HARUN ÇAVUŞ’UN YİĞİTLİĞİ

Kahramanlarımız

HARUN ÇAVUŞ’UN YİĞİTLİĞİ

1 nci Yunan Kolordusunu Haymana’ya ulaştıracak Dikilitaş-Haymana yolunu tıkamakla görevli 3 ncü Grup birlikleri, gece yarısından sonra şiddetli bir saldırıya uğradı. 15 nci Tümenin mevzilerinin bir bölümünü ele geçiren Yunanlılar, bir başka koldan da 57 nci Tümene çullanmışlardı.

Gece yarısı, nöbetçilerin gafletinden yararlanan Yunanlılar savunmanın en önemli noktalarından biri küçük tepeyi ele geçirmişlerdi. Düşmanın bu tepeyi elinde tutarak gündüz bu tepeden başlatacağı taarruz, tüm savunmayı çökertebilir, Yunanlıların Haymana’yı ele geçirme ve Ankara’nın güneyine sarkma hareketini başarıya ulaştırabilirdi. Gün doğmadan bu tepenin yeniden alınması zorunluydu.

15 nci Tümenin 56 ncı Alayı tepeyi geri almak için çabalıyordu. Aydınlatma tabancaları kullanan Yunanlılar her saldırıyı rahatlıkla kırıyor, makineli bomba ve makineli tüfeklerle, karşı saldırıya geçen 58 nci Alay savaşçılarını ilk adımlarını attıkları yerde dağıtıyor, biçiyordu. Saldırıya kalkan savaşçıların yukarıya doğru savurdukları el bombaları yakınlara düşüyor, kendi arkadaşlarını yaralıyordu. Yunan makineli tüfek yuvaları susturulabilse, tepe geri alınabilecekti…

Alay Komutanı, tepeye sızacak bir fedai müfrezesinin el bombaları ile yaratacağı karışıklıktan yararlanarak bir süngü saldırısıyla tepeyi geri alabileceğini umuyordu. 2 nci Taburu ne pahasına olursa olsun tepeye sızmakla görevlendirdi.

2 nci Taburun subayları sızmanın nasıl yapılabileceğini tartışırken, Harun Çavuş ortaya atılıyor. Seçeceği onbeş gönüllü ile sızmayı yapabileceğini söylüyor. Toplanan el bombaları, on beş fedainin ekmek torbalarına dolduruluyor. Fedailer sürünerek tepenin eteğine yaklaşıyorlar. Tek güvendikleri Yunanlıların attıkları aydınlatma fişeklerinin zaman zaman tam aydınlatma yapamaması veya bozuk çıkanların hiç aydınlatmaması. Fedailer yere yapışıp, arada bir işe yaramayan aydınlatma fişeğini bekliyorlar.

Sinirler gergin, bekleyiş uzuyor. Gün doğmadan bitirilmesi gereken işin başarılma şansı, bir tek bozuk aydınlatma fişeğine bağlı. Bütün alay savaşçıları sabırsız bir bekleyişin içinde… Gönüllüler sızma hareketine giriştiği an, alay yandan şaşırtma saldırısı yaparak gönüllülerin sızmasını örtmeye çalışacak… Gözler, zifiri karanlığı yırtan aydınlatma fişeklerinin parıltısından kamaşmış, karanlığa hasret…

Derken, özlenen karanlığa kavuşuluyor. Ard arda atılan iki aydınlatma fişeği bozuk anlaşılan. Fedailer ileri atılıyorlar. Ortalık ana baba gününe dönüyor birden.

Birbirini izleyen el bombası patlamaları tepeye tırmanmakta. Alay tümüyle saldırıya geçiyor. Yunanlılar gökyüzünü şenlik varmış gibi aydınlatıyor aydınlatma fişekleriyle. Fedailerin el bombaları tepenin iyice yukarılarında patlıyor artık. Makineli tüfek yuvaları birer birer susturulmakta. Alayın savaşçıları tepenin yarısına dek ulaşmışlar. Gün doğmadan tepe alınmak üzere…

Bu sıralarda gerilerden gelen tabur emir subayları, bölük komutanlarını arıyor. Getirdikleri emir üzücü: Erler sessizce toplanacak ve alay Soğucak Köyü sırtlarına çekilecek.

Emir uygulanmaya başlıyor. Erler manga manga geniş bir tümseğin ardında toplanıp, Soğucak yönünde geniş aralıklarla çekiliyorlar. Tepenin üstüne yakın yerlerden hâlâ el bombaları duyulan fedailere emri ulaştırmak olanaksız. Çaresiz, fedailer feda edilecek…

Tan yeri ağardığında, 56 ncı Alay Soğucak sırtlarına mevzilenmiş bulunuyor. Savaşçılar yorgun ve uykusuz. Bütün gece süren çarpışmaların yorgunluğu göz kapaklarını bastırıyor. İleri gözcülere güvenen gözler kapanıyor, başlar tüfeğe dayalı, sabah ayazının soğuk toprağında tatlı, fakat tedirgin kestirmeler başlıyor.

İleri gözcülerin ayağa fırlamasıyla, elektrik çarpmış gibi tüm alay gözlerini açıyor, uykulu eller tetiklere uzanıyor. Gözcüler, karşıdan koşarak gelenleri kucaklıyor, öpüşüyorlar. Dönebilen fedailer bunlar. Mevzidekiler de fırlayıp gelenlere koşuyor. Sarılanlar, öpüşenler, ağlayanlar… Arkadaşlarının dönmelerine sevindiklerinden mi, dönemeyenlere üzüldüklerinden mi ağlandığı belirsiz…

Harun Çavuş, içindeki ezikliği atamamış olan bölük komutanına tekmili veriyor :

Komutanım, karanlık çökünce üçer adım aralıklı avcı zinciri düzeninde tepe yukarı koştuk. Aydınlatma fişeği çakınca yere yumulduk. Sürüne sürüne yukarıya sokulmaya koyulduk. Çıktıkça birbirimize yanaşıyorduk. Azıcık soluklandıktan sonra, bir sınayak dedik. Bomba ağırlığında bir taşı tepeye fırlattım. Taş iyice yakınımıza düştü. Mesafe uzak deyip, az daha süründük yukarı. Bir taş daha savurduk. Rumca kaba sesler geldi taşın gittiği yerden. Hemen yakından üstümüze körü körüne ateş açtılar. Bir kaç da bomba attılar. Hiç ses etmedik. Yakında patlayan bombalar yerdeki taşları havalandırıp yine tepemize düşürüyordu. Aldırmadık. Ha gayret deyip az daha sokulduk. Uşaklara bombaları hazır edin işareti verdim. Bi baktım, hemen arkamdan gelen Keşap’lı Kadir yok. Yaralandı zahir deyip, sürünerek geri indim. Baktım, Allah onu bizden ziyade seviyormuş, aramızdan almış. Kadir’in gözünü örttüm, sürünerek yeniden başa geçtim.

Arkadaşlarla başladık torbadaki bombaları savurmaya. Tepe karıştı. Allah! Allah! naraları patladı tepenin dibinde. Alayın hücuma kalktığını anladık. Tepe hepten karıştı. Ben sürünerek daha uca çıktım. Torbadaki bombaları peşi peşine savurdum. Yunanda bir bağırtı bir cayırtı… Gavur iyice bocaladı. Bombam bitince geriye kaydım. Kaynaşmadan parolamızı birbirimize duyuramadık. Sola doğru yuvarlandım, İdris’i çağırdım. Ses gelmedi. Daha yuvarlandım Osman’ı buldum. Sordum : İdris nerde?, Harun Çavuş galiba o aşağıda yaralandı. Bombam tükendi ne edelim? dedi. Yaralımız, yitiğimiz var mı diye, Osman’ı sola saldım, ben sağa gittim. Biraz aşağıda toplandık. Allaha şükür kaybımız iki yiğitti. Gerisin geri sürünmeye koyulduk. Ne ilerimizde patırtı vardı, ne gerimizde. Gün ağarmaya döndüğünde tepenin dibine inmiştik. Baktık Alay da yok. Çekildiler herhalde dedim. Geniş aralıklarla sıçrata sıçrata getirdim arkadaşları.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir