Halife Olan Kişiyi Umuda Düşürecek İçten Bağlılık Gösterileri

Halife Olan Kişiyi Umuda Düşürecek İçten Bağlılık Gösterileri

Büyük nutuk

Baylar, halife bulunan kişiyi umuda düşürecek kimi içten bağlılık gösterileri de dikkati çekiyordu. Gizli olarak yapılan bağlılık gösterileri ise bizim görünüşe göre anladıklarımızdan daha çok imiş. Bu konuda bir örnek vermiş olmak için, o sıralarda İstanbul ve Trakya’da görevlimiz ve temsilcimiz olan Refet Paşa’nın yine o günlerde “Konya”adlı bir atı Halifeye sunması dolayısıyla kendi kardeşi, hem de emir subayı Rifat Bey’e yazdığı bir şifre ile, Halifenin başyaver aracılığı ile bu tele verdiği yanıtı, olduğu gibi bilginize sunacağım:

Şifre

5.1.1923

Rifat Bey’e

Konya’yı Halife Hazretlerine sunmak için getirtmiştim. Yalnız, şimdi ne durumda olduğunu görmediğim için sunmaktan çekiniyorum. İstanbul’da iyi bir hayvan bulunmayacağını anladığımdan ötürü Halife Hazretlerinin başyaverlerinden de hayvan satın almak için ivedilik göstermemelerini rica etmiştim. Hayvanın Halife Hazretlerince beğenilmesini Tanrı’nın bir iyiliği olarak kabul ediyorum. Büyük bir ataklık olacağını biliyor isem de, Kurtuluş Savaşının tarihsel bir anısı olduğu için, kendilerine bağlı bir eski askerin savaş armağanı olarak sunduğu “Konya”nın Halife Hazretlerince kabul olunarak sevindirilmemi rica ederim. En içten kulluk duygularıyla ellerini öptüğümün Hafife Hazretlerine duyurulmasında aracı olmasını Başyaver Şekip Bey’den dilerim. Konya’yı ve bu şifreyi Başyaver Şekip Bey’e hemen veriniz.

Refet

7 Ocak 1923

Trakya Olağanüstü Temsilcisi Refet Paşa Hazretlerine

Saygıyla sunulur:

Değerli kardeşiniz Rifat Bey’in verdiği yüce telinizi Halife Hazretleri Efendimize sundum ve gösterdim. Peygamber Hazretlerinin Yüce Vekili, gerek yeniden bildirilen özbağlılık duygularından gerekse sunulan “Konya” adlı hayvandan dolayı özellikle kıvanıp sevindiler. Sevgili yurdumuzun bağımsızlığını korumak gibi pek kutsal ve yüce bir amacın elde edilmesine çalışan büyükler arasında seçkinleşen yüce kişiliğinizin de yiğitlik ve özveri gösterdiği er meydanlarından birinin adıyla adlandırılan bu sevimli ve güzel atı almakla da övünç duydular. Yüce Cebrail, evrenin övüncü Peygamberimiz Efendimize (Ona selam olsun) Tanrı’nın elçisi olduğunu bildirdiği gibi, yüksek kişiliğiniz de Halife Hazretlerine (Peygamber’in) vekili olduğunu bildirdiğinden dolayı yüce varlığınız kendilerine bütün yaşadığı günlerin en mutlu ve en kutlu bir olayını her zaman için hatırlatacaklardır. Yüce kişiliğinizin bu değerli anıya karışmış olması dolayısıyla sık sık ve büyük sevgiyle anılacağınız besbelli iken, bir de her gün, alışkanlık gereği, sabah rüzgârı gibi yürüyen bu ata binildikçe yüksek ve değerli anılarınız bir daha yenilenecektir. Şu satırlar ile Halife Efendimizin değerbilir, öz ve gerçek duygularını ne ölçüde anlatabildiğimi kestiremem. Bunu başaramadıysam eksiğini, yüksek kişiliğinize kendilerinin doğrudan doğruya göstermiş oldukları babaca sevgi ve gönül almalar, daha önce gidermiş ve ödemiştir diye avunmaktayım. Bundan yararlanarak ve sonuç olarak, size Tanrı Gölgesinin (Zıllûllâh) özel selamlarını ve Peygamber Vekilinin hayır dualarını bildirip muştulamakla onur kazanır; üstün saygılarımı kabul etmek iyiliğinde bulunmanızı rica ederim efendim hazretleri.

Başyaver

Şekip Hakkı

(Bu yazışmaları ve karşılıklı sevgi gösterilerini biz,ancak halifeliğin kaldırılmasından ve padişah soyundan olan kişilerin ülkeden çıkarılmasından sonra bir rastlantıyla öğrenebildik.)

Din Oyuncuları Halifeyi Bütün Müslümanlara Egemen Bir Devlet Başkanı Yapmak İstiyorlardı

Şunu bilginize sunmalıyım ki, hem Şükrü Efendi Hoca, hem de onu ve imzasını ileri süren siyasacılar, sultan, ya da padişah sanını taşıyan bir hükümdar yerine, sanı halife olan bir hükümdar koyarak konuşmuşlar ve savlarda bulunmuşlardı. Şu ayrımla ki, herhangi bir ülkenin ve ulusun devlet başkanı yerine dünyanın dört bucağında düzensiz yığınlar olarak yaşayan, çeşitli soydan üç yüz milyonluk bir topluluğa sözü geçecek bir devlet başkanından ve onun görevlerinden, yetkilerinden söz etmişlerdi. Bütün Müslümanlara egemen olacak bu ulu devlet başkanının eline kuvvet olarak, üç yüz milyon Muhammet ümmetinden yalnız on, on beş milyon Türk halkını vermişlerdi. Halife adındaki devlet başkanı, “bütün Müslümanların (ümmetlerin) işlerini yönetecek ve dünya işleri ile ilgili kurallardan, çıkarlarına en elverişli olanlarını uygulayacak” idi. Bütün Müslümanların, “haklarını savunacak, onların bütün işlerine etkin bir dayanç ve istemle” el atacaktı.

Halife adını taşıyan hükümet başkanı, dünya yüzündeki üç yüz milyon Müslüman arasında adaleti sürdürecek, kamu haklarını gözetecek, dirlik düzenliği ve güveni bozacak olayları önleyecek, Müslümanlara başka dinden olanların yapabilecekleri saldırılara engel olacaktı. Müslüman topluluğunun esenliğini sağlamaya yarayacak uygarlık ve bayındırlık koşullarını hazırlamakla yükümlü bulunacaktı.

Saygıdeğer baylar, bu denli bilgisiz, dünya durumu ve dünya gerçekleriyle bu denli ilgisiz olan Şükrü Hoca ve benzerlerinin ulusumuzu aldatmak için “Müslümanlık Kuralları” diye yayımladıkları uydurmaların, gerçekte yeniden anlatılacak bir değeri yoktur. Ama, bunca yüzyıllarda olduğu gibi, bugün de ulusların bilgisizliğinden ve bağnazlığından yararlanarak bin bir türlü siyasal ve kişisel amaç ve çıkar sağlamak için dini, araç olarak kullanmaya kalkışanların içeride ve dışarıda bulunuşu bizi bu konuda söz söylemekten, ne yazık ki, şimdilik alıkoyamıyor. İnsanlıkta din duygu ve bilgisi, her türlü boş inanlardan sıyrılarak gerçek bilim ve teknik ışığıyla arınıp olgunlaşıncaya değin, din oyunu oyuncularına her yerde rastlanacaktır.

Şükrü Hoca’ların ne denli anlamsız, mantıksız ve uygulanma niteliğinden yoksun düşünce ve kuramlar savurduklarını anlamamak için gerçekten Hoca Efendi gibi “Allahlık” denilen yaratıklardan olmak gerekir.

Onların dediği gibi halife ve halifelik yetkisinin bütün dünya Müslümanları üzerinde geçerli olması gerekince, bütün varlığını ve güç kaynaklarını halifenin buyruklarına bırakmakla Türkiye halkının omuzlarına yüklenecek yükün ne kertede ağır olacağını biraz olsun acıyarak düşünmek gerekmez miydi?

Onların ileri sürdükleri gerekçelere ve kuramlara göre halife denilen hükümdar Çin, Hint, Afgan, İran, Irak, Suriye, Filistin, Hicaz, Yemen, Asir, Mısır, Trablus, Tunus,Cezayir, Fas, Sudan, kısacası dünyanın her yerindeki Müslümanların ve Müslüman memleketlerinin işlerini elinde tutacaktı.

Bu kuruntunun hiçbir zaman gerçekleşmemiş olduğunu bilirsiniz. Müslüman topluluklarının birbirinden büsbütün başka amaçlarla ayrıldıkları, Emevilerin Endülüs’te (İspanya’da), Alevilerin Mağrip’te (Kuzeybatı Afrika’da), Fâtimilerin Mısır’da, Abbasilerin Bağdat’ta birer halifelik yani saltanat kurdukları; dahası, Endülüs’te her bin kişilik bir topluluğun “bir halifesi (Emirülmüminin) ile bir minberi” bulunduğu Hoca Şükrü imzasını taşıyan kitapçıkta da yazılıdır.

Bu tarihsel gerçeği bilmezlikten gelerek, hemen hepsi yabancı devletlerin uyruğu olan, ya da bağımsız olan Müslüman uluslara ve devletlere halife adıyla bir devlet başkanı atamak akıl ve gerçekle bağdaşabilir miydi? Özellikle, böyle bir hükümdar makamını korumak için bir avuç Türkiye halkını bu işe bağlamak, onu yok etme yolunda uygulanagelen önlemlerin en etkilisi olmaz mıydı? “Halifenin görevi dinsel değildir. Halifeliğin temeli maddi güç ve egemenlik erkidir.” diyenlerin, halifeliğin devlet, halifenin devlet başkanı olduğunu söyleyip tanıtladıkları; amaçlarının da halife sanını taşıyan bir kişiyi Türkiye Devletinin başına geçirmek olduğu kolaylıkla anlaşılabilirdi.

Saygıdeğer baylar, Şükrü Hoca Efendi’nin ve siyasacı arkadaşlarının, kendi siyasal amaçlarını açıktan açığa söylemeyip bunu, bütün Müslümanlık dünyasına yaygınlaştırmak istemeleri, dinsel bir sorunmuş gibi söz konusu etmeleri, halifelik oyuncağının ortadan kaldırılmasını çabuklaştırmaktan başka bir sonuç vermemiştir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir