- Ataturkicimizde.com - https://ataturkicimizde.com -

Atatürk’ün Son Yılları ve Ebediyete İntikali

Atatürkün hayatı ve eserleri 300x150

Atatürk’ün Son Yılları ve Ebediyete İntikali

Atatürk’ün Son Yılları: İsmet İnönü ile Yolları Ayrılıyor

1937‟ye gelindiğinde, inkılâplar oturmuş, Cumhuriyet idaresi yerleşmiştir. Ülkenin etrafında dost ülkelerden bir güvenlik çemberi oluşmuştur. Türkiye, dünya devletleri arasında itibarlı saygın bir konuma sahiptir.

Bu dönemde Atatürk’ü çok etkileyen iki önemli olay vardır. Bunlardan biri, Fransa ile olan Hatay anlaşmazlığıdır Onun Hatay davası [1]nı kişisel bir mesele gibi benimsemiş olduğu, kararlı ve enerjik tutumu ile çözüme kavuşturduğu, dış politika bahsinde gözden geçirilmişti.

İkinci önemli olay Başbakan İsmet İnönü’nün görevden ayrılmasıdır.

İnönü, Ankara’ya 2. defa geldiği 3 Nisan 1920 tarihinden beri, Atatürk’ün en çok itimat ettiği, en hassas görevleri [2] verdiği, en yakın arkadaşıdır. TBMM Hükümeti’nin oluşmasıyla beraber Genel Kurmay Başkanıdır. Daha sonra en kritik cephe olan Batı Cephesi Komutanıdır. Mudanya Ateşkesini imzalayan komutandır. Yeni Türkiye Devletini dünyaya tanıtan Lozan Antlaşmasının mimarıdır. Nihayet Cumhuriyet Hükümeti’nin ilk başbakanıdır. Bu görev, 30 Ekim 1923‟ten itibaren, Fethi Bey’in üç buçuk aylık başvekillik dönemi hariç, on üç yılı aşkın bir süredir devam etmekteydi.

Atatürk‟ün yakınında bulunanlardan Falih Rıfkı‟nın deyimiyle, “İnönü Atatürk‟e onun kafasına ve gönlüne hiç bir şüphe gölgesi düşürmeyecek kadar bağlıydı”  Buna rağmen yolları neden ayrılmıştır?

Görünürde nedenler çeşitlidir. İnönü’nün anılarından öğrendiğimize göre, “1936 ve 1937 başı olayların gittikçe birikerek yorgunluk ve gerginliğin artmış” olduğu bir dönemdir. Türlü meselelerden Atatürk ile Başbakanı arasında tartışmalar çıkmıştır. Bunların en büyüğü Hatay konusundadır. Hatay’da Türklerin içinde bulunduğu hayatın tahammülsüzlüğü ve Fransızların, Suriyelilerin Hatay meselesinde gösterdikleri olumsuz politika, Atatürk’ü asabileştirmekteydi. Her an bir patlama havası ve her an büyük bir hareketin başlayacağı intibaı mevcuttu. Anlaşıldığına göre, İnönü, bu konuda Atatürk’ün atak girişimlerinden endişeye kapılmış ve siyasî yöntemlere ağırlık verilmesini savunmuştur. Hatay meselesi daha Atatürk’ün sağlığında onun istediği çözüm istikametini almıştı.

Tartışma konularından biri de İtalya ile olan ilişkilerle ilgiliydi. 1937 yaz aylarında bazı ticaret gemileri kimliği belirsiz denizaltılar tarafından Akdeniz’de batırılmaktaydı. Bunların İtalyan denizaltıları olduğu söylenmekteydi. Benzeri olaylara karşı alınacak tedbirleri görüşmek üzere, İsviçre’nin Nyon kentinde milletlerarası bir konferans düzenlenmişti. Türkiye kendi kara suları yakınlarında da meydana gelen bu karanlık olaylar dolayısıyla konferansa katılmıştı. İtalya’ya karşı alınacak önlemler konusunda Türkiye, İngiltere ve Fransa‟yı desteklemiştir. Anlaşıldığına göre, bu durumda Türk delegasyonuna verilecek talimat konusunda, Atatürk ile İnönü arasında görüş farklılıkları dolayısıyla ciddî tartışmalar yaşanmıştır.

Keza Atatürk’e İngiltere tarafından verilmesi düşünülen “Diz bağı” nişanı konusunda da tartışma olduğu bilinmektedir.

Gerginliğin patlak vermesine vesile olan olay ise, Atatürk Orman Çiftliği ile ilgili olarak iki devlet adamı arasında, sofrada alışılmadık bir tartışmanın yaşanmasıdır.

Aslında bu ayrılık, on üç yılı aşkın bir iş ve kader birliğinin yanısıra yoğun bir çalışma temposunun meydana getirdiği birikimlerin, mizaç farklılıklarının, bedeni yorgunluk ve rahatsızlıkların yarattığı alınganlık ve gerginliklerin bir sonucudur.

Çiftlik olayının ertesi günü, 19 Eylül 1937‟de Atatürk İkinci Türk Tarih [3] Kongresi için İstanbul’a giderken İnönü’de beraberindedir. Trendeki görüşmede Atatürk, “akşam olan tartışmalara kısaca işaret ederek,, şimdiye kadar beraber çalıştığımız zamanda pek çok defa kavga etmişizdir, ama bu kadar açıktan bu kadar sert olmamıştı. Bu sebeple sizin çalışmanıza biraz aralık vermek doğru olacaktır” sözleriyle konuyu noktaladı. İnönü, yorgun ve çalışamaz hale geldiğini belirterek ayrılmak için izin istedi. Önce kendisine iki ay izin verildi. Yerine Celâl Bayar vekâlet edecekti. 25 Ekim 1937‟de Celâl Bayar yeni hükümeti kurmakla görevlendirildi.

Yeni Bakanlar Kurulu eski Bakanlar Kurulunun devamı gibidir. Sadece istifa eden Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Dr. Refik Saydam’ın yerine yeni atama yapılmıştır. Başbakan olarak atanan Celâl Bayar’dan boşalan İktisat Bakanlığına Tarım Bakanı Şakir Kesebir kaydırılmış, Tarım Bakanlığına daha sonra atama yapılmıştır.

Hükümetin genel gidişinde önemli bir değişiklik yoktur. Her şey Atatürk’ün çizdiği yörüngede gelişmektedir. Ancak Cumhurbaşkanın sağlığı ile ilgili gelişmeler gündemi etkilemeye başlar.

[4]