Barut Fıçısına Düşen Ateş: İzmir’in işgali ve Sonuçları

Atatürkün hayatı ve eserleri 300x150

Barut Fıçısına Düşen Ateş: İzmir’in işgali ve Sonuçları

Mustafa Kemal’in 9. Ordu Müfettişliğine atanması gerçekleşirken, Millî Mücadeleyi ateşleyen İzmir’in Yunanlılar tarafından işgal edilme olayı meydana geldi.

Önce kısaca bunun nedenlerini görelim. Yunanistan ne yapmak istemektedir? Büyük devletler özellikle Büyük Britanya onu neden destekler? İzmir’in işgali Milli Mücadele ve Atatürk‟ün biyografisi bakımından neden önemlidir? Sorularını cevaplandırmak gerekir.

1. Megali idea, Venizelos ve Paris Barışı Konferansı Kararları

Yunanistan’ın bağımsızlığını kazanmasından sonra, Yunan Devleti ve fikir adamlarına hâkim olan düşünce Megali idea‟dır. Bu fikir Yunan ırkının yaşadığı coğrafi mekânları içine alacak Büyük Yunanistan’ın oluşturulmasını hedef almaktadır. Başka bir ifadeyle eski Bizans imparatorluğunu başkent İstanbul olmak üzere ihya etmek, “iki kıtalı” ve “beş denizli” “Büyük Yunanistan”‟i yaratmaktır.

Fakat Yunanistan’ın gücü ve kaynakları bu denli kapsamlı emperyalist politikayı gerçekleştirmeye elverişli değildir. Dolayısıyla Yunan devlet adamları, Türkiye‟ye karşı mücadele ederken zamanın güçlü devletlerini yanlarına almayı temel politika olarak benimsemişlerdir. Büyük devletler de, kendi çıkarlarına ters düşmemesi şartıyla, bu politikaya yardımcı olmuşlardır.

Osmanlı Devletinin parçalanma sürecinin hızlandığı 1910‟lu yıllarda, Yunanistan‟ın tarihî ve ölçüsüz emellerini uygulama alanına koyabilecek kapasitede haris bir devlet adamı da ortaya çıkmıştır. Bu Giritli bir avukat olan Elefterios Venizelos‟tur.

Venizelos işbaşına geldiği 1910 yılından itibaren bu politikanın takipçisi oldu. O önce ülkede yoğun bir imar ve kalkınma hareketine girişti. Balkan Harpleri sonucunda Epir, Makedonya, Batı Trakya‟nın önemli kısımları ile adaların çoğunu alarak ülkesinin sınırlarını iki misli genişletti. Sonra gözlerini Anadolu’ya çevirdi. O gençliğinden beri Ege ortasında bulunan Skyros Adasını Hellenizmin coğrafî merkezi olarak düşünmektedir. Dolayısıyla Ege’yi bir Yunan gölü haline getirmek, Bizans İmparatorluğu’nu Avrupa ve Asya’da canlandırmak, Magali ideayı hayata geçirmek, Venizelos’un amaç edindiği siyasî programı halini almış görünmektedir.

Birinci Dünya Harbi, Venizelos‟un Anadolu üzerindeki emellerini uygulamaya koymak için olağanüstü bir fırsat yarattı. Fakat Alman yanlısı olan kralın muhalefeti nedeniyle Venizelos ingiliz yanlısı politikayı ancak onu 1917‟de bertaraf ettikten sonra uygulamaya koyabildi.

Ancak Yunanistan’ın emellerinin gerçekleşmesi Yakın doğu düzeninin kurulmasında birinci derecede söz sahibi olan Büyük Britanya’nın tutumuna bağlıydı. O sıralarda İngiliz Başbakanı olan Lloyd George genellikle çağdaşı Avrupa devlet adamlarında görüldüğü gibi, Yunanlılara karşı sempatiyle doludur. Ona göre “Yunanlılar istikbâlin milletidir. Barbarlığa karşı Hristiyan medeniyetini temsil ederler. Desteklenirlerse kısa bir zamanda güçlenip Doğu Akdeniz’de İngiliz çıkarlarının bekçisi olurlar.” ilaveten Lloyd George’un Venizelos’a karşı özel sempatisi vardır. Onu çok takdir etmekte ve “Perikles‟ten beri yetişmiş en büyük Yunanlı olarak” nitelendirmektedir. Buna karşılık İngiliz Başbakanı Türkler için yanlış ve peşin hükümlere sahiptir.

Ona göre “Türkler tarihi misyonlarını artık tamamlamışlardır. Yakındoğu’da İngiliz çıkarlarına hizmet edecek yeni ve genç devletlere ihtiyaç vardır.” Üstelik Türkler harp içinde İngilizlere Çanakkale ve Kut-ul-Amare yenilgilerini tattırmış ve İngiltere’nin sömürgeleri için kötü örnek olmuşlardır. En fazla Müslüman sömürgeye sahip İngiltere’nin prestijini sarsmışlardır. Dolayısıyla Türklerin bir daha ayağa kalkamayacak şekilde cezalandırılmaları gereklidir. Özetle Büyük Britanya’nın politikasını yönlendiren Lloyd George, hem duygu hem de çıkar açısından Yakındoğu’da Yunan kozunu oynamaya kararlıdır. Bundan başka İngiliz Başbakanı perde arkasında Zaharoff gibi büyük ekonomik güce sahip Yunanlı iş adamlarının dikkate alınması gereken etkileri altındadır.

Görüldüğü gibi, Birinci Dünya Harbi sonrası ortamı, Yunan emperyalizmi için son derece elverişlidir. Bu durumu Yunanistan’ın ölçüsüz emperyalist emelleri için başarıyla kullanabilecek becerikli bir Yunanlı devlet adamı da mevcuttur.

Savaş sonrası düzenini oluşturacak olan Paris Barış Konferansı 18 Ocak 1918‟de açıldığında, itilâf Devletleri, Osmanlı İmparatorluğu’nu parçalamaya kararlıdırlar. Esasen savaş içinde aralarında yaptıkları anlaşmalarla, paylaşmanın nasıl yapılacağını saptamışlardır. Mondros Ateşkesinde işgal işini kolaylaştıracak hükümler kamufle edilerek yerleştirilmiştir. Fakat Amerika Birleşik Devletleri’nin savaşa girmesiyle dünya kamuoyuna, “Her milletin kaderini kendisinin tayin etmesi için savaşıldığı” mesajı verilmişti.

Wilson ilkeleriyle gizli anlaşmalar çelişki halindeydi. Her ne kadar bu güçlük şeytanca buluş, “manda formülü” ile aşıldı ise de çıkar çatışmalarını durduramadı. Bununla beraber galip devletler 1919 Ocak ayı sonlarında, Osmanlı Devleti’nden Suriye, Mezopotamya, Filistin, Arabistan, Ermenistan ve Kürdistan’ın ayrılmasında ve bunların manda yönetime verilmesinde anlaşmışlardır. Fakat Boğazların geleceği ile ilgili statü, ayrılacak yerlerin mandalarının hangi devletlerin alacağı, daha doğrusu ganimetin nasıl paylaşılacağı tartışması uzayıp gitmekteydi.

işte bu elverişli ortamda Venizelos, “İki kıta” “Beş Denizli” Yunanistan’ı gerçekleştirmek için harekete geçti. Onlar Konseyinde yaptığı uzun açıklamada, Eski Yunanistan’ın yeniden yaratılması ve Yunanca konuşan bütün toplulukların bir bayrak altında toplanması gereğinden söz etti. Milletlerin kendi kendilerini yönetmeleri ilkesine dayanarak Kuzey Epir, Ege adaları (Oniki ada, imroz ve Bozcaada dahil) Trakya ve Batı Anadolu’nun Yunanistan’a bırakılmasını istedi. Batı Anadolu’da Bandırma’nın 25 km. doğusu ile Fethiye’nin güneyindeki Kalkan‟ı birleştiren hattın için de kalan yerleri, nüfus çoğunluğuna dayanarak istemekteydi.

Venizelos, bu bölgedeki büyük Türk nüfusu için çözüm yolu da bulmuştur. Orta Anadolu Rumları ile bunlar nüfus mübadelesine tabi tutulacaklardı. Doğu Anadolu içinde olabildiğince geniş bir Ermenistan kurulmasını öneriyordu. Yunan önerisi İngiliz, Fransız, İtalyan ve Amerikan delegelerinden oluşan bir alt komisyona havale edildi. Komisyon İtalyan ve Amerikan delegelerin karşı görüşlerine rağmen, şayet Yunanistan’a Batı Anadolu’da yer verilecekse Ayvalık, Soma, Kırkağaç, Alaşehir ve Kuşadası’nı kapsayacak bir mıntıkanın verilmesini, eğer yer verilmeyecek ve Anadolu büyük bir devletin mandasına konulacaksa, adı geçen mıntıkanın da buna dahil edilmesini tavsiye etti (30 Mart 1919). Amerikan delegesinin bölge ahalisinin ancak %32‟sini Rumların teşkil ettiği, Yunanlılarca verilmiş rakamların Patrikhanenin tahrif edilmiş istatistiklerine dayandığını belirtmesinin de frenleyici bir etkisi olmadı.

Çünkü A.B.D. Başkanı Wilson, kendi koyduğu idealist ilkelere rağmen teklifi destekledi. Acaba Wilson neden öneriyi benimsemiştir? Bunda Wilson‟un muhafazakâr bir kilise adamı olması, Anadolu’daki Hristiyanlar konusunda aşırı propagandanın etkisinde kalması ve Venizelos’un Başkanın Milletler Cemiyetiyle ilgili projelerini desteklemesinin etken olduğu anlaşılmaktadır. Esasen İngiltere ve Fransa, Doğu Akdeniz’de İtalya gibi kuvvetlice bir devletin güçlenmesi ve Boğazlar bölgesi yakınlarına yerleşmelerini çıkarlarına aykırı buluyorlardı.

İngiltere’de bilhassa askerler, durumun sakıncalarına, hükümetin dikkatini çekmeye çalıştılarsa da olumlu bir sonuç alamadılar. Askerler Batı Anadolu’nun Yunanistan‟a verilmesini “ İlgili taraflardan hiç birinin mutluluğuna hizmet etmeyeceğini” “Kışkırtıcı Rum isteklerine teslim olunmamasını”, Yunan işgalinin Türkleri ayaklandıracağını, Türklerin hesaba katılmaları gereken mühim bir faktör olduklarını, “Hristiyanlara âdil olmaya çalışılırken, Müslümanlara karşı adaletsiz olunmaması zaruretini”, “Büyük bir islâm imparatorluğu olan İngiltere‟nin islâm karşıtı bir siyaset izlemesinin ahmaklık değil, çılgınlık olduğunu”, belirtmeleri etkisiz kaldı. Lord Curzon‟un, Selânik kapılarından 5 mil ötede asayişi sağlayamayan Yunanistan’ın Aydın ilinde bunu hiç sağlayamayacağı, Avrupa‟dan atılan Türklerin Asya’da da barınmalarına imkân verilmemesinin yaratacağı vahim tehlikelere Britanya kabinesinin dikkatini çekmesi de olayların gidişini değiştiremedi.

Çünkü Lloyd George Yunanlıları Anadolu’ya göndermeye kararlıydı. Kıbrıs ve İstanbul’u içine alan, Boğazlara egemen, Korfu Adasından Anadolu içlerine uzanan büyük bir Yunanistan’ı aklına koymuştu. Dolayısıyla buna karşı olan hiçbir fikri dinlemek istemiyordu. Paris’te Venizelos’un becerikliliği, Lloyd George ile Clemenceau‟nun Grek hayranlığı, Wilson‟un zaafı, İtalya’nın beceriksiz davranışı, Yunan tezine elverişli bir hava yarattı. İtalyanların 28 Mart 1919‟da Antalya’yı işgal etmiş olmaları, 29 Nisan’da bir İtalyan zırhlısının İzmir’e gelmesi Lloyd George‟nin aradığı fırsatı yarattı ve İzmir’e İtalyan çıkarmasına meydan vermemek ve bölgedeki Hristiyan ahalinin can güvenliğini sağlamak gerekçesiyle, Yunanistan’ın İzmir’i işgal etmesine izin verilmesini istedi.

İtalyan delegesi Fiume anlaşmazlığı dolayısıyla Dörtler Konseyi’ni terk etmişti. Lloyd George bu durumu da değerlendirerek 6 Mayıs‟ta teklifini tekrarladı. Wilson ile Clemenceau’nun olurlarını aldı. Böylece “Neticesi çok ağır olabilecek bir karar olup bittiye getirilerek üç adam arasında birkaç dakika içinde alınıveriyordu”. Durumu öğrenen İngiliz Genel Kurmay Başkanı “bunun gerçekleşmesi diğer bir savaşın başlaması demek olacağına” Başbakanın dikkatini çekerek hiç değilse müttefik İtalyan Hükümeti ile karara muhatap olan Osmanlı Devleti’nin haberdar edilmesini tavsiye etti. Üç büyükler 7 Mayıs’ta artık kararın uygulanmasını tartıştılar.

Bu arada Venizelos İzmir Rumlarının tehdit altında oldukları iddiasına devamla beraber Türkleri iyi tanıdığını, çıkarmadan az önce durumdan haberdar edilirlerse direnmeyeceklerini, İtalya’nın ise müttefik yönetimi altında olursa, nötralize edilmiş olacağını ileri sürdü. Neticede İzmir bölgesindeki Rumları korumak gerekçesi ile bir Yunanlının komutası altında müttefik kuvveti sevk edilmesi, istihkamların işgalden 36 saat önce istenmesi harekatın İngiliz Yüksek Komiseri Calthorpe tarafından yönetilmesi ve İtalya’nın durumdan 12 Mayıs’ta haberdar edilmesi kararı alındı. Churchill‟in deyimiyle “bu kararla haklılık yer değiştirmiş, galipler meclislerinde hiçbir zaman görülemeyen adalet artık karşı tarafa geçmiştir.”

İtalya Fiume sorunu nedeniyle ödüne ihtiyacı olduğundan itirazlarını ileri götürmeyerek harekete katılmayı kabul etti. Harekât müttefikler adına Calthorpe tarafından yönetilecekti.

Sayfayı yazdırın Sayfayı yazdırın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

32 + = 35