL PAŞA´YA ANADOLU´DA NASIL BİR GÖREV VERİLMİŞTİ? O NE DÜŞÜNÜYORDU?

Mustafa Kemal´in 9. Ordu birlikleri müfettişliğine atandığını bildiren 30 Nisan 1919 tarih ve 67/5 sayılı belgede Mustafa Kemal´in görevleri şöyle yazılmaktadır.

Anadolu´da kurulmuş bulunan komitelerin dağıtılması (Yani, YURDUN SAVUNMASINA YÖNELİK GİRİŞİMLERİN ÖNLENMESİ).

Doğu Karadeniz´de “Rum Çeteleri” ile “Müslüman Halk” arasında ortaya çıkan olayların giderilmesi (Yani RUM ÇETELERİ´NE KARŞI KOYMANIN ÖNLENMESİ).

Oysa Mustafa Kemal, henüz Samsun yolundayken, Bandırma Vapuru’nda yanındakilere: “Devrimden daha çok şey yapılacaktır. Çünkü Türkiye henüz mevcut değildir. O’nu dünyaya getirmek gerek” demektedir. O´nun Anadolu´ya gitme tutkusunu, Oktay Akbal, “Atatürk Yaşadı mı?” isimli kitabında şöyle yazmış;

“Mustafa Kemal Paşa, İstanbul´dan ayrılmadan önce her şeyi planlamış, küçük ayrıntılarına kadar her ihtimali hesaplanmıştı. Mustafa Kemal bugünlerini kendi kalemimden şöyle anlatır: ‘´ Bir gün İsmet Beyi Şişli´deki evime davet ettim. Bir zaman hoşbeşten sonra, Şuradan bana bir Türkiye haritası bulup masaya açar mısın? Üzerinde konuşacağım..” Açtı ve ne yapacağımı sordu. Mesela dedim. “Hiçbir sıfat ve selahiyet sahibi olmaksızın Anadolu´ya geçmek ve orada milleti uyandırarak, kurtulma çarelerini aramak için en müsait bölge ve beni o bölgeye götürecek en kolay yol hangisi olabilir İsmet?” Yüzüme baktı cevap verdi: “Yollar çok, mıntıkalar çok” dedi. Mustafa Kemal sakin bir sesle “Samsun nasıl?” diye sorunca İsmet Paşa tekrar haritaya baktı. Ve bir süre inceledikten sonra şu cevabı verdi: “Evet. En uygun yer orası.” Görüldüğü gibi daha İstanbul´dan çıkmadan günlerce önce Mustafa Kemal ne yapacağını biliyordu. Amacı ulaşacağı yolları, çareleri tasarlamıştı. Kısacası 19 Mayıs 1919 günü Samsun´a ayak basışı rastgele bir şey değildi. Düşünülmüş, incelenmiş, planlanmış bir davranışın birinci adımıydı.”

Atatürk, kendisine nasıl görev verildiğini söylevinde şöyle ifade eder: “Beni İstanbul’dan sürüp, uzaklaştırmak, isteyenlerin bana bu geniş yetkiyi nasıl verdiklerine şaşabilirsiniz. Hemen söylemeliyim ki, onlar bana bu yetkiyi bilerek ve anlayarak, vermediler. Yetkiye ilişkin yönergeyi de ben kendim yazdırdım.”

Ve devam eder:

“Ben 1919 senesi Mayısının 19’unda Samsun’a çıktığım gün elimde, maddi hiçbir kuvvet yoktu. Yalnız büyük Türk milleti’nin asaletinden doğan ve benim vicdanımı dolduran, yüksek ve manevi bir kuvvet vardı. İşte ben bu ulusal kuvvete, bu Türk Milleti´ne güvenerek işe başladım.”

ATATÜRK İSTANBUL´DAN AYRILMADAN ÖNCE PADİŞAH VAHDETTİN´İ ZİYARET ETTİ. BU GÖRÜŞMEYİ MUSTAFA KEMAL PAŞA SÖYLE AÇIKLIYOR:

Yıldız Sarayı´nın ufak bir salonunda Vahdettin´le adeta diz dize denecek kadar yakın oturduk. Sağında, dirseğini dayamış olduğu bir masa ve üstünde bir kitap var. Salonun Boğaziçi´ne doğru açılan penceresinden gördüğümüz manzara şu. Birbirine paralel hatlar üzerine düşman zırhlıları!. görülüyor. Bordalarındaki toplar sanki Yıldız Sarayı´na doğrulmuş! Manzarayı görmek için oturduğumuz yerlerden başlarımızı sağa sola çevirmek kafi idi.

Vahdettin hiç unutmayacağım şu sözlerle konuşmaya başladı: “Paşa, Paşa şimdiye kadar devlete çok hizmet ettin, bunların hepsi artık bu kitaba girmiştir ( Elini demin bahsettiğim kitabın üstüne bastı ve ilave etti) tarihe geçmiştir.”

O zaman bunun bir tarih kitabı olduğunu anladım. Dikkatle ve sükûnla dinliyordum: “Bunları unutun, dedi, asıl şimdi yapacağın hizmet hepsinden mühim olabilir. Paşa Paşa, devleti kurtarabilirsin”!”

Bu son sözlerinden hayrete düştüm. Acaba Vahdettin benimle samimi mi konuşuyor? O Vahdettin ki ecnebi hükümetlerin yüzüncü derece aletleriyle temas arayarak, devletini ve saltanatını kurtarmaya çalışıyordu. Bütün yaptıklarından pişman mı idi? Aldatıldığını mı anlamıştı? Fakat böyle bir tahminle başka bahislere girişmeyi tehlikeli addettim. Kendisine basit cevaplar verdim: “Hakkımdaki teveccüh ve itimada arz-ı teşekkür ederim. Elimden gelen hizmette kusur etmeyeceğime emniyet buyurunuz.”

Söylerken, kafamdaki muammayı da halletmeye uğraşıyordum. Çok iyi anladığım, veliahtlığında, padişahlığında, bütün his ve fikirlerini, temayüllerini tanıdığım adamdan nasıl yüksek ve asil bir hareket bekleyebilirdim? Memleketi kurtarmak lazımdır, istersem bunu yapabilirmişim. Nasıl? Hemen hüküm verdim: Vahdettin demek istiyordu ki hiçbir kuvvetimiz yoktur. Tek mesnedimiz İstanbul’a hakim olanların siyasetine uymaktır. Benim memuriyetim, onların şikayet ettikleri meseleleri halletmektir. Eğer onları memnun edebilirsem memleketi ve halkı bu siyasetin doğru olduğuna inandırabilirsem ve bu siyasete karşı gelen Türkleri uslandırırsam, Vahdettin´in arzularını yerine getirmiş olacaktım. “Merak buyurmayın efendimiz; dedim, nokta-i nazar-ı şahanenizi anladım. İrade-i seniyeniz olursa hemen hareket edeceğim ve bana emir buyurduklarınızı bir an unutmayacağım.” “Muvaffak ol” hitab-ı şahanesine mazhar olduktan sonra, huzurundan çıktım. Naci paşa, padişahın yaveri; fakat benim hocam, derhal benimle buluştu. Elinde ufak muhafaza içinde bir şey tutuyordu. “Zat-ı şahanenin ufak bir hatırası” dedi. Kapağının üzerine Vahdettin´in imzası ile işlenmiş bir saatti. “Peki, teşekkür ederim” dedim.

HAKKINI HELAL ET ANNE!

Yıl 1919 Mayıs´ın 15 inci günü öğleden sonra, Mustafa Kemal Paşa Şişli´deki evinde ziyaretine gelen arkadaşlarını uğurlarken onlara şöyle diyordu.:

“Bu geceyi annem ve kız kardeşimle geçireceğim. Size veda ziyaretine gelemeyeceğim için kusura bakmayın. Şimdi sizlere veda etmiş olayım.”

Mustafa Kemal Paşa konuklarını uğurladıktan sonra evin üçüncü katına çıkarak kız kardeşi Makbule hanım´a şöyle dedi.

“Makbule bu akşam eve kimse gelmeyecek. Ben, annemin odasında yemek yemek istiyorum. Onun karyolasının karşısında bana bir yer sofrası hazırlattır. Yarın Anadolu´ya gideceğim. Hayat bu; belki ölürüm. Gelemem. Sizlere söyleyeceklerim var.”

Sofra hazırdı. Mustafa Kemal Paşa annesinin odasına girince elini öptü. Anne ve kız kardeşinin hatırlarını sordu.Yer sofrasında annesinin yattığı yatağın karşısına gelen yerdeki minderlere bağdaş kurarak oturdu.

Mustafa Kemal Paşa’nın yemeğe iştahsız olduğu anlaşılıyordu. Zorla çiğnediği lokmaların arkasını keserek elindeki çatalı bıraktı. Çok heyecanlı olarak söze başladı.

“Anne, ben yarın Anadoluya gidiyorum. Buralarda neler olacağı belli değil. Selanik nasıl elden gittiyse buralarda öyle olabilir. Ben kurtarmaya çalışacağım. Ne elimden gelirse onu yapacağım. Fakat bu işte tehlike çoktur. Bu işi başarabilmem için, iç dirliği ile çalışmam gerek, beni kaygı ve tasada bırakmayın. Giderken gözüm arkada kalmasın. Yurt için çalışırken sizden yana bir üzüntüye düşmek istemem. Hesapta ölmek, gidip gelmemek vardır. BANA HAKKINI HELAL ET … Sen de bunları iyi dinle Makbuş, işler fenaya dönerse sakın buradan ayrılmayın. Bütün paranızı sarfediniz. Bir kerre daha söylüyorum . Ne olursa olsun yola çıkmayacaksınız. Başaramazsam zaten sizi öldürürler. O zaman elbet bende ölmüş olurum..”

Mustafa Kemal Paşa’nın bu sözleri anne ve kızkardeşini pek duygulandırdı. Büyük Türk Anası Zübeyde hanım, çok sevdiği biricik oğlunun bu sözlerinin etkisinden bir yürek çarpıntısı ile sarsılmaya başladı.

Epeyce sonra kendine gelen Zübeyde hanıma Mustafa Kemal Paşa heyecan içinde söylediği sözlerin yaptığı etkiyi gidermek için, “Anne üzülme ben size en kötü ihtimali anlattım. Bu işi başarmak ihtimalide kuvvetlidir. Tekrar buraya dönerim. Sizi yanıma alırım, üzülme” diye annesini yatıştırmaya çalışıyordu.

Zübeyde Hanım kendine gelip rahatlamaya başladığında, biricik oğlunun başarılı olması için Tanrı´ya yakarmaya başladı. Bu gece, kimsenin aklına uyku gelmiyordu. Ailecek sabaha kadar konuşuldu dertleşildi.

Mustafa Kemal’in Samsun’a gidişinin önemi

19 Mayıs 1919 tarihinde 9. Ordu Müfettişi Mustafa Kemal’in Bandırma Vapuru ile yapılan yolculuk sonrası Samsun’a ulaşması Kurtuluş Savaşı’nın fiili başlangıcı olarak kabul edilmektedir.

Samsun’da Rum çeteleri ve Türk halkı arasında meydana gelen çatışmaların sonlandırılması için Osmanlı Hükûmeti tarafından Mustafa Kemal görevlendirilmiş ve kendisine 9. Ordu’nun müfettişliği verilmiştir. Bunun üzerine müfettiş görev bölgesine Bandırma Vapuru ile ulaşmış ve bir hafta boyunca Mantıka Palas’ta kalmıştır. Bu süreçte bölgede meydana gelen çatışmaların sebebini araştırmış ve işgalcilere karşı bizzat Türk direniş örgütlerinin kurulmasında etkin rol oynamıştır. Mustafa Kemal, bu bir haftalık süreç sonunda Havza’ya geçmiştir. Havza’da geçirdiği on yedi gün sonunda ise şehirden ayrılarak Amasya’ya hareket etmiştir.

Anadolu’da genel durum

Osmanlı İmparatorluğu, 1918 yılının sonlarına gelindiğinde I. Dünya Savaşı’ndan mağlup ayrılmış, Mondros Mütarekesi’ni imzalayarak dağılma sürecinin sonuna gelmiş bir devlet görünümündeydi. Avrupa devletlerince hasta adam olarak nitelenen Osmanlı; imzaladığı ateşkes ile boğazların hakimiyetini, yeraltı kaynaklarının kullanım haklarını ve donanma ile ordu üzerindeki tüm emir haklarını İtilaf Devletleri’ne devretmişti.

Mondros Ateşkes Anlaşması’nı takiben İzmir Yunanlar, Adana Fransızlar, Antalya ve Konya İtalyanlar tarafından işgal edilmişti. Bunların yanında Urfa, Maraş, Antep, Merzifon ve Samsun’a İngiliz askerleri çıkmış, İstanbul’da ise Kraliyet Donanması demirlemişti. Bunlara bir tepki olaraksa Türkler tarafından Trakya-Paşaeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, Vilayat-ı Şarkiye Müdafaa-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti, Redd-i İlhak Cemiyeti gibi cemiyetler kurulmuş ve işgali sonlandırmanın çareleri düşünülmeye başlanmıştı.

Müfettişlik görevinin verilmesi

Bu dönemde tüm Osmanlı topraklarında olduğu gibi Samsun’da da işgalciler ile Türk halkı arasında silahlı çatışmalara yaşanmaya başlamıştı. Bunun üzerine Arthur Calthorpe’ın imzasıyla İtilaf Devletleri, Osmanlı Hükûmeti’ne bir nota vermiş ve bölgedeki karışıklıkların giderilmesini istemiş aksi halde Mondros Ateşkes Anlaşması’nın 7. maddesinin gerekçe gösterilerek bölgenin işgal edileceğini beyan etmiştir. Dönemin Harbiye Nazırı Abuk Ahmet Paşa ile Sadrazam Damat Ferit Paşa karışıklıkların giderilmesi görevi için Mustafa Kemal’i uygun görmüş, kendisine bu görev Abuk Ahmet Paşa tarafından bildirilmiş ve görev Mustafa Kemal tarafından kabul edilmiştir. Mustafa Kemal bu görüşmeden sonra dönemin Genelkurmay İkinci Başkanı Kazım Paşa ile görüşmüş ve yetkilerini tartışmıştır. Kendisine 9. Ordu Müfettişliği verilmiş, görev yetkilerinin bulunduğu ferman imzalanmıştır. Ayrıca Mustafa Kemal bu fermanda bulunan bazı açıklamaları bizzat kendisi yazmıştır. Müfettişlik görev ve yetkilerinin yer aldığı fermanın görevleri içeren maddeleri kısaca şu şekildedir:

Bölgede düzenin kurulması, yerleştirilmesi ve olayların sebebinin araştırılması.

Bölgede varlığı söz edilen silah ve cephanelerin toplanarak Osmanlı depolarına yerleştirilerek korunması.

Bölgede yer aldığı iddia edilen Türk direniş topluluklarının dağıtılması.

Ayrıca fermanda Mustafa Kemal’in 3. ve 4. kolordular ile; Diyarbakır, Bitlis, Elazığ, Ankara ve Kastamonu illerinin kolordu komutanlarına doğrudan emir verebileceği yetki açıklamaları arasında yer almaktadır. Bu ferman ile 9. Ordu Müfettişi Mustafa Kemal, Anadolu coğrafyasının tüm doğu kısmına emir verebilecek rütbeye erişmiştir.

Müfettişlik görevini kendisini İstanbul’dan uzaklaştırmak için verilmiş bir görev olarak düşünen[11] Mustafa Kemal kaleme aldığı Nutuk adlı eserinin 1. bölümünde yer alan Benim Kararım adlı kısmında görevi kabul edişinin ardındaki düşüncelerini şu şekilde kaleme almıştır:

“Osmanlı ülkeleri bütün bütüne parçalanmıştı. Ortada bir avuç Türkün barındığı bir ata yurdu kalmıştı. Son sorun, bunun da paylaşılmasını sağlamak için uğraşılmaktan başka bir şey değildi. Osmanlı Devleti, onun bağımsızlığı, padişah, halife, hükümet, bunların hepsi anlamını yitirmiş birtakım anlamsız sözlerdi. Neyin ve kimin dokunulmazlığı için kimden ve ne gibi yardım istemek düşünülüyordu? Öyleyse sağlam ve gerçek karar ne olabilirdi? Baylar, bu durum karşısında bir tek karar vardı. O da ulus egemenliğine dayanan, tam bağımsız yeni bir Türk devleti kurmak. İşte, daha İstanbul’dan çıkmadan önce düşündüğümüz ve Samsun’da Anadolu topraklarına ayak basar basmaz uygulamaya başladığımız karar, bu karar olmuştur.”

Samsun’a hareket

15 Mayıs 1919 tarihindeki Vahdettin’le görüşmesinden sonra kendisi için hazırlanan ve onu Samsun’a götürecek olan Bandırma Vapuru’nun kaptanı İsmail Hakkı Bey’i makamına çağırtarak yolculuk hakkında bilgi almış ve ertesi gün öğle üzeri hareket edeceklerini bildirmiştir. Yolculuk günü vapur, Sirkeci Garı açıklarında İngilizler tarafından aramaya ve kontrole tabi tutulmuş[14] ve Mustafa Kemal, Beşiktaş İskelesi’nden motor ile Kız Kulesi açıklarında vapura binmiştir. Vapur hareket etmeden önce Rauf Bey Mustafa Kemal’e vapurun işgal kuvvetlerine mensup bir torpido tarafından takip edileceğini ve batırılacağını haber aldığını belirtmiş fakat o, yolculuğun plânlandığı gibi süreceğini söylemiştir.

Vapur, Mustafa Kemal ve 48 yolcuyla (Samsun yolcularının 18 kişi olduğu söyleniyordu ama gerçek sayı 48 kişiydi. Bu 48 kişiden 23’ünü Mustafa Kemal Paşa ile karargáh mensupları, 25’ini de er ve erbaşlar teşkil ediyordu.) beraber 16 Mayıs 1919 tarihinde öğle üzeri İstanbul’dan Samsun’a doğru yola çıkmıştır. Rauf Bey’in belirttiği İngiliz gemisi, Bandırma Vapuru’nu izlemeye başlamış ancak Karadeniz’e açıldıktan sonra fırtınalı havada izlerini kaybetmiştir.

Mustafa Kemal, İsmail Hakkı Bey’e karaya yakın bir rota izlemesini ve düşman saldırısı halinde gemiyi en yakın sahile oturtmasını emretmiştir.[15] Sert havada, dalgalı bir denizde yol alan gemi 17 Mayıs günü gece saat 23.00 civarında İnebolu Limanı’na girmiş, 18 Mayıs 1919 tarihinde öğle üzeri 12.00’de de Sinop Limanı’na yanaşmıştır. Üsteğmen Hikmet Bey sandal ile kıyıya çıkmış ve yolda olduklarını Samsun Tümen Komutanlığı’na telgraf ile bildirmiştir. Bandırma Vapuru, bu telgraftan bir gün sonra da 19 Mayıs 1919’da Samsun’a varmıştır.

MUSTAFA Kemal Paşa ile beraber Samsun’a çıkanların bir kısmı sonraki senelerde devletin üst kademelerine yükseldiler. Samsun yolcularının arasından generaller, büyükelçiler, milletvekilleri ve hatta bir de başbakan çıkacak ama içlerinden biri, Kurmay Binbaşı Árif Bey, kader yoldaşlığı ettiği Paşa’sına suikast hazırlığı içerisinde bulunmakla suçlanarak idam edilecekti.

Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun belgelerine göre, Bandırma Vapuru’nda bulunan karargáh heyetinin tam listesi aşağıda yer alıyor. Ancak, bu 23 kişinin altısı, Yüzbaşı Behcet, Asteğmen Abdullah, yedeksubay Tahir ve hesap memurları Rahmi ile Ahmed Nuri Efendiler ve adli müşavir Ali Rıza Bey hakkında bugün elimizde hiçbir bilgi bulunmuyor.

23 rütbeli personel şunlardı;

1. Dokuzuncu Ordu Müfettişi Mustafa Kemal Paşa Hazretleri.

2. Kurmay Başkanı Albay Kázım Beyefendi (General Kázım Dirik. 1880-1941).

3. Sağlık Müfettişi Albay İbrahim Tali Beyefendi (Milletvekili ve elçi Dr. İbrahim Tali Öngören. 1875-1952).

4. Kurmay Binbaşı Arif Bey (İzmir suikasti davasında İstiklál Mahkemesi’nin kararıyla idam edilen Ayıcı Arif Bey. 1882-1926).

5. Kurmay Binbaşı Hüsrev Bey (Asker ve büyükelçi Hüsrev Gerede. 1886-1962).

6. Topçu Müfettişi Binbaşı Kemal Bey (Korgeneral Kemal Doğan 1879-1951).

7. Sıhhiye Müfettiş Muavini Binbaşı Refik Bey (Başbakan Dr. Refik Saydam. 1881-1942).

8. Yaver Piyade Yüzbaşı Cevad Efendi (Atatürk’ün yaveri ve milletvekili Cevad Abbas Gürer. 1887-1943).

9. Yaver Piyade Yüzbaşısı Mustafa Efendi (Tokat milletvekili Mustafa Sabri Süsoy. 1876-1934).

10. Piyade Yüzbaşı Ali Şevket Efendi (Gümüşhane milletvekili Ali Şevket Öndersev. 1884-1940).

11. Piyade Yüzbaşı Mümtaz Efendi (Yüzbaşı Ali Mümtaz Tünay. 1886-1946).

12. Piyade Yüzbaşı İsmail Hakkı Efendi (Başbakanlık özel kalem müdürü İsmail Hakkı Ede. 1886-1943).

13. Tabib Yüzbaşı Behcet Efendi.

14. Piyade Asteğmeni Hayati Efendi (Cumhurbaşkanlığı özel kalem müdürü Hayati Bey. 1892-1926).

15. Piyade Asteğmeni Arif Hikmet Efendi (Tümgeneral Arif Hikmet Gerçekçi. 1894-1970).

16. Yaver Topçu Üsteğmeni Muzaffer Efendi (Atatürk’ün emir subayı ve Giresun milletvekili Muzaffer Kılıç. 1897-1959).

17. Asteğmen Abdullah Efendi.

18. Adli müşavir Ali Rıza Bey.

19. Tabur hesap memuru Rahmi Efendi.

20. Tabur hesap memuru Ahmed Nuri Efendi.

21. Kátip Faik Efendi (Sağlık Bakanlığı memuru Faik Aybars. 1880-1945).

22. Yedeksubay Tahir Efendi.

23. Kátip Memduh Efendi (Cumhurbaşkanlığı memuru Memduh Atasev. 1895-1930’lar).

Bandırma Vapuru’nun rütbesiz 25 yolcusu

BANDIRMA Vapuru’nda, Mustafa Kemal Paşa ile 22 kişilik kurmay heyetinin yanısıra erler, onbaşılar ve çavuşlar da vardı; erlerle erbaşlar 25 kişiydiler ama bu 25 kişinin Samsun’a gidişlerinden sonraki hayatları hakkında bugüne kadar maalesef hiçbir araştırma yapılmadı. Aşağıda, Mustafa Kemal Paşa ile beraber Samsun’a giden erlerle erbaşların tam listesi yeralıyor.

1. Osman Nuri oğlu Ali Faik Efendi (kıdemli çavuş), 2. İbrahim İzzet oğlu Átıf (kıdemsiz çavuş), 3. Aydınlı Ali oğlu Musa (çavuş), 4. Konyalı Mustafa oğlu Kemal (çavuş), 5. Konyalı Kemal oğlu Mustafa (çavuş), 6. Sivaslı Ali oğlu Rıfat (onbaşı), 7. Sivaslı Rıfat oğlu Ali (onbaşı), 8. Çatalcalı Tevfik oğlu Adem (onbaşı) 9. Sincanlı Hüseyin oğlu Mehmed (er), 10. Sincanlı Ahmed oğlu Emin (er), 11. Sincanlı Mustafa oğlu İsmail (er), 12. Sincanlı İbrahim oğlu Ömer (er), 13. Alanyalı Kerim oğlu Mehmed (er), 14. Sungurlulu Hasan oğlu Elvan (er), 15. Geredeli Mehmed oğlu Mehmed (er), 16. Mudurnulu Mehmed oğlu Durmuş (er), 17. Geyveli Mehmed oğlu Ali (er), 18. Geredeli Şakir oğlu Nuri (er), 19. Akhisarlı Hasan oğlu Hüseyin (er), 20. Tokatlı Abdullah oğlu Mehmed (er), 21. Divrikli Abdullah oğlu Musa (er), 22. Kadıköylü Mehmed oğlu Hasan (er), 23. Yenihanlı Bekir oğlu Mahmud (er), 24. Üsküdarlı İhsan oğlu Mehmed Lütfi (er), 25. İzmirli Abdullah oğlu Ali (er).

SAMSUN’A HAREKETİN KRONOLOJİSİ

30 NİSAN 1919: Mustafa Kemal Paşa’nın 9. Ordu Müfettişliği’ne tayin emri, o zamanın Resmi Gazete’sinde yayınlandı. Savaş Bakanlığı, aynı gün Başbakanlıktan Samsun, Sivas, Van, Trabzon ile Erzincan’daki mülki memurların Mustafa Kemal Paşa tarafından yapılacak olan tebligata uymaları konusunda bir tamim çıkartılmasını istedi. Mustafa Kemal Paşa da yine o gün, Samsun’a götüreceği kararğah mensuplarının isimlerinin yer aldığı taslak listeyi Savaş Bakanlığı’na sundu.

6 MAYIS 1919: Savaş Bakanı Şakir Paşa, Mustafa Kemal Paşa’ya Samsun’daki göreviyle ilgili bir talimatname verdi. Paşa, o gün Savaş Bakanlığı’ndan bazı diplomatik yazışmaların kopyasını ve altı adet mühür kazdırılmasını istedi.

9 MAYIS 1919: Mustafa Kemal Paşa, Sivas’taki 3. Kolordu Kumandanlığı’na bir telgraf çekerek birkaç gün sonra Samsun’da olacağını yazdı.

13 MAYIS 1919: Mustafa Kemal Paşa, Basın-Yayın Genel Müdürlüğü’ne bir yazı yollayarak Genelkurmay’da ertesi gün bir toplantı planladığını ve Samsun yolcularının toplantıdan haberdar olabilmeleri için toplantının günlük gazeteler vasıtasıyla duyurulmasını istedi.

13 MAYIS 1919: Savaş Bakanlığı’na bir yazı gönderen Mustafa Kemal Paşa, görevinin ‘seferi olması’ dolayısıyla üç aylık tahsisatının peşin verilmesini, beklenmeyen masraflar için bir miktar ödeme yapılmasını ve iki binek otomobili tahsis edilmesini talep ederken, bu işlemlerin bir haftadır neticeye bağlanmamış olmasından yakındı.

13 MAYIS 1919: Karadeniz fiilen İngiliz donanmasının işgali altında bulunduğu için Boğazlar’dan ancak İngiliz vizesi ile çıkılabiliyordu. 23 karargáh mensubu ile 25 erden oluşan liste 9. Ordu Müfettişliği’nin kurmay başkanı Albay Kázım Bey tarafından mühürlenerek, vizelerin alınması için Savaş Bakanlığı’na gönderildi.

14 MAYIS 1919: Mustafa Kemal Paşa, Samsun’a bir telgraf çekti, ‘Cuma günü öğleden sonra Bandırma Vapuru’yla hareket edeceğini’ söyledi ve geçici olarak kalabilecekleri bir yer temin edilmesini istedi.

15 MAYIS 1919: İstanbul’daki İngiliz İrtibat Kumandanı Binbaşı Millingen, Samsun’a gidecek olan 48 kişi ile ‘altı adet eğerli at’tan ibaret olan listeyi 15 Mayıs’ta tasdik etti.

15 MAYIS 1919: Mustafa Kemal Paşa, Yıldız Sarayı’nda Sultan Vahideddin ile görüştü.

16 MAYIS 1919: İngiliz İrtibat Subayı Yüzbaşı John Godolphin Bennett, bir gün önce onaylanan isimlerin yazılı olduğu káğıtların arka sayfasına vize damgalarını bastı.

16 MAYIS 1919: Mustafa Kemal Paşa, öğle saatlerinde Yıldız Sarayı’nda Sultan Vahideddin ile son defa görüştü. Oradan Şişli’deki evine geçip annesiyle ve kızkardeşiyle vedalaştı, daha sonra Galata rıhtımına gitti bir motorla Bandırma Vapuru’na bindi.

19 MAYIS 1919: Bandırma Vapuru’nun yolcuları sabahın erken saatlerinde Samsun’a vardılar.

Samsun Günleri

Atatürk şöyle diyor; “Ben 1919 senesi Mayısının 19´unda Samsuna çıktığım gün elimde hiçbir kuvvet yoktu. Yalnız Büyük Türk Milletinin asaletinden doğan ve benim vicdanımı dolduran yüksek ve manevi bir kuvvet vardı. İşte ben, bu milli kuvvete, bu Türk milletine güvenerek işi başladım.”

19 Mayıs 1919, Türk Ulusunun tarihinde önemli bir yer işgal eder. Bu tarih, yok olmaya mahkum edilmiş ve tarih sahifelerinden silinmek istenilmiş bir milletin yeniden kurtuluşunun başlangıç tarihidir. 19 Mayıs Atatürk içinde çok önemli bir tarihti. Onun içindir ki, doğum tarihi kesin olarak bilinmeyen Atatürk´e doğum günü sorulduğunda, ‘´19 Mayıs neden olmasın ‘´ demiştir. Bu da gösteriyor ki Ulu Önder, Karadeniz´in bu şirin şehri Samsun´a ilk adımı attığı tarihi, Türk Ulusunun yeniden doğuşu gibi kendisinin de doğum günü kabul etmiştir. Samsun´lular bununla haklı olarak iftihar edebilirler.

Samsun’a 19 Mayıs’ta Tütün İskelesi’nden çıkan Mustafa Kemal görevinin gereklerini yerine getirmeye koyulmuş ve bazı incelemelerde bulunmuştur. Bu incelemeler sonucunda Rum çetelerinin Müslüman halka saldırdığı, yerel yöneticilerinse dış devletlerin de duruma karışmasıyla bu olaylara müdahale edemediği kanısına varmıştır. Bunun üzerine Canik mutasarrıfını görevden alarak yenisini atamış ve bölgede oluşan karışıklıklara yabancı askerlere aldırmaksızın doğrudan müdahale etmesini emretmiştir.

Erzurum ve Ankara’da bulunan kolordular ile iletişim kuran Mustafa Kemal müfettişlik görevleri arasında yer alan “bölgede yer aldığı iddia edilen Türk direniş topluluklarının dağıtılması”nı yerine getirmek bir kenara kendi eliyle ulusal direniş örgütleri kurulmasına önayak olmuştur.

Mustafa Kemal tümüyle İngiliz denetiminde bulunan şehirde ulusal hareketin yönetilemeyeceğine kanaat getirmiş ve 25 Mayıs günü Havza’ya hareket etmiştir. Havza’da geçen günlerinde Ankara ve Konya’daki kolordu komutanları ile telgraflaşmış, ülkedeki genel durum hakkında bilgi almaya çalışmıştır.

Bir hafta Samsun’da, on yedi gün de Havza’da kalan Mustafa Kemal bu süreçte Anadolu’nun ve halkın genel durumu hakkında bilgi alarak ulusal hareketin fikirsel temellerini atmıştır. Bunun yanında 28 Mayıs 1919 günü müdafaa-i hukuk cemiyetlerine gönderdiği bir genelgeyle İzmir’in İşgali’nin protesto edilmesini istemiş ve bunun sonucunda tüm Anadolu’da 96 miting gerçekleştirilmiştir. Bu, Osmanlı Hükûmetince hoş karşılanmamış ve kendisinin İstanbul’a dönmesi emredilmiştir. Harbiye Nezareti’ne oyalayıcı bir telgraf gönderen müfettiş 12 Haziran 1919 günü Amasya’ya hareket etmiş ve burada bir genelge ilan ederek açıktan açığa Millî Mücadele’nin başladığını duyurmuştur.

Önemi

Atatürk´ün 19 Mayıs 1919 ‘da Samsun´a ayak basması, Türk devletinin yeniden dirilişini ve doğuşunu sağlamış, devlet yönetiminde çağdaşlaşma yolunu açmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna giden yolun ilk durağı kabul edilen bu olay Türk tarihindeki dönüm noktalarından birisidir. Şark Meselesi adı altında yok edilmek istenen Türkler için 19 Mayıs 1919 günü millî bağımsızlığa, çağdaşlaşma ve demokratikleşmeye giden yolun ilk adımıdır.

Bu gün Atatürk’ün çok önem verdiği bir gündür. Atatürk, cumhuriyet kurulduktan sonra 19 Mayıs’ın önemini bu günü doğum günü olarak kabul ederek göstermiştir.

Ayrıca 19 Mayıs, 1938 yılından beri millî bayram olarak kutlanmaktadır. Ancak Atatürk “doğum günüm” dediği 19 Mayıs kutlamalarına sadece bir kez katılabilmiştir.

ATATÜRK´LE İLGİLİ BİR ANI

Samsun´a çıktığı zaman üstü başı yırtık, papuçları patlak, silahsız bir nefer gördü.Yüzünün rengi bakıra dönmüş olan bu asker, ağlıyordu.Atatürk:

-‘´Asker ağlamaz arkadaş, sen ne ağlıyorsun?´´

Nefer irkildi, başını kaldırdı. Bu sesi tanıyordu ve bu çehre ona hiç de yabancı değildi.

Hemen doğruldu, Anafartalar´daki Kumandanını çelik yay gibi selamladı. O sualini tekrar etti:

-‘´Söyle ne ağlıyorsun´´

İç Anadolu´nun yürekli çocuğu içini çekti.

-Düşman memleketi bastı, hükümet beni terhis ediyor. Silahımızı elimizden aldılar.

Toprağıma giren düşmanı şimdi ben ne ile öldüreceğim?

Büyük Kumandan:

-‘´Üzülme çocuğum, gel benimle´´ dedi ve Samsun deposundan nefere silah verdirdi.

Atatürk´ün yanına katılan ilk bahtlı Mehmetçik budur.

Kaynaklar:
Samsun.bel.tr
Murat Bardakçı, Hürriyet gazetesi.

Sayfayı yazdırın Sayfayı yazdırın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir