Atatürk’ün annesinin mezarı başında söyledikleri

Atatürk'ün annesinin mezarı başında söyledikleri

Atatürk’ün annesinin mezarı başında söyledikleri

Yüce Atatürk annesinin kabrine ancak vefatından on üç gün sonra gidebildi ve hayatının belki de en duygusal konuşmasını yaptı. Konuşması adeta annesinin hayatını tarif eder ve özetler mahiyetteydi.

“Zavallı validem bütün millet için ülkü olan İzmir’in mukaddes topraklarına bedenini vermiş bulunuyor.

Arkadaşlar, ölüm, yaradılışın en doğal kanunudur. Fakat böyle olmakla beraber, bazen ne üzüntü verici görünüşler olur. Burada yatan annem, eziyetin, zorlamanın, bütün milleti felaket uçurumuna götüren bir keyfi idarenin kurbanı olmuştur. Bunu açıklamak için, izin verirseniz, acı hayatının belli birkaç noktasını sunayım.

Abdülhamid devrinde idi. Mektepten henüz kurmay yüzbaşı olarak çıkmıştım. Hayata ilk adımı atıyordum. Fakat bu adım hayata değil, zindana rastladı. Beni aldılar, baskı idaresinin zindanına koydular. Orada aylarca kaldım. Anamın bundan ancak ben hapisten çıktıktan sonra haberi olabildi. Derhal beni görmeye koştu. İstanbul’a geldi. Kendisiyle üç beş gün görüşebildim.

Çünkü tekrar baskı idaresinin casusları, cellatları ikametgâhımızı sarmış, beni alıp götürmüşlerdi. Annem ağlayarak arkamdan takip ediyordu. Ben, sürgün yerime götürecek vapura bindirilirken, benimle görüşmesi engellenen annem, gözyaşlarıyla, Sirkeci rıhtımında acılar ve kederler içinde bırakılmış bulunuyordu.

Sürgün yerinde geçirdiğim tehlikeler, onun hayatını acılar ve gözyaşları içinde geçirmesine sebep olmuştur.

Başka bir nokta daha… Mütareke zamanında Anadolu’ya geçtiğimde, annemi acılı bir halde İstanbul’da bırakmak zorunda kaldım. Yanında, bir adamım vardı. Bu adamımı Erzurum’dan İstanbul’a gönderdiğimde, annem bu adamımı yalnız gördüğünde, halife ve padişahın benim hakkımda verdiği idam kararının yerine getirildiğini zannetmiş, bu zan kendisini felce uğratmıştı.

Bütün mücadele senelerini üzüntü içinde geçirmişti. Padişah ve hükümetinin, bütün düşmanların daimi baskı ve işkencesi altında kalmıştı. İkametgâhı binbir türlü bahanelerle basılır, araştırılır, rahatsız edilirdi.

Annem üç buçuk senenin gündüzlerini gecelerini gözyaşlarıyla geçirdi. Bu gözyaşları ona gözlerini kaybettirdi.

Sonunda onu İstanbul’dan kurtarabildim, ona kavuşabildim ki, o artık maddeten ölmüştü, yalnız manevi olarak yaşıyordu…

Annemin kaybından şüphesiz çok üzüntülüyüm.

Fakat bu üzüntümü gideren ve beni avutan bir konu vardır ki, o da, anamız vatanı yok olmaya götüren idarenin artık bir daha geri gelmemek üzere yokluk mezarına götürülmüş olduğunu görmektir.

Annem, bu toprağın altında, fakat, milli hakimiyet ilelebet payidar olsun. Beni teselli eden tek kuvvet budur. Milli hakimiyet, ilelebet devam edecektir.

Annemin ruhuna ve bütün ataların ruhuna, üzerime almış olduğum vicdan yeminini tekrar edeyim.

Annemin mezarı önünde ve Allah’ın huzurunda yemin ediyorum. Bu kadar kan dökerek milletin kazandığı ve elde tuttuğu hakimiyetin korunması, savunması için, gerekirse annemin yanına gitmekte asla kararsız davranmayacağım.

Milli hakimiyet uğrunda canımı vermek, benim için vicdan ve namus borcu olsun.

Kaynak; Mustafa Kemal, Yılmaz ÖZDİL

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

65 − 59 =