Türk Aile yapısı

Allah’ın takdiri herkesin için farklıdır. Anne-baba seçme şansımız, ırk, din, cinsiyet, dil, servet, ülke seçme hakkımız yoktur. O halde bunu takdir eden Allah sınavımızı buna göre yapacaktır ve bize düşen sınavı bize verilen imkan ve kabiliyetlerle tamamlamaktır.

Aile etimolojik olarak ‘birini çekince diğeri ayakta kalamayan iki unsur’ anlamına gelir. Kur’an’ın bakışına göre erkek ve kadın diğerini tamamlayan iki yarımdır. Bu bütün ancak iki yarım bir araya gelirse tamamlanır. Bu yarımların her birinin adı ‘zevc’dir. Zevc; eş/çift demektir. Bu eş olma hali eşit olma manasına değildir. Çünkü kadın ve erkeğin farklı görev ve kabiliyetleri vardır, aile içindeki ödevleri de farklıdır, mizaçları da.

Kur’an öte yandan tüm iman edenleri aile görür ve iman kardeşliğini över. Dahası tüm insanlık da Kur’an’a göre büyük bir ailedir ki ayetler dört yerde ‘Ey Ademoğulları’ şeklinde hitap eder. Yani Kur’an, tüm insanlık ailesinin aynı ve tek Allah etrafında kardeş ve aile olarak toplanmasını murad eder. Aile modern ilimlerde en küçük sosyal yapı olarak tarif edilir. Nitekim ailelerden toplumlar, toplumlardan halklar oluşur. Aile çekirdek yapı olması sebebiyle toplumun ve Ulusun kaderinde doğrudan etkilidir. Bu yapı ne denli güçlü ve güzel olursa toplum o ölçüde güçlü olacak, bu aile içinde nizam ve hakkaniyete ne denli uyulursa toplumda bu kelimelerin bulduğu karşılık aynı nispette olacaktır.

Türkler aile yapısı ile tüm cihana gerçekten örnek haldedir. Törelerden ve örflerden gelen kültürel genler ile devletleri ayakta tutan kurumlardan birisi bu nedenle aile yapısı olmuştur. Türklerde her evlilikten sonra bir ev oluşur. Bu nedenle izdivaca ev’lenmek denir. Bu bağlı olunan aileden kopmak değil, yeni aileler üretmek üzere görev almaktır. Keza Türk ailesinde büyüklere saygı ve küçüklere sevgi her daim esas olduğundan ev’ler ayrı olsa da aileler ve akrabalar sürekli irtibat halindedir. Yardımlaşma ve paylaşma kültürü de buna bağlıdır.

Aile yapısının kadın erkek erkilliği zamana göre değişmiş olsa da Türk ailesinde kadın İslam’dan önceki zamanlarda bile aşağı kademelerde değildir. Coğrafya ve töre gereği erkek aile dışı av, savaş, çalışmak gibi işlerle meşgul olurken, kadın dişi kuş misali hanenin namusunu koruyan, yavruları büyüten, ocağı kaynatan ve eşine her konuda yardımcı bir statüdedir. Kadın ve çocuğa şiddet ise töre gereği vardır lakin bu adaletsizlik veya keyfiyetten değil, ahlaksızlık veya imansızlık veya töreye karşı gelmek gibi büyük suçların cezası şeklinde tatbik edilen nadir durumlardır.

Türk aile yapısı içerisinde bulunduğu törenin minik parçası olarak inançlı, yüksek karakterli, insancıl ama haşin tabiatlı evlatlar yetiştirmek öncelikli hedefinde olarak eğitimi üstlenmiş vaziyettedir. Bu eğitim en başta millet sevgisi, töre nizamı ve inanç boyutu olmak üzere başlar, savaş sanatı, namus kavramı, çalışmak terbiyesi şeklinde devam eder.

Çocuklar devletin geleceği olduğu için aile yapısındaki ilk gaye bu yüzden hayırlı ve faydalı evlat yetiştirmektir. Bu fayda üretmek, çalışmak, korumak, savaşmak gibi temel gayelerin hepsine yöneliktir. Yani aile aynı zamanda bir okuldur ve ana babanın görevi çocuğu yarınlara bilgi yönünden hazırlarken, ahlak ve din anlamında da terbiye etmek, töre ve devlet boyutunda da devlete faydalı vaziyete getirmektir. Çocuklar, ana ve baba kavramları arası irtibat her ne kadar sevgi ve saygıya dayalı olsa da itaatsizlik veya fikir beyanı boyutunda son söz babanındır ki onun kararı töreye, kültüre, yasalara ve adalete tamamen uygundur.

Çocuklar bu kutsal yuva içinde bir yandan saygıyı, diğer yandan yaşamı öğrenir ve ayaklarını yere sağlam basmak için aileyi kökleri olarak kabul eder. Yaş ilerlese de ailenin dağılmaması bu nedenledir. Sorumluluklarını yavaş yavaş öğrenen çocuk önce kendisini, sonra ailesini ve sonra ulusunu fark ederek, bu senaryoda kendisine düşen görevi öğrenir ve yerine getirip rüştünü ispat ettikten sonra ayrı bir yuva kurmak üzere oradan ayrılır.

Türk aile yapısı ister göçebe ister yerleşik zamanlarda olsun bu haldedir. İslam’dan sonra ise tüm bu ahlak ve inanç kavramları Allah emirleriyle tadil edilmiş, beşeri hayata yeterince hazırlanmakta kusur etmeyen aileler, İslam ile de maneviyatlarını yüceltmişlerdir. Neticede sağlam karakterli, iffet ve haysiyete düşkün, zulme karşı, namusu için yaşayan, tüm bireylerini evvela devlet çıkarları için var eden ailelerin yaşantısına İslam ile bir de kutsallık ve mutlak ahlak girmiştir.

Türkler İslam’a kendi rızalarıyla girdikleri için ve İslam geleneklerine çokça benzediği için, cihad emri savaşçı ruhlarına çokça uyduğu için intibakta zorlanmamışlar, bu birliktelikten aldıkları güçle daha da köklenip yayılmışlardır. Dünya ve ahiret gayeleri de bu şekilde şekillenmiş, uzun asırlar İslam sancağını, Türk sancağı yanında gururla ve üç kıtaya taşımışlardır. Bu birliktelik aile yapısına da olumlu tesir etmiş, aileler evlatlarına devlete dair hususlarla, dine ait işleri aralarındaki dengeyi muhafaza ederek vermiş, bu sayede de kas güçleri iman gücüyle desteklenip devletler daha da büyümüştür.

İslam’ın aileye, eşlere, çocuklara dair hükümleri ile töre ve yasalardan kaynaklanan esaslar bir araya gelince de Türk ailesi yıkılmaz bir kale olabilmiş, devletin bekası bu sayede teminat altına alınıştır. Namusun, tevazunun, ahlaki prensiplerin yüceltildiği bu yapıda iman, ibadet ve ahlak boyutu salih amelle de birleşince Türk ve İslam motifi ortaya çıkmış, bu motif tevhidin yaşayan örneği olarak dünyaya emsal teşkil etmiştir. Lakin ülkelerin milli ruhlarının zayıflığı, İslam’a içten bağ kuramamaları nedeniyle yani milli ve dini gereklerin bir araya getirilememesi nedeniyle tüm ülkelerde aynı başarı sağlanamamıştır.

Türk ailesi ise zaten mertlik ve namus üzerine kurulu yapısını bir de İslam ahlakı ile perçinlemiş ve bu sayede örnek olabilmiştir. Batı hem Türklüğün asil ruhundan uzak olduğundan, hem kültür ve tarihi karanlık zulümlerle dolu olduğundan hem de İslam’a yanaşmayı reddedişinden dolayı bir türlü sağlam aile yapısına kavuşamamıştır.

Bugün Türk ailesi hala devletin en sağlam burcudur. Oysa Batı için evlatların on sekiz yaşında sokağa salınması huy haline geldiğinden, aileler devlet veya dinden ziyade kendi gelecekleri tasasıyla yaşadıklarından, milliyet düşüncesi gelişmemiş, dini akideler zayıf olduğu için de endüstrileşen yaşamları hazzı bir türlü yakalayamamıştır. Oysa Türk ailesi en haşin coğrafyalarda, en zor şartlarda, en zulüm altında inlediği anlarda bile dağılmamış, devletin ve İslam’ın koruyuculuğuna soyunmuş, üretimden savaşa dek tüm fonksiyonlarda aile devlet için itici güç olmuştur. Bu aile İslam’ın yerleşik hal almasına da sebeptir. Çünkü anne ve babaların verdiği manevi eğitim, Kur’an’a dayalı tevhid inancı sayesinde İslam hanelere girmiş, Kur’an tüm ailelerin en değerli kıymeti olmuştur.

Türklüğe ve İslam’a sonuna kadar sadık kalan bu aile içerisinde devlet ve hürriyet olmadan var olunmayacağı düşüncesi nedeniyle önce devletin selameti esas alınmış, devletin ilerleme, refah ve bekasının ancak inançla sürdürülebileceği idrak edildiğinden İslam hanelerin sönmeyen kandili olmuştur. Nihayet Türk aile yapısı bugün dahi cihana örnek vaziyettedir ve Batı okullarında ders olarak okutulmaktadır.

Zamanın aile yapısını bozmaya, nesil farkı yaratmaya çabalayan tüm nifakları, devleti yıkmak için evvela aileyi yıkmanın şart olduğunu çok iyi bildiğinden tüm gayretleri bu yapıyı bozmaktır. İnanç ve emelden, başka bir deyişle Türk Ülküsü ve Tevhid’den mahrum bırakmayı özendiren bu gayretlere kanmak sadece aileyi veya bireyi yıkmakla kalmayacaktır. Türk ailesi nesil farkını çatışma alanı olarak değil saygı mertebesi ve tecrübe birikimi olarak görmeye devam ettikçe, Batı’nın emperyalist kültürlerine de direnebilecektir. Bunun için milli menfaat ve prensiplerin, dini gereklerin, aile olma mesuliyetinin sürekli canlı tutulmasına ihtiyaç vardır. Çünkü Türk aile yapısı, Allah’ın vaadine giden yolda el ele tutuşmak, zulme direnmede omuz omuza mücadele etmek, başları aynı anda secdeye koyarken, düşman karşısında aynı cephede kadın erkek demeden yan yana şehadete yürümeye and içmektir, sarsılmaz kaledir.

Nesli korumada çekirdek kurum ailedir. Aile hayatını gerektiği şekilde sürdürmek İslam tarafından hayatta en büyük hizmet yani en değerli ibadet kabul edilmiştir. Burada şu ödevlerden bahsedilir; eşlerin birbirine karşı ödevleri, ebeveynin çocuklara karşı ödevleri ve çocukların anne babaya karşı ödevleri.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

+ 39 = 49