ATATÜRK’ÜN İLKELERİ

ATATÜRK'ÜN İLKELERİ

ATATÜRK’ÜN İLKELERİ

Şu ilke deyiminde, kavramında birleşelim bir. Kavramları gürültüye getirmiyelim. İlkeyi lâtincenin principium karşılığı kullanıyoruz. Principium’un karşılığı şu: Başlangıç, ilk neden, temel, kaynak. Şimdi açık açık konuşalım: Atatürk’ün baş langıcı, ilk nedeni, temeli, kaynağı nedir? Böyle araştırdık mı, Atatürk’ün ilkeleri de gürültüye gitmez, Atatürk’ün başlangıcı ”bir ulusun bağımsızlık isteğidir”. Atatürk ilkeleri’nin ilki de budur: B a ğ ı m s ı z l ı k ilkesidir. Anadolu’da yer yer, bölgesel Savunma odakları kurulmuş. Kimi Rum’lara, kimi Ermeni’lere, kimi Yunan’lara karşı. Atatürk bu bölgesel bağımsızlık hareketlerini birleştirir, bölgelerin değil, bir vatanın bağımsızlığını tutar, Misâk-ı Millî budur: Tam bir bağımsızlık.

Deyiş güzeldir: Edirne’den Ardahan’a, Ardahan’dan Edirne’ye kadar, katıksız, açık vermiyen bir bağımsızlık, Türk yurdunun tam bağımsızlığı. Atatürk’ün ilke lerinin tek kaynağı budur ve denebilir ki, Atatürk ilkeleri değil, bir tek Atatürk ilkesi vardır, bu da b a ğ ı m s ı z l ı k tır. Atatürk’ün ilkeleri dediğimiz temel’ler, bu ilkeden doğarlar, bu ilkeyi beslemek, güçlendirmek, bu ilkeye anlamını ve yaşama gücünü vermek için varolurlar. Bağımsızlık için gereklidirler.

“Tam bağımsızlık” ilkesi, Atatürk’ün kişiliğini, savaşını, felsefesini deyimler. Tam bağımsızlık ne demektir? Bir ulus’un yönetimde, ekonomik alanda, toplumsal alanda, çağın akışı içinde, kendi varlığı içinde ve akıl alanında tam bağımsız olması demektir. Atatürk’ün ilkeleri, “tam bağımsızlık” koşullarının çocuklarıdırlar.

Yönetimde bağımsızlık, halk egemenliğine dayalı, halk tarafından, halk adına, halk için kurulmuş yönetim demektir. Bu, Atatürk’ün C u m h u r i y e t ç i l i k ilkesidir. Kendini yönetmiyen, halkın yönetime katılmadığı, yönetime damgasını vurmadığı uluslar, bağımsız sayılamazlar, bağlıdırlar. Atatürk bu ilkesiyle, ulusun yönetime olan bağlarını koparır, açıkça ve kesin olarak halk yönetimini ilân eder.

Ekonomik alanda bağımsızlık demek, bir ulusun, kendi üretimini kendi koşulları içinde yaratması, ne iç sömürgenlere, ne dış sömürgenlere boyun eğmemesi demektir. Üretim bağıntılarını, bağımsızlık temeli üzerine kurması demektir. Atatürk’ün bu ilkesi d e v l e t ç i l i k tir.

Halk devleti, üretim sorununu, bağımsız bir Türkiye’nin yaratılması yolunda çözecek demektir. Toplumsal alanda bağımsızlık ilkesi, bir ulusu ören ana yapının halkın özgür ve bağımsız olması demektir. Toplumun özgür ve bağımsız olması. Türlü koşullarla bağlı bir halk, bağımsız bir devlet kuramaz. Bağımsız devlet demek, halkın kendi sesinin duyulduğu, yasalara, kurumlara halkın egemen olduğu devlet demektir.

Böyle bir devlet halktan yana, halkın yanlısı bir devlettir. Atatürk’ün h a l k ç ı l ı k ilkesi budur,

Bir ulus çağın akışı içinde nasıl bağımsız olur? Çağın gerçeklerine varamamış, kendisini çağının gereklerine uyduramamış bir ulus bağımsız sayılamaz, O, gelenek lerle, geçmişlere bağlıdır. Yeni bir dünyanın içinde, sesi, yankısı yoktur böyle bir ulusun. Çağa yetişmek, çağa ulaşmak gereklidir. Türk ulusu kurumlarını, töresini, yasalarını ve hayat anlayışını yenileştirmelidir. Çağının bağımsız bir üyesi olmalıdır. Kendi hayatını durmadan değiştirmelidir: İşte, Atatürk’ün d e v r i m c i l i k ilkesi de budur.

Bir de kendi varlığı içinde bağımsız olmak var. Bir ulus ki, dünya içinde kendi bilincine varamamıştır, kendi tarihinden gelen bildiriyi bilemiyor, o ulus bağımsız olamaz. Türk ulusu, kendi tarihinin derinliklerinden gelen sesi, bildiriyi duymalıdır ve çağdaş dünya üzerindeki yerini almalıdır. Türk ulusu, geriliklerin, yoksullukların, karanlıkların utancıyla yaşıyamaz, onun insanlık tarihinden gelen uygarca bir yeri vardır, Türk ulusu bu yeri almalıdır, insanlığa uygarlığın bahçesinden seslenmelidir, işte, Atatürk’ün m i l l i y e t ç i l i k ilkesi budur.

Ve tam bağımsızlık, akıl alanında bağımsız olmakla tamamlanır. Birtakım boş inançlarla, dinsel baskılarla, aklın dogmatik zincirleriyle bir ulus bağımsızlığa kavuşamaz. Aklın özgürlüğü, aklın bağımsızlığı, aklın kurtulması, bağımsızlığın temel koşuludur. Tanrı sorunu kişisel bir sorundur, aklı baskılar altında tutmaya yarayan bir sorun değildir, inanç ve akıl ayrılmalıdır, dua ve bilim ayrı koşullara bağlıdır, inançların yönettiği bir bilim bağımsız değildir, Tanrıya dua insanın vicdan yönüdür; o, aklın yasalarıyla sınırlanamaz, ve aklın yasaları da Tanrı inancı ile baskı altında tutulamaz, devlete, yani, halk devletine, yani, dünya ortasında Türk ulusunun tam bağımsız yaşamasını sağlıyacak Türkiye Cumhuriyetine, Tanrı adına, yol göstermek, öncülük etmek, aklı inancın baskısında tutmak demektir. Yeni Türk devleti, Tanrıyı insana bırakmış bir devlettir. İnsanın inancına saygı gösterir, ve aklını bağlardan, boş inançlardan, baskılardan kurtarır. Atatürk’ün l â i k l i k ilkesi de budur.

Atatürk’ün tam bağımsızlık ilkesini besliyen, ona anlamını veren ilkelerden biri de şudur: Yeni bir uygarlık yaratmak. Çağın, çağımızın akışı içinde, bağımsız olacağız, çağımıza ulaşacağız, çağımızın gereklerine uyacağız, ama, bağımsızlığımız için, bu yetmez, Bir ulus ki, uygarlıkta çağının üzerine çıkar, çağını aşar, o ulus tam bağımsız olur. Bir ulus etkilenmekten kurtulup, etkiler hale, etkileyici hale gelirse, dünya ortasında tam bağımsızlaşır. Atatürk’ün bu ilkesi, tam bağımsızlık ilkesine sıkı sıkıya bağlı ve bu ilkenin anlamını, koşulunu veren bir ilkedir, bir özgürlük ve kişilik ilkesidir.

Tam özgür insan, tam bağımsız insan ne demektir? Kendine yeten ve kendi değerleriyle başkalarını ışıtan insandır. İnsan, kendi kişiliğini bularak, kendi kişiliğini belirterek özgürleşebilir. Atatürk, demek istiyor ki – ve en anlamlı ilkelerinden biri de bu – Türk ulusu, yeni bir uygarlık yaratarak, ancak, kendi kişiliğini bulabilir. Dünyaya bir şey söyliyebilir, dünyamıza öncü olabilir. Bu inancını Kurtuluş Savaşımızdan alıyor Atatürk. Türk ulusunun, tarihsel bir bildiri ile, insan uygarlığına seslenmesini, bir devrimci atılışla, çağdaş uygarlığı aşmasını istiyor. Atatürk, ilkeleriyle, Türk ulusunun gizli kalmış bildirisini uluslara ulaştırmak istiyen insandır. Barışın ve insanlığın ilkesidir Atatürk.

CEYHUN ATUF KANSU
Türk Dili Dil ve Edebiyat Dergisi
Kasım 1962, S: 134, S. 88-89

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir