SÜVARİ HÜCUMU VE YÜZBAŞI ŞEKİP

Kahramanlarımız

SÜVARİ HÜCUMU VE YÜZBAŞI ŞEKİP

Yüzbaşı Şekip’in damarlarında akıncı olan atalarının kanı dolaşıyordu. Yunan kuvvetleri karşısında onu yerinde tutmak mümkün değildi. Atı, kılıcı ve ona yürekten bağlı yiğit Mehmetçiklerin tek varlığı idi. Bir de canı vardı; kendisince pek değersiz saydığı bu canını sevgili ve yaralı vatanına hediye etmek, haince, hunharca öldürülen kardeşlerinin, alçakça, canavarca yakılıp yıkılan evlerin, tüten dumanları söndürülen aile ocaklarının öcünü almak istiyordu.

İkinci İnönü Savaşı’nda Yüzbaşı Şekip, 4 ncü Piyade Tümeninin Süvari Bölüğü komutanıydı. Aslıhanlar yöresinde, cephenin sol yan açığında görev almıştı. Hayatlarını hiçe sayarak görülmemiş bir cesaretle savunan piyade hatları üzerine bunaltıcı ve öldürücü bir ateş açmış bulunan Yunan bataryası, birliklerimiz için çok tehlikeli olmaktaydı. Yüzbaşı Şekip bu duruma seyirci kalamazdı. Hiç beklemeden emrini verdi ve bölüğünün önünde, ellerinde parlayan kılıçlarıyla bir yıldırım gibi bataryanın üzerine atıldı. Tanrım bu ne manzaraydı; aradaki mesafe gittikçe azalırken Yunan bataryası da ateşlerini süvari bölüğü üzerine çevirmişti. Bu ateşler hücum saflarında korkunç boşluklar yaratıyor, bir kısım atlar devriliyor, bir kısım süvariler kan revan içinde vatan topraklarına düşüyor; fakat, bölük hiçbir bezginlik belirtisi göstermeden bir fırtına, bir tayfun gibi ilerliyordu. Bu bir hışımdı ki hiçbir kuvvetin onu durdurması düşünülemezdi.

Yüzbaşı Şekip ve onu izleyen yiğit erleri, gözlerinde şimşekler çakarak bataryanın içerisine dalmış ve pek kısa bir zamanda bütün Yunan erlerini kılıçtan geçirmişler, bataryayı savaş dışı bırakmışlardı.

Bu olay, bir kahramanlık menkıbesi olarak 12 nci Kolordu Komutanı Fahrettin Paşa’nın uygun görmesiyle Afyon’da piyes olarak halka ve askere gösterilmişti.

Kurtuluş Savaşı boyuncaher yerde ölümü ararcasına savaşan ve Yunan saflarında daima bir korku ve yılgınlık yaratan kahraman Yüzbaşı Şekip, 26 Ağustos 1922 günü başlayan Büyük Taarruz’da 14 ncü Süvari Tümeninin bir bölüğüne komuta etmekteydi.

Yunan savunma hatları yarılarak ovaya atıldıktan sonra, onu ölüm çemberi içerisine alıp imha edecek olan harekât planı süratle ve başarı ile gelişirken 28 Ağustos 1922 günü 14 ncü Süvari Tümeni de İlbulak Dağının kuzeyinden batıya doğru çekilmek isteyen Yunan tümenlerinin bu yürüyüşünü engellemek ve geciktirmekle görevlendirilmişti.

Yüzbaşı Şekip duramazdı. Onun damarlarında atalarının akıncı kanı, bir ateş gibi bütün benliğini tutuşturuyordu. Bölüğü ile bu tümenlerden birisi üzerine yalın kılıç saldırdı. Görülen şey insan aklının alamayacağı bir manzaraydı. Dehşet ve korku içinde kalan Yunanlar yürüyüş kolu baştan itibaren silahlarını atarak teslim olmaya çalışıyor, keskin kılıçlardan çıkan kanlı kıvılcımlar, bağrışıp haykırmalar birbirine karışıyordu.

Esir olan yığın yığın Yunan kılıç artıkları, Yüzbaşı Şekip’e yetmiyordu. O, Yunan tümeninin gerilerine doğru durmadan akıyor, durmadan kılıç sallıyor ve her “Allah!” deyişinde bir kelle uçup gidiyor, bu muazzez, bu kutsal topraklar üzerinde benzeri görülmemiş bir yiğitlik destanı yazılıyordu. Ne var ki tümeninden bir hayli ayrı düşen bölük, zamanla Yunan kitlelerinin ortasında kaldı. Geriden yeni kuvvetlerin gelmediğini gören ve önceden silahlarını atmış bulunan korkaklar da yeniden tüfeklerine sarılarak bölüğü bir ateş çemberi içine aldılar. Yüzlerce tüfeğin yağdırdığı binlerce merminin ıslıkları arasında bölük, Yunan saflarını yararak tümenine katılma kararı vermişti. Bu sırada bir kurşun Yüzbaşı Şekip’i bütün savaşlar boyunca özleyip aradığı şehitlik mertebesine ulaştırmıştı. Bölüğü, kahraman yüzbaşılarından öğrendikleri ataklıkla ve büyük kayıplar vererek bu çemberi yardılar ve birliklerine katıldılar.

Kahraman Yüzbaşı Şekip’in aziz ruhu, içlerine dalıp allak bullak ettiği koca bir tümeni saatlerce yolundan alıkoyduğunu ve onlara pek ağır kayıplar verdirdiğini seyrederek göklere uçmuştu.

ATATÜRK, Büyük Taarruz harekâtını anlatırken diyor ki:

Bütün bu savaşlar olurken, süvarilerimiz tamamen Yunan birliklerinin gerilerinde olmak üzere hareket ediyordu. Mesela; Ulucak’ta ve Başkilise’de bazen piyade gibi ateş savaşı yaptı; fakat, ekseriya kılıcını çekti ve dörtnala Yunan safları içerisine girdi. Arkadaşlar, süvarilerimizin burada gösterdiği kahramanlık anlatılamaz. Henüz savaşa girmemiş yeni Yunan tümenlerini görür görmez süvarilerimiz tahammül edemiyorlardı. Bunları durdurmaya imkân yoktu ve derhâl kılıcını çekiyor, Yunanların içerisine dalıyorlardı ve hakikaten bu kahramanlık sayesinde batıya çekilmek isteyen Yunan birlikleri durmaya ve görev almaya mecbur edildi. O esnada bir taraftan piyadelerimiz ve topçularımız da yetişti. Yunanları tekrar savaşa mecbur ettik…”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir