Yunan İleri Harekâtı ve Mustafa Kemal’in Düzenli Orduya Geçiş Kararı

Atatürkün hayatı ve eserleri 300x150

Yunan İleri Harekâtı ve Mustafa Kemal’in Düzenli Orduya Geçiş Kararı

Yunan İleri Harekâtı

Yunan kuvvetleri İzmir ve yakın çevresinin işgalinden sonra, Venizelos’un emriyle, Manisa, Aydın ve Ayvalık sancaklarını işgal maksadıyla harekete geçmişlerdi. Venizelos İtalyanlarla tartışma çıkmaması için, Denizli Sancağının şimdilik işgal mıntıkası dışında kalmasını istemişti.

Gediz Vadisi boyunca ilerleyen bir Yunan kolu Manisa ve Turgutlu’yu, Küçük Menderes Vadisi’ni hedef alan diğer bir kol, Torbalı, Bayındır ve Ödemiş’i, üçüncü bir kol, Büyük Menderes Vadisi istikametinde hareketle Aydın’ı işgal etti. Venizelos, Büyük Menderes Vadisi’ne 300,000 Rum göçmeni yerleştirmek niyetindeydi.

Ayvalık sancağını işgal için de 29 Mayıs’ta Ayvalık kıyılarına çıkarma yapıldı. Daha önce belirtildiği gibi, Alay Komutanı Yarbay Ali (ÇETİNKAYA) Bey, Yunanlıları ateşle karşıladı. Yunanlılar kasabayı işgal ettilerse de, daha fazla ilerleme imkânı bulamadılar.

Haksız işgalin şoku altında kalan Türkler ilk günlerin şaşkınlığını attıktan sonra toparlandılar. Bu toparlanmada 20 Mayıs 1919‟da 17. Kolordu Komutan Vekilliğine atanan Albay Bekir Sami (GÜNSAV) ile 61. Tümene Komutan olarak atanan Köprülülü Kâzım (ÖZALP) ve 57. Tümen Komutanı Albay Şefik (AKER) Beyin hizmetlerini hatırlamak gerekir.

Bekir Sami (GÜNSAV), 21 Mayıs ile 21 Haziran tarihleri arasında bir ay süreyle Batı Anadolu’da askerî başvuru makamı olarak Millî direnme ve toparlanmayı organize etmişti. Albay Köprülülü Kâzım (ÖZALP) Balıkesir, Bergama mıntıkasında, Albay Şefik (AKER)‟de Denizli çevresinde faaliyet göstermiş, Demirci Mehmet Efe ile Yörük Ali Efe’nin millî harekete katılmalarını sağlamıştır. Bu üç albayın teşvik ve desteği ile Batı Anadolu Kuvayı Millîyesi oluşmuştur. Askeri birliklerin de desteği ile Yunan ilerlemesi frenlenmiştir.

Böylece oluşan cephede, Denizli çevresinde Demirci Mehmet Efe, Salihli mıntıkasında Çerkez Ethem, Soma ve Bergama mıntıkasında Albay Kâzım Bey‟e bağlı millî kuvvetler, Ayvalık mıntıkasında da Yarbay Ali Bey‟e bağlı birlikler savunmayı üstlenmişlerdir.

Şikâyetler üzerine, (Uluslararası Tahkik Komisyonu Amiral Bristol heyeti ) Yunan ilerlemesi Milne hattı ile sınırlanmıştı (7 Ekim 1919). Bu hat Kuşadası-Aydın-Ödemiş-Kasaba-Manisa-Bergama-Ayvalık çevresini içine almaktaydı. Türkler bu hattı tanımadılar. Bununla beraber Haziran 1920‟ye kadar bu hatta önemli bir hareket olmadı. Ancak Mustafa Kemal 31 Aralık 1919‟da Batı Cephesindeki komutanlara, Yunanlıların İzmir’i resmen ilhaka hazırlandıklarının anlaşıldığını, böyle bir durumda kolorduların derhal Kuvayı Millîye vaziyetine girmeleri talimatını vermişti.

Sèvres Antlaşmasının hazırlanması, iç ayaklanmaların ümit edilen sonucu vermemesi, İzmit Yarımadasının milî kuvvetlerin tehdidi altına girmesi üzerine, barış şartlarının Türklere silâh zoru ile kabul ettirmek maksadıyla, Yunanistan’a saldırı müsaadesi verildi. Yunanlılar altı tümenlik bir güçle saldırıya geçtiler. Kadro halindeki zayıf Türk birlikleri, çok üstün düşman kuvvetleri karşısında bir varlık gösteremediler. Salihli, Alaşehir, Kula, Nazilli, Eşme, Buldan işgal edildi. Yunan kuvvetleri Uşak batısına kadar geldiler. Diğer bir kol, Savaştepe Balıkesir ve Bursa’yı işgal etti. 20 Temmuz’da Doğu Trakya’ya çıkarılan Yunan kuvvetleri, Tekirdağ, Edirne ve Kırklareli’ni ele geçirdiler.

Böylece Doğu Trakya kolay bir şekilde düşman istilâsına uğradı. Bursa-Uşak hattına kadar olan yaklaşık elli dört bin kilometre karelik bir alan Yunanlıların eline geçti.

Önemli toprak parçalarının düşman eline geçmesi ve özellikle Bursa‟nın düşmesi, TBMM‟de sert tepkilere yol açtı. Meclis kürsüsüne siyah bir örtü çekildi. Genel Kurmay Başkanı ve Millî Savunma Bakanı kıyasıya eleştirildi. Meclis Başkanı Mustafa Kemal eleştirileri bizzat karşıladı. Çok üstün düşman kuvvetleri karşısında askerliğin gereklerinin yerine getirildiğini, her şeyin bitmediğini açıkladı. Ayrıca bu günlerde millete hitaben bir beyanname yayınlanarak “düşman istilâsı ne kadar genişlerse, çöküşünün de o kadar çabuk olacağı” yaşamak isteyen milletimizin bağımsızlıktan başka bir isteği olmadığı belirtilerek, halk istilâcı güçlere karşı sonuna kadar mücadeleye davet edildi.

Yunan saldırısı amacına ulaşmış gibiydi. Panik içinde bulunan Damat Ferit Hükümeti, meş‟um Sèvres Antlaşmasını, 10 Ağustos 1920‟de imzalamıştı. Ama anayasaya göre anlaşmayı Meclis‟in onaylaması gerekiyordu. Halbuki Mebusan Meclisi 11 Nisan 1920‟de resmen dağıtılmıştı. Bu durumda anlaşmanın onaylanması mümkün değildi. Aslında Sèvres‟in İstanbul Hükümetince kabul edilmesi pratikte bir anlam ifade etmemekteydi. Çünkü bu hükümetin hükmü, ancak İstanbul il sınırları içinde geçerliydi.

Düzenli Orduya Geçiş Kararı

Yunan saldırısı sonunda geniş bir memleket parçasının elden çıkması, zaman zaman patlak veren iç ayaklanmalar karşısında düzenli birliklerin başarısız kalması, ordu ile ilgili tartışmalara yol açmıştır. Yunan saldırısı esnasında, Batı Cephesi Komutanlığı kurulmuş, başına da o güne kadar Millî Mücadele’ye büyük hizmetleri geçmiş olan Ali Fuat Paşa getirilmişti. Ali Fuat Paşa, cephedeki birliklerin moralini yükseltmek maksadıyla, Gediz’de izole bir vaziyette olan bir Yunan tümenine, Genel Kurmayın karşı görüşüne rağmen, 24 Ekim 1920‟de bir saldırı düzenledi. Fakat saldırıya katılan birlikler arasındaki koordinasyon eksikliğinden arzu edilen sonuca ulaşılamadı.

Özellikle Çerkez Ethem’in kuvvetlerinin hareketsiz kalmaları başarıyı engellemişti. Olay, mücadelenin Kuva-yı Milliye ile gerilla yöntemiyle mi, yoksa düzenli ordu birlikleri ile mi yapılmalı tartışmasına dönüşmüştü. İç isyanlarda büyük başarılar kazanan Ethem ve kardeşleri, düzenli ordunun işe yaramadığı, sonucun ancak milis kuvvetleri ile alınabileceği tezini durmaksızın her tarafta söylemekte, örnek olarak da iç ayaklanmaları ve Gediz taarruzunu göstermekteydiler.

Hâlbuki Mustafa Kemal, gerilla savaşını, millî ordunun oluşmasına kadar, zaman kazandıran bir önlem olarak algılamaktaydı. Düşmanlar ülkeyi düzenli kuvvetlerle işgal ettiklerine göre, kesin sonuç ancak aynı nitelikteki kuvvetlerle alınabilirdi. Türkiye’yi sömürgeleştirmek isteyen düşmanların elindeki kuvvetler şunlardı: Doğu’da Ermeni Ordusu, Batıda Yunan Ordusu, İstanbul, Adana, Maraş, Urfa’da toplanmış olan İngiliz ve Fransız kuvvetleri. Bunlardan Ermenilerin karşısında oldukça dolgun tümenleriyle XV. Kolordu vardır. Ermeni tümenleri zayıf ve Kafkasya’daki Müslümanların baskısı altında ve bolşevik dalgasına açık durumdalar. İngiliz ve Fransız kuvvetlerine gelince, bunlardan Fransızlar, Araplarla Suriye’de mücadele halinde olduklarından Ankara ile anlaşma hesapları içindeydiler. İngiliz Kuvvetleri ise yetersiz durumdadır. Esasen İngiliz ve Fransız halkından kendilerini ilgilendirmeyen bir konuda “kan istemek” kolay değildi.

Buna göre, alınacak kesin sonuç, ancak Yunan Ordusunu Anadolu’dan atmakla mümkün olacaktır. Dolayısıyla düzenli orduya geçmek kaçınılmazdır. Bu fikri benimseyenlerin başında Mustafa Kemal’le Genel Kurmay Başkanı İsmet Bey vardır.

Gediz taarruzundan sonra Ali Fuat Paşa’nın cephedeki nüfuzu sarsılmış görüldüğünden, kendisi yeni kurulan Moskova Büyükelçiliğine atanmış, cephe iki ayrılmıştır. Albay İsmet Bey, Genel Kurmay Başkanlığı üzerinde kalmak üzere, Batı Cephesi Komutanlığına Albay Refet Bey de Dahiliye Bakanlığını muhafaza ederek Güney Cephesi Komutanlığına getirilmişlerdir. Mustafa Kemal’in cephe komutanlarına verdiği kesin direktif “süratle muntazam ordu ve büyük süvari kütlesi” oluşturmaktır. Çünkü zaferi kazanmanın yolu düzenli ordudan geçmektedir.

Batı Cephesi Komutanlığına 8 Kasım’da atanan Albay İsmet Bey, 10 Kasım’da “nizamsız teşkilât fikrini ve siyasetini yıkmak” görevi ile işe başlar.

Emrindeki komutanlara verdiği direktif özetle şudur: “Artık millî hükümet teşekkül etmiş olduğuna göre, sevk ve idare değişmiştir. Bundan böyle birliklerin her türlü ihtiyacı para, iaşe, asker ve teçhizat ihtiyacı Cephe Komutanı tarafından karşılanacaktır. Hiç kimseden para alınmayacak, hiçbir vatandaşa eza edilmeyecek, şikâyetler devletin resmî mercilerinde sonuçlandırılacaktır.”

Ethem ve Demirci Efe Olayları

Bu uygulamanın başlamasıyla daha ilk günden Birinci Kuva-yı Seyyare Komutanı ile ilişkiler hassaslaştı. İç ayaklanmaları önlemede gösterdiği başarı Ethem‟e büyük bir şöhret ve itibar sağlamıştı. Ethem ve kardeşleri, devlet içinde devlet durumuna gelmişlerdi. Ethem istediği gibi halktan para ve asker toplamaktaydı. Cephedeki hareketlerde de bağımsızmış gibi davranmaktaydı.

Ağabeyi Reşit milletvekili olarak Meclisteydi. Önemli bir milletvekili grubu onları desteklemekteydi. Kazandıkları başarıdan başları dönen Ethem Bey ve kardeşleri kendilerini iktidarın ortağı gibi görmekteydiler. Orduyu küçümsemekte, milis esasına göre halk ordusu oluşturulmasını savunmaktaydılar. Yeşil Ordu adı verilecek olan bu ordunun çekirdeğini, Ethem kuvvetleri oluşturacaktı. Ankara’da hareketin siyasî dayanağını teşkil edecek örgütlenmeler de vardır. Özetle Ethem ve kardeşleri hem askerî ve hem de siyasî alanda iktidar olmak hazırlığı içine girişmişlerdir.

Öyle ki Yozgat ayaklanmasından sonra, Ethem Ankara Valisi Yahya Galib‟i, Çapanoğullarına el altından yardım etmiş olduğu gerekçesiyle, tutuklamak istemiş, onun gönderilmemesi üzerine, Ankara’ya döndüğünde Meclis‟in kapısına Mustafa Kemal‟i asayacağını söyleyecek derecede ölçüyü kaçırmıştı. Bu kısa bilgilerden anlaşılacağı gibi Ethem olayının ana nedeni iktidara el koymak arzusudur.

Olayın patlak vermesinin yakın nedenleri ise, Ethem ve kardeşlerinin Cephe Komutanları ile olan sürtüşmeleridir. Kuva-yı Seyyare‟ye verilecek olan tahsisat, iaşe ve mühimmat miktarının saptanması için istenilen ellerindeki silâhlı ve cephane miktarını ve ihtiyaçlarının dökümünü bildirmeyi Tevfik Bey reddediyordu. Bunların bilinmesi istenmiyor! Kendilerine verilen Birinci Kuva-yı Seyyare unvanını kabul etmiyorlar buna mukabil “Umum Kuva-yı Seyyare ve Kütahya Havalisi Komutanlığı” sıfatını benimsiyorlardı. Yasaklanmasına rağmen gizli şifreyle haberleşiyorlar, memleketin iç kısımlarından

asker devşiriyorlar, mıntıkalarındaki sivil memurları kovalıyorlardı. İsmet Bey Kuva-yı Seyyare‟nin sırf düşmanla meşgul olmasını ve cephe gerisi ile alakadar olmamalarını temin maksadıyla Simav‟da bir komutanlık oluşturdu ve Albay İbrahim Bey‟i bu göreve getirdi. İbrahim Bey, Tevfik Bey tarafından “ben mıntıkamda başka bir memur istemem, o işi ben yaparım” gerekçesi ile geri çevrildi. Tevfik Bey bununla yetinmemiş, Batı Cephesi Komutanlığına günlük raporları vermemeğe, doğrudan doğruya bunları BMM Başkanı‟na yani Mustafa Kemal Paşa‟ya göndermeye başlamıştı. Cephede ciddî bir kriz başlamıştı. Birinci Kuva-yı Seyyare, cephe komutanlarını tanımamakta, İsmet ve Refet Beylerin görevlerinden alınmalarını istemekteydi.

Mustafa Kemal her türlü tedbiri olmakla beraber, Ethem kardeşleri silâh kullanmadan nasihatla yola getirmek için ciddi gayretler sarfetti. Ethem‟le İsmet Bey‟i Eskişehir de yüzleştirme girişimi Ethem‟in Eskişehir‟de trenden habersiz ayrılmasıyla gerçekleşmedi. Kendisine gönderilen arabulucuların girişimleri olumlu bir sonuca ulaşamadı. Ethem‟in İstanbul Hükümeti ile haberleştiği ortaya çıkınca, ordu birlikleri, Birinci Kuva-yı Seyyare‟ye karşı harekete geçirildi. Cephe Komutanı İsmet Bey, Ethem‟e son bir uyarıda bulundu.

29 Aralık tarihli bu yazıyla BMM Hükümeti‟nin kararlarını tebliğ etti. Bunda Birinci Kuva-yi Seyyare‟nin diğer bütün askerî kıt‟alar gibi kayıtsız şartsız BMM‟nin kanunları ve Hükümetin emirlerine itaata ve askeri zaptırapt ile sorumlu olduğu, her türlü işlemin emrinde olduğu kumandanlık aracılığı ile yürüyeceği vurgulanmaktadır. İsmet Bey durumu Ethem‟e açıklayarak şahsı adına son bir teklifte bulunmuş, BMM‟nin kararına uygun olarak, münasip gördüğü şekil ve tertipte Kuvayı Seyyare başından çekilmesinin hem kendi ve hem de Kuva-yı Millîye mensupları için faydalı olacağını belirtmiştir. Buna Ethem meydan okuyan bir eda ile cevap verir: “Büyük mücadelelere girişmiş zevatta hayat korkusu yoksa, Uşak cephesine buyurunuz, böyle olduğunuzu, bu liyakatta olduğunuzu ispat ediniz. Taarruzunuzu bekliyorum.”

Bu cevap üzerine, düzenli birlikler Gediz yönünde ileri harekete başladılar. Ethem savaşı kabul etmeyerek geri çekilir. Emrindeki birliklerden bazıları düzenli ordu ile çarpışmak istemezler, Ethem onları hareketlerinde serbest bırakır. Bir taraftan da Yunanlılarla ilişkiye girmiştir. Yunanlılar ile Ethem arasında ateşkes yapılmış ve Yunan kuvvetleri Eskişehir yönünde ileri harekete geçmişlerdir. Savunma yapacak olan İnönü mevzilerinde sadece bir tümen vardır.

İsmet Bey, Ethem kuvvetleri karşısında Yarbay İzzettin (ÇALIŞLAR) Bey‟i Kütahya‟yı savunmak ve İnönü mevzilerinin arkasını güven altına tutmakla görevlendirir. İsmet Bey elindeki kuvvetlerle üç gün içinde Gediz‟den İnönü‟ne yetişir. Bu arada İzzettin Bey Kütahya‟yı başarıyla savunur, Ethem üç günlük bir savaştan sonra çekilmeye başlar. Refet Bey‟in süvarileri asileri takibe başlarlar. İnönü‟de düşmanı çekilmeye mecbur eden başarıdan sonra, serbest kalan kıtalar Kütahya yönünde harekete geçmişlerdir. Bu durumda Ethem kuvvetleri dağılmaya başlamış, Ethem kardeşler çareyi Yunanlılara sığınmakta bulmuşlardı.

Ethem, Ankara ile iplerin gerildiği günlerde, Demirci Efe ile ilişki kurmuş, onu da ayaklanmaya davet etmişti. Kuva-yı Millîye‟nin düzenli ordu bünyesine alınmasına karar verilince, Demirci Mehmet Efe‟ye kuvvetlerinin bir kolordu olarak teşkil edilmesi ve kendisine de Kolordu Komutanı payesi verilmesi teklif edildi. Efe kesin bir cevap vermez, oyalama taktiği uygular. Ethem‟le haberleşmesi öğrenilince, Refet Bey bir baskın hareketi düzenledi. Demirci Mehmet Efe ancak kaçabildi. (16 Aralık 1920). Demirci Efe şahsına bir zarar verilmemesi şartı ile 30 Aralık‟ta hükümet kuvvetlerine teslim oldu. Bir işe karışmamak şartıyla Efe‟nin elli kişilik maiyeti ile Karasu ilçesi civarında oturmasına izin verildi.

Çerkez Ethem ve Demirci Mehmet Efe ayaklanmalarının başarı ile bastırılması ve I. İnönü zaferinin kazanılması ile Kuvayı Millîye birlikleri düzenli ordu içinde yerlerini aldılar. “Artık millî hükümet her emrine itaat eden düzenli bir orduya dayanıyordu”.

Özetleyecek olursak, 23 Nisan 1920‟de BMM açılmış, Mustafa Kemal Meclis Başkanı seçilmiş, hükümet teşkil edilmiştir. İstilâcı güçlerin ve İstanbul Hükümeti’nin düzenledikleri, Ankara kapılarına dayanan iç ayaklanmalar bastırılmıştır. İç ayaklanmaların bastırılmasında büyük hizmetleri geçen, fakat kendi başına buyruk hareket eden, emir-komuta dinlemeyen, iktidara elkoymak isteyen Ethem ve kardeşleri gailesi ortadan kaldırılmış, düzenli ordu oluşturulmuştur. Bundan sonra savaş, gerilla taktiği ile değil, düzenli ordu birlikleri ile savaş kurallarına göre yönetilecektir.

Genç TBMM Hükümetinin genç ordusu, Doğuda Ermenistan, Güneyde Fransa, Batıda da Yunanlılarla silâhlı çatışma halindeydi. Ayrıca Boğazlar mıntıkası başta İngilizler olmak üzere, işgal altında bulunmaktaydı.

Mustafa Kemal bu durumda yeni devletin harp stratejisini ve dış politikasını, Misak-ı Millî çerçevesinde, gerçekçi bir şekilde tesbit etti. Daha önce belirtildiği gibi, Mustafa Kemal derin sezişi ile işgalci güçler arasında görünüşteki dayanışmaya rağmen, aralarındaki çıkar ayrılıklarını görmüş ve harp ve dış politika hedeflerini buna göre isabetle tayin etmiştir. Bu politikanın esası şudur: İtalya ve Fransa ile anlaşmak ve uzlaşmak, Batılılarla çatışma halinde bulunan Sovyetlerin dostluk ve yardımını temin etmek, Yunanistan’ın en büyük destekçisi olan Büyük Britanya’yı silahlı bir çatışmanın dışında tutmak, barışçı yoldan anlaşmaya imkân olmayan Ermenistan ve Yunanistan‟ı da kademeli bir şekilde silâh zoruyla vatan topraklarının dışına atmaktır.

Bu itibarla askerin harekât bakımından öncelikli olarak Doğu cephesi ele alınmıştır.

Sayfayı yazdırın Sayfayı yazdırın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

− 3 = 3