ÜÇŞEHİTLER TEPESİ

Kahramanlarımız

ÜÇŞEHİTLER TEPESİ

İkinci İnönü Savaşı’nda,1 nci Tümen kuruluşundaki 3 ncü Alayın 3 ncü Taburunu pek şanlı bir şekilde tarihe geçiren “Üçşehitler Tepesi”, Söğüt’ten Eskişehir’e giden yolun sekizinci kilometresi güneyindeki geniş dönemecin sağında küçük bir tepedir. İnönü Savaşları’nın bu tepesine bir günde üç bölük komutanıyla subaylarının çoğunu ve erlerinin dörtte üçünü gömerek, kanlarıyla isim yazan 3 ncü Taburun aziz şehitlerini, Türk milleti çağlar boyunca minnetle, şükranla anacaktır.

Mondros Mütarekesi uyarınca kaldırılan 1 nci Tümen, Ankara’da yeniden kurularak İkinci İnönü Savaşı’nda cepheye gönderilmişti. Bu tümenin 3 ncü Alayı, üç piyade taburu ile altı tüfekli bir ağır makineli tüfek bölüğünden kuruluydu.

3 ncü Tabur; süngüsü bile olmayan tüfeklerle donatılmış, sınırlı cephaneli, hafif makineli tüfeksiz ve her türlü araçtan yoksun dört piyade bölüğünden meydana gelmekteydi. Savunma mevzisinin kilit noktalarını oluşturan kuzey kesimi, Metristepe-Kanlısırt-Üçşehitler Tepesi ile kenetlenmişti. 3 ncü Alay İnönü Meydan Savaşı’nın bu önemli kesiminde görev almıştı. 3 ncü Taburu da beklemedeydi.

Alayın subay kadrosu, Birinci Dünya Savaşı’nın büyük tecrübesiyle yetişmiş, başta Alay Komutanı Salih Bey olmak üzere çoğu Kurtuluş Savaşı’na büyük bir aşk ve imanla koşmuş canını esirgemeyen gönlü tok, vatansever seçkin kişilerden oluşmuştu. Vatanın uğradığı haksız yenilgi ve işgallere tahammül edemiyorlar, cephelerde bıraktıkları yüz binlerce şehidin ruhlarını karşılarında görüyorlar, onların kutsal anılarına yürekten bağlı bulunuyorlardı.

İkinci İnönü Savaşı asıl mevzilerde pek kanlı şekilde süregelmekteydi. 3 ncü Alayın savunduğu bölgeye, 28 Mart 1921 günü, Yunanların üç piyade alayı yoğun bir topçu ateşi desteğinde taarruza başladı. Önce Kanlısırt, daha sonra da Üçşehitler Tepesi saldırganın eline geçti. Alay Komutanı yedekte bulundurduğu 3 ncü Taburunu, Alayın 5 nci Bölüğüyle de pekiştirerek Üçşehitler Tepesi’ne karşı taarruza geçirdi. Bu taarruz hiçbir taraftan ateşle desteklenmemekte, buna rağmen başarıyla ilerlemekteydi.

Birlikler hücum mesafesine yanaştılar. Artık süngü hücumuna kalkmak zamanı idi. Ne var ki erlerin hiçbirinde süngü yoktu. O zaman Koca Mehmetçik tarihe yeni bir hücum adı geçirdi: “Dipçik Hücumu.”

9 ncu Bölük Komutanı Yüzbaşı Fahri, 10 ncu Bölük Komutanı Üsteğmen Mehmet Fehmi, ellerinde tabancalarıyla ileriye atılınca bütün erler bezginlik göstermeden onları izlediler. Üsteğmen Fehmi, henüz beş on adım atmadan sağ yanağından yaralanmıştı; buna önem vermeden bir süre daha koştu, nihayet dermanı kesilerek yerlere yıkıldı. O, toprağa akmakta olan asil kanına değil, Yunanlara saldırmakta olan kahraman erlerine bakarak gözlerini söndürülmez bir intikam bürümüştü. Şehit düşen komutan ve arkadaşlarının kanlı tuttukları tüfekleriyle yaptıkları bu “Dipçik Hücumu” gerçekten görülmemiş bir yiğitlik ve cesaret örneğiydi.

Patlayan kafaların, kırılan kolların, parçalanan vücutların iniltileri, kin ve hınç sesleri arasında kayboluyor, dipçik darbelerinin yankıları top sesleri içinde bir uğultuyu andırıyordu. Elinde hiçbir silâhı olmayan Teğmen Fahri, yumrukları, pençeleri ve tırnaklarıyla yaptığı mücadelede payına düşen Yunanları gırtlakladıktan sonra bir süngü ile şehit düştü.

Bir mahşer gününü andıran bu korkunç boğuşmadan kurtulabilen dipçik artıkları, tepeyi erlerimize bırakarak çareyi kaçmakta bulmuşlardı. Azim ve iman, dipçik, süngü ve kurşuna boyun eğdirmişti.

Kaçan Yunanlar, yedeklerle pekiştirilerek yeniden saldırıya geçti. Bu yeni ve üstün kuvvetlerin saldırısı karşısında, büyük kayıplar vermiş olan 3 ncü Tabur, tepeyi terk etmek zorunda kaldı. Ancak, hazırda bulunan 2 nci Bölüğün savaşa yetiştirilmesiyle bir daha taarruza geçti. Kısa süre önce şehit düşmüş ya da yaralanarak savaş alanında kalmış silah kardeşlerinin arasından tekrar müthiş bir akın başlamıştı. En önde, 9 ncu Bölük Komutanı Yüzbaşı Fahri bulunmaktaydı. Yazık ki bu kahraman subay da oracıkta şehitlik mertebesine ulaştı. Tabur, tepeyi ikinci defa ele geçirmişti. Akabinde Yunanlar, yeni karşı hücuma başladı ve tepe yine terk edilmek zorunda kalındı.

Artık, Alayın ve Taburun elinde yedek kuvvet de kalmamıştı. Kısa bir düzenlenmeden sonra, insanüstü bir gayretle ve özellikle subayların görülmemiş çabalarıyla Tabur üçüncü kez taarruza geçti. Bu üçüncü saldırı da Taburun zaferiyle sonuçlandı, Yunanlar kesin olarak paniğe uğratıldı. Yazık ki bu sefer de 2 nci Bölük Komutanı Yüzbaşı Ali Rıza şehit düşmüş, tabur, üç bölük komutanını kaybetmişti.

28 Mart 1921 günü İnönü’nün bu isimsiz tepesinde, bütün gözlerin döndüğü bu mahşerde, vatan savunması yolunda pek kanlı ve insan aklının almadığı savaşlar verilmiş ve bu isimsiz topraklara o günden başlayarak “Üçşehitler Tepesi” denilmişti.

3 ncü Tabur, aralarından sonsuzluğa kadar ayrılan arkadaşlarını gözyaşlarıyla toprağa yatırırken onların gömüldüğü bu mabedi, onların temiz kanlarıyla suladığı bu kutsal tepeyi hiçbir şekilde Yunanlara terk etmeyeceğine bir daha ant içti.

“Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır,

Toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır.”

Bu tepe üzerinde 29-30 Mart günlerinde de çok kanlı savaşlar oldu. Yeniden verilen çok ağır kayıplara rağmen birkaç kez el değiştiren mevziler nihayet silahlarımıza terk edildi. 31 Mart günü bütün umutlarını Türk’ün azim ve iradesi karşısında yitiren Yunanlar, çekilme hazırlıklarına başladı. 1 Nisan 1921 günü düzensiz ve perişan bir biçimde geri çekildiler.

Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa (İnönü), İkinci İnönü Savaşı’ndan sonra cepheyi teftiş ederlerken 1 nci Tümenin 3 ncü Alayını şu sözlerle kutlamışlardı:

“Kahraman 3 ncü Alay! İşlerimin yoğunluğu nedeniyle şahidi olduğum benzersiz fedakârlığınızı tebrik etmek için biraz geciktim. Siz, Gündüzbey yöresindeki sabır ve direnmenizle, fedakârlık ve kahramanlığınızla Kurtuluş Savaşı’nda yeni bir devir açtınız. Türk tarihine, İkinci İnönü başarısını Üçşehitler Tepesi’nde yatan aziz şehit arkadaşlarımızın asil ve temiz kanlarıyla yazdınız. Bu büyük zaferden dolayı hepinizi ayrı ayrı tebrik eder ve muhabbetle gözlerinizden öperken İnönü’de yatan mutlu arkadaşlarınızın kıymetli hatıralarını minnet ve şükranla anmayı bir borç bilirim.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir