İnönü Savaşları ve Sonuçları

Atatürkün hayatı ve eserleri 300x150

İnönü Savaşları ve Sonuçları

Yeni Yunan Kralı Konstantin daha Atina‟ya dönmeden önce İsviçre‟de iken verdiği bir demeçte şöyle diyordu: “…. Ülkeye dönünce İtilâf devletlerine olan bağlılığımı, memleketimin çıkarları doğrultusunda ve şimdilerde onların çıkarlarıyla özdeşleşen Sèvres Antlaşmasına da uygun hareket edeceğimi bildireceğim…. Küçük Asya‟daki harekâtımıza devam edeceğiz ve bize verilen hiç ama hiç bir şeyden vazgeçmeyeceğiz.

Kral 19 Aralık‟ta Yunanistan‟a dönmesinden sonra verdiği demeçlerde, müttefiklerle işbirliğinin zorunlu olduğunu tekrarladı. Yeni yönetim prestij kazanmak, geleneksel Yunan politikasının izlediğini göstermek ve böylece itilâf devletlerinin desteğinin devamını sağlamak maksadıyla işgal ordusunu harekete geçirdi. Amaç, bu sırada ayaklanma halinde olan Ethem olayından yararlanmak ve henüz oluşma safhasında olan Mustafa Kemal ordusunu dağıtmaktır.

Birinci İnönü Savaşı ve sonuçları:

Bu maksatla Yunan ordusu 6 Ocak‟la Bursa cephesinden Eskişehir, Uşak cephesinden de Afyon istikametinde harekete geçti. Bu sırada batı ve güney cephesi komutanları Ethem isyanının bastırılması ile meşguldüler. İsmet Bey Yunan ileri harekâtını öğrendiği sırada, kıtalarıyla Gediz‟de bulunuyordu. İki komutan Ethem‟in takibini bırakıp bölgelerini savunmayı kararlaştırdılar. Düşmanın ağırlıklı kuvvetleri kuzeydeydi.

Türkler Eskişehir istikametini kapatmak için İnönü mevzilerini hazırlamışlardı. Mevzileri bir tümen kadar bir birlik tutmaktaydı. Ancak Bursa‟dan hareket eden Yunan kuvvetleri İnönü‟ne üç günlük bir uzaklıktadır. Halbuki Batı cephesi kuvvetlerinin büyük kısmı oraya dört günlük bir mesafede olup karşılarında Ethem kuvvetleri vardır. Albay İsmet Bey, Yarbay İzzettin Bey‟i 61. Tümenle Ethem kuvvetleri karşısında Kütahya‟yı savunmaya bırakarak geri kalan beş alayı ile İnönü mevzilerine ulaşma çabasına girişti. Bu askerler dört günden beri yürüyüş halinde uykusuz ve yorgundular. Mevsim kıştı, Askerlerin çoğunun paltosu yoktu.

İsmet Bey cepheye ancak şiddetli çatışmalar sırasında yetişebildi. Halbuki Yunan ordusu 9 Ocak‟tan beri İnönü savunma hattını zorlamaktaydı. 10 Ocak öğle sıralarında Batı cephesi karargâhı tehdit altına girince, temkinli bir komutan olan İsmet Bey, 15 km. kadar geride bulunan ikinci savunma hattına çekilmeyi uygun gördü. Türk savunma hattını kıramayacağını anlayan ve beklemediği bir direnme ile karşılaşan Yunan komutanı General Papulas geri çekilme emrini verdi.

Henüz kuruluş halinde olup bir taraftan da âsilerle mücadele eden yeni Türkiye Devleti‟nin küçük, fakat millî mefkûreli genç ordusu nazik dakikalar geçirmiş ama çözülmemiş, düşmanı çekilmek zorunda bırakmıştı. Olağanüstü şartlarda kazanılan bu zafer ile “çok şey” kurtarıldı. Düzenli ordunun bu ilk zaferi içerde halkın moralini yükselttiği gibi, millî hareketin önderi Mustafa Kemal‟in prestijini arttırdı, orduya güveni pekiştirdi. Meclis‟in otoritesini güçlendirdi.

Mustafa Kemal, Padişaha dayanarak millî direnmeye karşı çıkan, Ankara kapılarına kadar gelen iç isyanlarla ve en son olarak da Ethem ayaklanmasıyla mücadele etmek zorunda kalmıştı. Bütün bunların başarı ile atlatılması , kendi başına buyruk hareket eden ve neticede Yunanlılarla işbirliği eder hale gelen Ethem kuvvetlerinin dağıtılması, ciddi bir Yunan saldırısının başarısızlığa uğratılması düzenli ordu ve hükümet teşkili için gerekli ortamı oluşturdu.

Nitekim TBMM‟nin açılmasından beri dokuz ay geçmesine rağmen, henüz anayasa Meclis‟ten geçmemişti. 1. İnönü zaferinden sonra, Mustafa Kemal‟in hazırladığı taslak ele alınarak 20 Ocak 1921‟de kabul edildi. Teşkilâtı Esasiye Kanunu başlığını taşıyan yasa 23 madde ve bir geçici maddeden oluşmaktaydı. Buna göre: Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Yürütme gücü ve yasama yetkisi milletin yegâne ve hakiki temsilcisi olan TBMM‟nde toplanmıştır.

Türkiye Devleti TBMM‟nce yönetilir ve hükümet TBMM Hükümeti adını taşır. TBMM Başkanı, Bakanlar Kurulu kararı onaylamaya ve Meclis adına imzaya yetkilidir. Meclis yönetimi seçmiş olduğu bakanlar aracılığıyla yürütür. Seçimler iki yılda bir yapılacaktır. Yasada bulunmayan hususlar için, bu anayasaya ters düşmemek kaydıyla, 1876 anayasası geçerli olacaktır.

Birinci İnönü zaferi iç politikada olduğu gibi, dış politikada da önemli sonuçlara yol açtı. Bunların en önemlisi, o zamana kadar TBMM Hükümeti ile anlaşma yapmak için tereddütlü bir hava içinde bulanan Sovyetlerle 16 Mart 1921‟de Moskova Anlaşmasının yapılmasıdır. Önceki kısımlarda açıklandığı gibi, bu anlaşma ile Doğu sınırı güvence altına alınmış, Sovyetlerle karadan ulaşım yolları açılmıştır.

Birinci İnönü‟nün ikinci bir siyasî sonucu İtilâf Devletlerinin o zamana kadar “çete başı” gibi gördükleri Mustafa Kemal‟in temsil ettiği TBMM Hükümetini Londra Konferansına davet etmeleridir.

Londra Konferansı: Mustafa Kemal’i Dolaylı Tanımak

Ortaya çıkan yeni oluşum karşısında, Müttefikler konumlarını 25 Ocak 1921‟de Paris‟te gözden geçirdiler. Görüşmelerde Fransa ve İtalya değişiklikten yana tavır koydular. İngiliz Başbakanı Lloyd George ise Yunan Kralı Konstantin‟in tanınmasını, onun Anadolu‟da yapacağı ileri hareketin önlenmemesini, Yunanlılar ve Türklerin katılacakları bir konferansla Sèvres Antlaşmasında ufak tefek değişiklikler yapılmasını önerdi. Sonuçta 21 Şubatta Londra‟da Yunanistan ile İstanbul ve Ankara hükümetlerinin katılacağı bir konferans toplanmasına, konferansta Sèvres Antlaşmasının esas alınmasına karar verildi. Karar İstanbul hükümetine bildirilerek bir hafta içinde cevap verilmesi ve Ankara ile temasa geçmeleri istendi.

Tevfik paşa durumu Mustafa Kemal‟e duyurdu ve Ankara‟ca yetki verilmiş olan delegelerin Osmanlı delegeleri arasında bulunmasının İtilâf Devletlerince şart koşulduğunu bildirdi. Ayrıca şifreli telgrafla Yunanlıların bir kolorduyu İzmir‟e göndermekte ve Trakya‟daki kuvvetlerini de Anadolu‟ya kaydırmakta olduklarını haber verdi.

Bu başvuru, İstanbul ile Ankara arasında uzun tartışmalara yol açtı. Mustafa Kemal Tevfik Paşa‟ya verdiği cevap özetle şöyledir: “Millî iradeye dayanarak Türkiye‟nin mukadderatını elinde tutan meşru ve müstakil tek hakim kuvvet, Türkiye Büyük Millet Meclisi‟dir. Türkiye ile ilgili bütün meselelerin çözümünde ve her türlü dış ilişkilerde başvurulacak tek yer, yalnız bu Meclis‟in hükümetidir.

İstanbul‟daki herhangi bir heyetin hiçbir bakımdan meşru ve hukukî durumu yoktur…. Heyetinize düşen vatan ve vicdan görevi… meşru ve muhatap hükümetin Ankara‟da olduğunu kabul ve ilân etmektir…. İtilâf Devletleri Londra‟da toplayacakları konferansta, Doğu meselesini hak ve adalet ölçüleri içinde çözmeye karar vermişlerse davetlerini TBMM Hükümeti‟ne doğrudan doğruya yapmalıdırlar.”

Tartışmanın uzaması üzerine, Mustafa Kemal Tevfik Paşa‟ya Padişah‟ın TBMM‟ni tanıdığını ilân etmesini istedi ve TBMM‟nin kabul ettiği Anayasanın belli başlı maddelerini açıklayarak bu temel maddelerine aykırı hareket etme imkân ve yetkisinin bulunmadığını bildirdi.

İstanbul Hükümeti‟nin kendi görüşünde ısrar etmesi üzerine konu Mustafa Kemal‟in teklifi uyarınca, TBMM‟de görüşüldü. Meclis İstanbul hükümetinin işgal karşısında aldıkları tavrı sert bir şekilde eleştirdi.”…. Saltanat şurasında İtilâf Devletleri‟nin uzattığı esaret belgesini ayağa kalkarak kabul ve imza eden devlet adamları hükümette hiçbir hak ve yetkiyi temsil etmeyen geçersiz bir güç durumundadır.

Anayasaya göre hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir. Milletin yasama ve yürütme gücü onun tek ve gerçek mümessili olan Büyük Millet Meclisi‟nde toplanır” ifadesiyle bütün idarî teşkilâtı ile ülkeyi yöneten, ordularıyla doğuda ve batıda düşmanları ezerek barış yollarını açan Meclis‟in delegelerinin memleketi temsil eden tek heyet olarak tanınmasını istedi ve aksi halde Türkiye‟yi sadece Ankara heyetinin temsil edeceğini bildirdi.

İstanbul ile anlaşma olmadı. İstanbul Londra‟ya Tevfik Paşa başkanlığında bir heyet gönderdi. TBMM İtalya aracılığı ile resmen davet edilmesinden sonra Hariciye Vekili Bekir Sami (KUNDUH) başkanlığında bir heyetle konferansa katıldı.

Konferans başlamadan önce, İngiliz Başbakanı Lloyd George, Yunan Başbakanı ile görüştü. Lloyd George‟un ileride ilhak edilmek üzere İzmir‟e özerk bir statü verilmesi teklifine, Yunan Başbakanı bu konuda hükümete danışacağını ve Yunan askeri ve çekilirse karışıklık çıkacağını öne sürer ve Yunan ordusunun Mustafa Kemal‟i ezdiği gibi zaptettikleri yerleri koruyabileceklerini söyler. İngiliz Başbakanı da İzmir‟i ve Trakya‟yı geri isteyen Kemalistlere karşı meşru haklarından vazgeçmemeleri için Yunan halkına güvendiğini ancak İzmir için bazı ödünler verilmesinin muhtemel olacağını söyler.

İngiliz Başbakanı Fransız Başbakanı Briand‟la 21 Şubat 1921‟deki görüşmesinde, Yunanistan‟ın İzmir‟i boşaltmak niyetinde olmadığını, Mustafa Kemal‟in gücünün abartıldığını, Yunan ordularının Türkleri yenebileceğini, Briand ise İzmir bölgesine Girit gibi bir statü verilmesini ister, Yunanlıların savaşı sürdürmek isterlerse bunun sonunun gelmeyeceğini söyler.

Konferans 21 Şubat‟ta açıldığında, önce Yunan delegesi dinlenir. Yunan görüşüne göre, Yunan orduları İtilâf Devletleri‟nden aldıkları yetki ve görev ile Anadolu‟ya çıkmışlardır. Bölgeye 126.000 göçmen getirilmiş, yatırımlar yapılmıştır. Yunan ordusu Hristiyan halkı, İstanbul‟u ve Boğazları saldırıya karşı korumaktadır. Anadolu‟daki 121.000 kişilik Yunan ordusu Kemalist orduyu darmadağın edecek güce sahiptir ve üç tümenlik bir kuvvet ile alınanların koruyabileceği görüşündedir.

23 Şubatta Türk delegeleri dinlenir. Söz önce Tevfik Paşa‟ya verilir. Tevfik Paşa, bir an önce barışa ulaşabilmek için Türklerin oturdukları yerlerin bütünlük ve bağımsızlığının ve azınlık haklarının korunması, Boğazlar hakkında milletlerarası bir çözüm bulunması gereklidir diyerek diğer hususlar için Ankara Millet Meclisi temsilcilerine sözü bırakır.

Ondan sonra söz alan Bekir Sami Bey, Misakı Millî esaslarına göre kaleme alınan bir belge okudu ve Türkiye‟nin özgür ve bağımsız bir millet olarak millî varlığını ve ekonomisini geliştirmesi için gerekli araçların sağlanmasını istedi.

Konferans 12 Mart 1921‟e kadar devam etti. İtilâf Devletleri, Türk ve Yunan heyetlerine kendilerinin Sèvres‟in Antlaşması esaslarına göre hazırladıkları, Sèvres‟in bazı maddelerinde ufak tefek değişiklikler öngören bir taslak vererek 24 gün içinde cevaplandırılmasını istediler.

İtilâf Devletlerince ödün olarak değiştirilen noktalar özetle şöyledir: Jandarma ve özel birliklerin sayıları bir miktar artırılıyordu. Boğazlar bölgesi biraz daraltılıyor, malî komisyon ve Boğazlar Komisyonu ile ilgili önemsiz değişiklikler yapılıyor, Ermeni sorununun saptanması Milletler Cemiyetine bırakılıyor, İzmir bazı şartlarla sözde Türkiye‟ye bırakılıyordu.

Bekir Sami, Lloyd George‟un tutumu karşısında müşterek cepheyi parçalamak amacıyla Fransa ile “Mart 1921‟de, İtalya ile 13 Mart 1921‟de iki anlaşma imzaladı. Bu iki devletin işgal bölgelerini boşaltmalarına karşılık belirli bölgelerde ekonomik çıkarlar öngörülüyordu. Bekir Sami İngilizlerle de esirlerin değişimine dayalı 16 Mart tarihli şartlı bir anlaşma yapıyordu.

Bekir Sami‟nin yaptığı anlaşmalar Ankara‟nın onayından geçmediği, Misak-ı Millî ile bağdaşmış görülmedikleri için Mustafa Kemal tarafından olumlu bulunmadı, Dışişleri Bakanı istifâ etmek zorunda kaldı.

Londra Konferansı Mustafa Kemal açısından bir başarı teşkil etmekteydi. İngilizler daha düne kadar “eşkıya”, “çete başı” gibi deyimlerle küçümsemeye çalıştıkları Mustafa Kemal‟i ve onun oluşturduğu devleti tanımak zorunda kalmışlardı. Konferansta İtilâf Devletleri‟nin birleşik cephelerinde gedikler olduğu ortaya çıkmıştı.

Yunanlılar konferansa kerhen gelmişlerdi. Amaçları yeni rejime destek sağlamaktı. Yeni rejim Venizelos‟un Sèvres‟de elde ettiği avantajlardan ödün verilebilecek durumda değildi.

Zaten Yunan heyeti Londra konferansı devam ederken “İngiltere‟nin kalbinde Yunan halkı için her zaman sıcak bir köşe bulunduğunu” hararetle ifade eden Lloyd George‟dan hareket serbestliğini almış bulunuyordu.

Nitekim daha heyetler dönmeden Anadolu‟da Yunan ileri hareketi başladı.

İkinci İnönü Savaşı ve Sonuçları

Türkler Yunan ileri harekâtını beklemekteydiler. Saldırının yönünü doğru tahmin etmişlerdi. Yunan ordusunun ağırlıklı olarak Eskişehir yönünde, Uşak grubu ile de Afyon istikametinde saldırıya geçeceği tahmin edilmiş ve ona göre tedbir alınmıştı. Nitekim beklendiği gibi Yunanlılar asker ve ateş gücü olarak üstün kuvvetlerle, İnönü mevzilerine saldırdılar. 27 Mart‟ta başlayan savaş, şiddeti gittikçe artarak 1 Nisan 1921‟e kadar devam etti. Bir ara mevzilerin kilit noktası sayılan Metristepe düştü. Durum kritikleşti. Mustafa Kemal cepheyi takviye için muhafız taburunu yolu çıkardı. Komutanlar bile cephenin ön saflarında savaşıyorlar saldırı ve karşı saldırılar birbirlerini takip ediyordu. Düşman yer yer

başarı elde etti ise de cepheyi yarmayı başaramadı. 1 Mart 1921‟de generalliğe terfi etmiş olan İsmet Paşa, 31 Mart günü yaptığı karşı saldırılarla düşmanı çekilmeye mecbur etti. Onun zaferini müjdeleyen “…. Düşman binlerce ölüyle doldurduğu savaş alanını silâhlarımıza terk etmiştir.” İfadeli telgrafını Mustafa Kemal şöyle cevaplamıştır: “ … Siz orada yalnız düşmanı değil milletin makûs talihini de yendiniz. İstilâ altındaki talihsiz topraklarımızla birlikte bütün vatan, bu gün en ücra köşelerine kadar zaferinizi kutluyor….”.

Bu arada düşmanın Uşak gurubu Afyon‟u almış ve ileri hareketine devam etmekteydi. II. İnönü zaferi üzerine buradaki kuvvetlerin büyük kısmı güneye kaydırıldı. Düşmanın yan ve gerileri tehdit altına alındı. Bu durumda Yunanlılar Afyon‟u boşalttılar, fakat Dumlupınar‟da tutunabildiler.

II İnönü zaferi TBMM Hükümeti‟nin prestijini yükseltti. Orduya güveni pekiştirdi. Bütün yurtta coşkun kutlamalar yapıldı. Halkın zafere ve Kurtuluşa olan inancı güçlendi. Fakat en önemlisi Mustafa Kemal‟in Meclis üzerindeki etkinliği otoritesi çoğaldı.

Ülkeyi düşman istilâsından kurtarmak, tam bağımsızlığa sahip bir devlet haline getirmek amacıyla bir araya gelen milletvekillerini birleştiren temel esaslar Misak-ı Millî ilkeleridir. Milletvekilleri milletçe seçilen Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk örgütlerince desteklenmişlerdir.

Dolayısıyla Meclis‟in bütünü bu cemiyetin siyasî bir grubu halindeydi. Fakat zaman geçtikçe milletvekilleri arasında görüş ayrılıkları ortaya çıkmaya başladı. Meclis‟in hem yasama ve hem de yürütme gücüne sahip olması, hızlı ve etkin bir işleyişi geciktirmekteydi. Görüş ayrılıkları ortaklaşa bir çalışmayı iş çıkarmayı güçleştirmekteydi. Bu oluşuma çare bulmak amacıyla bir takım gruplar oluşmaya başlamıştı. Özellikle anayasa çalışmaları gruplar arasındaki görüş ayrılıklarını daha belirgin olarak ortaya çıkarmıştı.

Grupları ortak bir çizgide birleştirmek mümkün olmayınca, Mustafa Kemal Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Gurubunu oluşturdu. Grup Misak-ı Millî ilkeleri çerçevesinde ülkenin bütünlüğünü ve milletin istiklâlini sağlayacak barış ve güvenliğin elde edilmesi için bütün maddî ve manevî güçleri gereken hedeflere yöneltecekti. Grup devlet ve milletin teşkilâtını, Anayasanın koyduğu ilkeler çerçevesinde, şimdiden hazırlayacaktı. Grup 10 Mayıs 1921‟de resmiyet kazandı. Mustafa Kemal başkanlığını üstlendiği Grup aracılığı ile Meclis çalışmalarını yönlendirdi, hızlandırdı.

Ancak bu gelişme, II. Grup denilen muhalif bir grubun ortaya çıkmasına yol açtı. İkinci İnönü zaferinin iç politikadaki diğer bir sonucu da yeni rejimin iki numaralı şahsiyetini İsmet Paşa‟yı ön plâna çıkarmasıdır.

Zafer Mustafa Kemalin dış politikası açısından da olumlu sonuçlara yol açtı. Her ne kadar Bekir Sami Bey‟in Fransız ve İtalyanlarla yaptığı anlaşmaların kabul edilmemesi arada belirli soğukluk yarattı ise de genel olarak ilişkilerde olumlu bir gelişme oldu.

Hiç bir baskı olmadığı halde İtalyanlar Anadolu’dan çekilmeye başladılar.

Fransa ise, Dışişleri Komisyonu Başkanı Franklin Bouillon‟ı görüşmelerde bulunmak üzere Ankara’ya gönderiyor, ve 21 Haziran 1921 de Zonguldak’ı boşaltıyordu.

İngiltere ise kırk kadar tutukluyu Malta‟dan bırakıyor dolaylı yollardan Mustafa Kemal – General Harington buluşması üzerine tartışmaya giriyor, ama Yunanistan‟ı desteklemekten vazgeçmiyordu. Çünkü İngiliz Başbakanı Lloyd George’nun politikası, “Boğazları İngiliz denetiminde tutmak ve Yunanlıları Anadolu‟ya kesinlikle yerleştirmek” esasına dayanıyordu.

Yunanistan’a gelince, seferberlik ilân ederek ordu miktarını iki misline çıkarmış ve Kralı ordunun başkomutanı yapmıştı. Krala göre, ancak kesin bir zafer Sèvres’in şartlarını Yunanistan lehine değiştirebilirdi. Kral 11 Haziran‟da büyük gösterişler içinde Anadolu‟ya hareket etti ve İzmir‟e varır varmaz orduya bir çağrıda bulundu: “Askerler, vatanın sesi, beni yeniden kumandanızı almaya çağırdı. Bu kutsal topraklarda…. Elen ülküsü için çarpışıyorsunuz… İleri! Kralınız sizinle beraberdir. Sizi vatanın emrettiği yere götürmektedir…” Yeni Yunan saldırısı bu ortam içinde başladı.

Sayfayı yazdırın Sayfayı yazdırın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

+ 5 = 6